şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • ormanda yürüyüş bağışıklık sisteminizi güçlendirir. ufkunuz iki katına çıkmadıysa bile daha sağlıklı olacaksınız, fena mı?
  • şehirlerdeki ışık kirliliğinin en az diğer çevre kirlilikleri kadar canlı hayatı üzerinde kötü etkileri olması.

    işin kötü yanı ise şehirlerde yaşayan insanların bu kirliliğin farkında bile olmaması. 1994 yılında los angeles'te deprem olup elektrikler kesildiğinde insanlar polisi arayıp gökyüzünde tuhaf dev gibi gümüşümsü bir bulut olduğunu söylemişler. aslında gördükleri ise(ilk defa) dünyanın doğumundan beri varolan samanyolu'ymuş.

    milyarlarca yıldır dünya üzerinde yaşayan canlıların bu kadar yıl boyunca maruz kaldığı bir döngü var: gece ve gündüz döngüsü. milyarlarca yılda adapte olunmuş bu döngü sadece son 150, hatta son 50 yılda çok fazla bozulmaya başladı. insanlar da dahil canlıların bu değişime bu kadar kısa sürede adapte olabilmesi mümkün değil.

    diğer canlılardan hariç olarak ışık kirliliğinin insanlar üzerinde psikolojik bir etkisi var. ilk olarak milyonlarca yıldır içinde evrildiğimiz aydınlık-karanlık döngüsünü kaybettik ve biyolojik saatimiz bozulmaya başladı. geceleri şehirlerde karanlığa maruz kalmamız neredeyse imkansız. araştırmalarda, biyolojik saatimizin bozulmasının uyku bozukluğu, depresyon, göğüs kanseri, diyabet ve daha fazlasına yol açtığı görülüyor. geceleri yapay ışığa maruz kaldığımızda vücudumuz melatonin hormonunu üretiminde azalma görülüyor. yapay ışığın retinamıza verdiği zararlardan bahsetmiyorum bile.

    yukarıdaki bilgileri yaptığım küçük bir araştırmada öğrendim. beni bu konuda araştırma yapmaya iten şey ise geçtiğimiz ay samanyolu'nu fotoğraflamak için gittiğim karanlık bölgelerde gördüğüm gökyüzü manzaralarıydı. geçen yıl gerçekten karanlık bir bölgeden çekim yapabilmek için tek başıma gece ormana girme hatasını yapmıştım. en fazla 15 dakika kalabildiğim bu yerden sadece bir fotoğraf çekebilmiştim:

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/29324258710

    bu yıl ormana gideceğim gece hava bulutlu olduğu için sahile gittim. bulutların görüşü kısıtlaması yanında yapay ışıkları yansıtma gibi kötü bir özelliği var geceleri. ama yine de bulutlar çok fazla değildi ve samanyolu gözüküyordu:

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/35092210372

    sabaha karşı venüs'ün bulutların arkasından parlaması ise çok hoç bir sürpriz oldu:

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/34259578143

    ertesi gece yine ormana girmeye niyetlendim ancak bu kez hava hem bulutluydu hem de gök gürüldüyordu. vazgeçip dönecekken limana inip bir kaç kare fotoğraf çekmeye karar verdim. limana gittiğimde karşılaştığım manzara hem ürkütücü hem de çok güzeldi. neredeyse her 10 saniyede bir gökçeada taraflarına bir yıldırım düşüyordu ve her seferinde ortalık gündüze dönüyordu. üzerimdeki bulutlar tamamen kapanana kadar yaklaşık 40 dakikada en az 150 yıldırım düşmüştür. bunların 72 tanesini fotoğraflayabildim. aralarından seçtiğim 16 fotoğrafı tek bir karede birleştirince şöyle bir manzara çıktı ortaya:

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/34280410624

    çektiğim tüm kareleri birleştirip bir klip yaptım, benim canlı tanık olduğum manzaraya yakın bir görüntü çıktı ortaya:

    https://www.instagram.com/p/bvf0weglusu

    diğer bir versiyonu:

    https://instagram.com/p/bwpgxhnf1w2/

    haftasonu sona erdiği için ormandan gözlem hayallerimi bayram tatiline ertelemem gerekti. bu kez aynı ormanın ışık kirliliği haritasında gördüğüm en karanlık bölgelerine gittim. kaldığım süre boyunca gördüğüm gökyüzü manzarası unutulacak gibi değildi.
    gittiğimiz ilk gece orman yolundan ayrılmayarak ancak çok karanlık bir yerinde gözlem yaptık. arabanın farlarını kapatıp gökyüzüne baktığımda samanyolu tüm ihtişamıyla parlıyordu. gökyüzü ne kadar muhteşem gözükse de yeryüzü o derece korkunçtu çünkü gözünüzü kapattığınızda gördüğünüz şeyden hemen hemen farksızdı. o yüzden en fazla yarım saat kalabildik ve bir kaç kare fotoğraf çektim:

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/35467840696

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/35723542716

    bir sonraki gece her ne kadar ormana gitmek istesem de jupiter gecenin ortasında batıda olacaktı, bu da jupiter'in ışığının denize düşeceği anlamına geliyordu. jupiter'in mehtabını yakalamak için sahile gittim ve amacıma ulaştım:

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/35378506490

    jupiter battıktan sonra samanyolu ortaya çıktı ve sahilden samanyolunu izlemek çok keyifli olduğu için o gece o manzarayı bırakıp ormana gidemedim:

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/35723731276

    samanyolu ve yıldızların 11 dakikalık pozlaması:

    https://flic.kr/p/uzeehf

    bir sonraki gece ışık kirliliği haritasından hem ormanın en karanlık bölgelerinden biri olan hem de denizi gören bir nokta belirleyip gittim. yanımda kimse olmadığı için kamerayı orada bırakıp resmen kaçtım. gökyüzü manzarası rüya gibi olmasına rağmen yeryüzünde tamamen karanlıkta ormanın ortasında olma durumu vardı. kamerayı bıraktığım yerin karşısında gökçeada vardı. sabaha karşı gidip kamerayı aldım. gökçeada'dan gelen çok küçük bir ışık kirliliği olmasına rağmen etkisini görebilirsiniz:

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/35525672641

    o gece kamera 670 fotoğraf çekmiş. çekilen fotoğrafları birleştirip bir klip hazırladım. klