şükela:  tümü | bugün
  • her insanın hayal kurma şeklinin çok farklı olduğu. bir süre ince internette aphantasia diye bir şey gördüm. uzun süredir bende bir farklılık olduğunun farkındaydım ama bunu görünce birden her şey yerine oturdu. bende aphantasia yani zihin körlüğü vardı.

    zihin körlüğü kısaca gözünde hiç bir şeyi canlandıramamak. ben böyle bir şeyin varlığını öğrenene kadar insanların gözünde canlandır derken gerçekten bir şeyler gördüğünü bilmiyordum. benim için ciddi bir aydınlanma oldu. peki zihin körü olduğunuzu nerden anlarsınız? aslında bu çok basit. anneniz ya da çocuğunuz eşiniz gibi sık gördüğünüz birisini gözünüzün önünde canlandırmaya çalışın. eğer herhangi bir görüntü canlanıyorsa zihin körü değilsiniz.

    zihin körlüğü meselesini öğrendiğimden beri çevremdeki bir çok insana sordum ve aldığım cevaplar işi oldukça ilginçleştirdi. öncelikle bu konu hakkında yeteri kadar araştırma yapılmamış ve sanırım zihin körlüğü sanıldığından daha yaygın. sadece benim çevremde 6 kişi var. ve babam da zihin körü. bu da genetik olabileceğini düşündürüyor. ayrıca zihin körlüğüne sahip olmayanlar arasında da ciddi farklılıklar var. bazıları bir nesneyi düşünür düşünmez o nesneyi görür gibi olduğunu söylese de bazıları gözünde canlandırmak için uğraşıyormuş. ya da bir kedi hayal et dediğimde bazıları kedinin rengini ve diğer ayrıntılarını düşünmeden gözünün önüne getirirken bazıları daha belirsiz bir kedi canlandırıp ayrıntıları düşünerek oluşturuyormuş.

    zihin körlüğü konusunda yapılan araştırmalarda zihin körü insanların hayal kurmadığı söyleniyor. ama bunun yanlış olduğunu fark ettim. çünkü oldukça sık hayal kuruyorum. sadece görüntü olmadığı için kelimelerle ve diyologlarla hayal kuruyorum. bu da insanların hayal kurma şekillerinin de çok farklı olduğunu düşündürdü. ve sanırım bu konuda haklıyım. konuştuğum zihin körü insanlar arasında hayal kuran kimse çıkmadı. ayrıca hayal kurmanın yaş ilerledikçe ciddi şekilde azaldığını fark ettim. zihin körü olmayanlarda ise hayal kurma yöntemleri ciddi farklılık gösteriyor. mesela bazılarının hayallerinde özne kendisiyken bazılarında kendini temsil eden bir ideal benlik ya da karakterinin farklı yönlerini temsil eden alt benlikler oluyormuş. kimi insan hiç kelime kullanmadan film izler gibi hayal kuruyorken kimisi kelime, görüntü karışık kuruyormuş. bazı insanlar birbirinden bağımsız olaylar kurgularken bazı insanların sürekliliği olan bir hayal evrenleri varmış.

    daha yeteri kadar insanla konuşamadım ama konuştuğum herkesle daha çok şaşırıyorum. konuyu kafamda daha çok oturtmak için daha fazla insanla bu konuda konuşmak istiyorum. özellikle zihin körü olan yazarların mesaj atmasını bekliyorum.konu hakkında ılgi çekici bir şeyler fark edersem editlerim.

    edit: bir kaç yazardan mesaj aldım. benim de yaşadığım ve söylemeyi unuttuğum bir noktaya değindiler. konuştuğum tüm zihin körü olan insanlar gayet renkli rüya görebiliyor ve uyumadan önceki zihnin yarı açık olduğu evrede hayal ettiği şeyi gözünün önünde canlandırabiliyor.

    ayrıca ben bakmadan resim çizemiyorum, yüzleri hatırlamakta çok zorlanıyorum, yeni tanıştığım insanları hatırlasam bile isimler ve yüzler eşleşmiyor. mesela bir yere taşındığımda komşulardan birini görünce tanıyorum ama onun yan komşu mu karşı komşu mu olduğunu çıkaramayabiliyorum. çok iyi bildiğim yolları bile birilerine tarif edemiyorum. ve zihin körü olan bir çok insan da benzer sıkıntılar yaşıyor.
  • yale'de yapılan bir kaç araştırmaya göre duşta veya banyoda uzun süre kalmak aslında bir yalnızlık belirtisiymiş. bununla ilgili 4 ayrı araştırma yapmışlar ve bulduklari nedenler epey ilginc.

    mesela ilkinde kronik yalnızlık yaşayanların sıcak suyla yıkanarak duygusal bir "sıcaklık" elde etmeye çalıştığını fark etmişler. ikincisinde fiziksel olarak üşümenin insana kendini genel olarak yalnız hissettirdiğini kanıtlamıştır (buna şaşırmadım). üçüncüde geçmişte yaşadığımız olumsuzluklar ve reddedilme deneyimlerini hatırlayınca oluşan o burukluk ve sosyalleşme isteği (bir nevi yaralarımızı sarma isteği) ısınarak bastırılabilirmiş. son araştırmada ise bunların hepsinin bilinçaltında gerçekleştiği ve insanların genel olarak duşta veya banyoda uzun süre kalanların gayet mutlu ve sosyal bireyler olduğunu düşünürmüş.

    vay anasını. aylar önce instagramda görmüştüm. aslı var mı diye bakayım dedim, gerçekmiş. hep bu yüzdenmiş duştan çıkmak istemeyişlerim! yalnızlığım yollarıma pusu kurmuş beklemekteymiş! poff.
  • airbus a380 2milyon parçadan oluşuyormuş .
    nasıl bir kıyaslama yapılır şöyle efenim: bir f1 aracı 13bin parçadan oluşuyor.
    kaynak: discovery ch.
  • nat geo people da poliklinik diye bir belgesel var..
    burda sağlık ocağı/dispanser kırması bir yerde doktorlar hasta muayene ediyor.
    geneli pratisyen doktorlar fakat ilginç nokta şunlar;
    -ota boka tahlil istemiyor
    -film/tomografi isteyeni daha görmedim.
    -uzman doktor hak getire..
    -ameliyatlık vakaları başka hastaneye postalıyorlar.
    -geneli fizik muayene yapıp tavsiye verip gönderiyor.
    -ilaç yazımı az.
    -pratisyene bile randevu alıyorsun.
    -çocuk ve yaşlılar harici diğer kesimlerden gelen çok az.

    ülke çok gelişince böyle bakılıyor galiba hastalara..
  • nat geo people da poliklinik diye bir belgesel var..
    şirin sıcak bir sağlık kurumunda geçiyor olay.
    geneli işini seven doktorlardan oluşuyor. dikkatimi çeken bir kaç nokta şunlar;
    -ota boka tahlil istemiyor. hastaların bilgisayar kayıtları ve dosyalarında geçmiş bilgileri, tahlilleri mevcut.
    -film/tomografi gerekiyorsa isteniyor. ancak dediğim gibi doktorlar hastanın önceki tüm süreçlerine hakim ve süreci buna göre yönetiyor.
    -her doktor hastayı insan yerine koyuyor önemsiyor. hastaya saygı gösteriyor ve yardım etmeye çalışıyor.
    -gerçekten ameliyatlık bir durum varsa ameliyata yönlendiriyor.
    -hastaların insan olduklarını biliyorlar. kendi sorunlarını hastalara yansıtmayıp, egolarını onlarla tatmin etmiyorlar. birşeyin yok deyip geçmiyorlar. hastayı içi rahat edecek şekilde bilgilendiriyor ve yönlendiriyorlar.
    -ilaç yazımı az. çünkü doktorların ilaç firmaları ile anlaşmaları yok. sadece gerekli olanları gerekli dozda veriyorlar.
    -pratisyene bile randevu alıyorsun. ama 3 hafta sonrasına değil. geliyorum deyip gidiyorsun.
    -çocuk ve yaşlılar harici diğer kesimlerden gelen çok az. tıpkı dünya genelinde olduğu gibi.
    -hastalar konuşup dertleşiyor, sıkıntılarını paylaşıyor ve sabırla dinliyorlar. ve bu işi severek yapıyorlar.

    ülke çok gelişince doktorlar da gelişiyor demek ki. kendinlerini bütün insanlardan üstün görmüyorlar.
  • bugün okuduğum ve paylaşmak istediğim ufak bir yazıdır.
    ikizler üzerinde yapılan çalışmalarda, ayrı yetiştirilen tek yumurta ikizlerinin oldukça benzer niteliklere sahip olduğu saptanmış. birbirinden 39 yıl önce ayrılmış ve birbirlerine 45 mil uzakta yetiştirilmiş ikizlerin aynı model ve aynı renk arabaları kullandıkları görülmüş. bu ikizler aynı marka sigarayı içmekte, aynı ismi verdikleri köpekleri bulunmakta ve birbirlerine çok yakın benzer yerlerde tatil yapmaktaymışlar.
    kaynak: robbins s. p. ve judge, t. a. (2011), örgütsel davranış, nobel yayınevi.
  • kadınların araç kullanımında erkeklere kıyasla neden başarısız olduklarını evrimsel süreçle açıklamaya çalıştım, okumanızı öneririm:

    insanoğlunun evrimsel süreçteki gelişimine baktığımızda karşımıza nispeten enteresan sonuçlar da çıkmaktadır. ben bu konuda daha çok dişi ve erkek bireylerin beyin gelişimi üzerinde duracağım.

    şu an için daha iyi bir görsel bulamadım, ancak anlamınız için bu da kafi: burada erkek ve dişilerin farklı beyin gelişimlerini görüyorsunuz (kadın beyni -vücutlar baz alınırsa- erkek beynine göre daha büyüktür. yani kadınlar vücutlarına göre daha büyük bir beyin taşırlar, ama vücutları baz almazsanız erkeğin beyni daha büyüktür.)

    kadın beyni iki yarımküre arasında çok daha fazla etkileşim halinde iken;
    erkek beyni tek yarımküre arasında daha çok etkileşim halinde.

    bu ne demek oluyor?

    bu şu demek oluyor: yapılan bilimsel araştırmalarda da kanıtlandığı gibi erkekler evrimsel gelişimde daha atik, daha seri hareket etme, hızlı karar alıp-uygulama gibi işlerde kadınlara göre çok daha başarılılar. yani en uygun ifadesiyle erkekler daha ''çılgın'' gibi hareket edebiliyorlar. erkeklerin mekansal bilgileri daha iyi kavrayıp hareketlerini daha iyi yönetebildikleri de biliminsanları tarafından açıklandı.

    kadınlar ise sosyal yaşamda, ikili ilişkilerde, etkili diyalog kurma ve karşısındakini daha iyi anlayıp kendini başarılı ifade edebilme gibi günlük hayatın temel koşullarında daha iyi bir profil çiziyor. buna ek olarak kadınlar erkeklere kıyasla çok daha dikkatli davranıyorlar ve yüz tanımada erkeklere göre yine daha başarılılar ve bebek bakma gibi çok zor bir sürecin de kilit rolünü oynayabiliyorlar.

    peki bu farklılık günlük yaşamda karşımıza ne gibi sonuçlar çıkartıyor? çok basit ama somut bir örnek vermek gerekirse kadınların araba kullanımındaki başarısızlığını hepimiz biliyoruz. feminist arkadaşlar şu anda bu satırları okurken belki bana küfredecekler ama ben tamamen mantıksal çerçevede olayı bilimsel olarak analiz etmeye çalışıyorum. kadınlar araç kullanımında daha başarısızlar, zira az önce erkeklerde saydığım o hızlı karar alıp verme, atik ve tehlikeli davranma gibi şeyler kadınlarda yok. hal böyle olunca, trafikte önüne bir şey çıktığında donup kalan yahut sıkışık trafikten çok bunalıp bir türlü çıkamayan kadın sürücüleri görmemiz doğal oluyor.

    zaten evrimsel gelişime baktığımızda atalarımızın avcı/toplayıcı hayatta nasıl yaşam sürdüklerini bugün az çok biliyoruz. avlanmaya çıkıp vahşi hayvanlarla mücadele edip tabiri uygunsa evine bi parça et getirmeye çalışan hep erkekler olmuştur. bu da doğal seçilim yoluyla sonraki nesillere aktarılmış ve doğada hayatta kalabilmek için risk alıp savaşmak, her zaman hızlı olmaya çalışmak ve atik davranmak insanların zorunlu oldukları temel davranışlar bütününü oluşturmuştur. tarihsel sürece baktığımızda ise daha sonraki evrelerde, dönemin ilkel arabası diyebileceğimiz at sırtına binip ok atmak gibi temel yaşamsal koşullar da evrimsel sürecin bu yönde gelişmesine epey katkı sağlamıştır. arabaya binip bi elde direksiyon çevirmeye çalışıp, diğer elle vites yükseltip küçültürken aynı zamanda debriyaj-gaz-fren üçlüsünü de kontrol altına almaya çalışmanın; at sırtına binip de bacaklarla atı kavrayarak onu hakimiyet altına almak ve sert yayları çekip nişan alıp ok atmak arasında temelde hiçbir fark yok.

    zaten trafiğin erkeklere göre dizayn edildiğini söylememe lüzum da yok sanırım.

    hülasa hayatta kalma becerisine kim daha çok sahipse, genetik olarak bu diğer doğacak nesillere de aktarılmış ve seçilim bu yönde kendini tamamlamış. bu araç kullanma beceresi için çok basit olarak ''erkek çocukları çok küçük yaşlarda direksiyon başına geçiyor, ondan onlar daha iyi araba sürüyorlar'' da diyebilirsiniz. ancak unutmayın ki kadınlara da testosteron hormonu verildiğinde onların tıpkı erkekler gibi araç sürebildiği yine bilim camiasında kanıtlanmıştır.

    uzun bi zamandan sonra düzenleme: evet bu düzenlemeyi yapmak zorunda kaldım, çünkü işbu yazıyı okuyan sevgili hanımefendi arkadaşlarımız sağ olsun her seferinde bana nefretlerini kustular. bana ''kadın düşmanı zır cahil'' şeklinde ağır ithamlarda bulunanlar olduğu gibi, meselenin bilimsel/evrimsel kısmını bir kenara itip tamamen ''ama erkek sürücülerin çomarlıklarını nasıl görmezsin! bizi sürekli trafikte sıkıştırıp taciz eden siz erkekler değil misiniz!?'' şeklinde absürt tepkiler veren de oldu.

    arkadaşlar, değerli hanımefendiler... bugün günlük yaşamda meydana getirdiğimiz eylemlerin çoğunu biz zaten bilinçli şekilde yapmıyoruz. biz, binlerce yıldır süregelen genetik kodlarımızın inşa ettiği algoritmalarımızın istediği şekilde gayri ihtiyari hareket ediyoruz. yani genlerimizde ne yazılıysa, atalarımızdan bize ne miras kalmışsa, biz bugün onu günlük yaşamda canlandırıyoruz. ben bu yazımda ne kadınları küçümseme gayesi güttüm, ne de başka kötü bir niyet besledim... bugün kadınların günlük yaşamda başarısız/noksan kaldıkları konular olduğu gibi erkeklerin de başarısız/noksan kaldıkları konular olabiliyor. bunu dile getirdiğim zaman bana neden ateş püskürüyorsunuz ki? ben kimseye iftira atmıyorum, kimseyi küçümsemiyorum. ben sadece var olan evrimsel bir gerçeği dile getiriyorum. yani ortada bir gerçek var ve siz o gerçeği açıkça dile getiren yazarlara kızarak örtmek istiyorsunuz.

    lütfen! lütfen kadınsal içgüdülerinizi bir kenara bırakmaya gayret ederek meseleyi birazcık olsun objektiflik içinde analiz etmeye çalışın.
    erkek sürücülerin trafikte yaptığı çomarlıklardan, bir erkek olarak ben bile çok rahatsız oluyorsam ve bazen zor durumda kalıyorsam, siz kadınların kalması gayet normaldir. bunu inkar etmiyorum, elbette böyle bir gerçeği gözardı edemem. fakat dikkat edin, ben konuyu tamamen bilimsel açıdan ele almaya çalıştım. erkeklerin yaptığı çomarlıklar başka bir konuya pencere açıyor. o konu, bu yazdığım yazının konusu olamaz. o yüzden rica ediyorum artık şu basit yazıyı okuduktan sonra bana ''kadın düşmanı pislik!'' gibi zevzekçe söylemlerle gelmeyin, cidden doldum taştım artık... yeter. kadınsal içgüdülerinizi bir kenara bırakmayı deneyin mümkünse ve gelin öyle tartışalım.
  • hepimizin bildiği üzere newton'un kafasına düşen elma sayesinde yer çekimi kanunun ilk adımlarının atıldığı söylenir. ingiliz meteorolog ve nasa astronotu olan piers sellers uzaya giderken elmanın düştüğü ağacın bir parçasını yer çekiminden kurtarmak isteyip yanına alarak uzaya gitmiş.

    bu ağacın aslında tam olarak hangi ağaç olduğundan emin olunamıyor çünkü iki farklı ağacın olabileceği söyleniyor. bunlardan 1.si newton’un okumuş olduğu the king's school'un bahçesindeki elma ağacı. 2. si ise yine newton'un okuduğu trinity college'ın bahçesinde bulunan elma ağacı. hangi ağaç olursa olsun gerçekten mükemmel ve şahane bir davranış gerçekleştirmiş piers sellers. *
  • suyu buzdolabında soğutmakla kar soğuğunda soğutmak arasında lezzet farkının olması.
  • ivmeölçerler belirli bir eksendeki ivmelenmeyi ölçerler. 2000 euroluk nispeten ucuz ve küçük bir ivmeölçer yeterli miktarda güç ile beslenebilirse ortamdaki bütün titreşimleri ölçebilir. bildiğimiz üzere ses dalgaları titreşimlerden meydana gelir. yani her bir ses dalgası dairesel olarak yayılırken etraftaki cisimlere çarpacak onları da titretecektir. iyi bir ivmeölçer bu titreşimleri yakalar, bir veri toplama sistemine aktarırsa ve tekrar bu titreşim kayıtları oynatılırsa ivmeölçerin ölçtüğü frekansta titreşimler (yani sesler) tekrar duyulabilir.

    şimdi bu ne işimize yarayacak?

    şöyle ki, hepimizin elinde, cebinde, masasının üstünde ve arabasında ivmeölçer var. bu ivmeölçerleri kimimiz günde kaç adım attığını saymak için kimimiz oyun oynarken kimimiz de telefonumuzun ekranını portre modundan manzara moduna çevirmek için kullanıyoruz.

    bazı muhabbetler var ya hani google bizi dinliyor facebook akşam yengenize hediye alıcam dedim bana yengen tost reklamı gösterdi vs gibi. bu olayların temelinde mikrofon erişimi dışında ivmeölçerler de kullanılabilir.

    bu konularla ilgili biraz araştırma yaptım. ios'un ölçümleme sıklığını düşük tuttuğunu bu sebeple de kayıt edilebilen verilerin insanların anlayabileceği şekilde tekrar oynatılamayacağı söyleniyor ancak zaten herkesin dediklerini analiz etmek için bir insan kullanamazsınız. bu aşamada devreye makine öğrenmesi ve ses analizi algoritmaları giriyor. bu algoritma cips kelimesine yakın bir şey duyduğunda size cips reklamı gösterilmesine karar verebilir. kayıp? meh yok gibi zaten standart olarak 435345 kişiye cips reklamı gösterecektim. kazanç? sesi doğru tutturduysan alıma kadar gidebilir bu da kat kat daha fazla kazanç demek.

    velhasıl bu tarz işlere çok takılıyorsanız. (bence herkesin takılması lazım özellikle şu ruh hastası the circle filminden sonra) telefonunuzun ivmeölçerine erişim isteyen uygulamaları yüklerken ekstra dikkatli olun.

    araştırmalarımız sürecek.

    https://www.wired.com/…/10/iphone-keylogger-spying/

    http://stackoverflow.com/…ometer-sampling-frequency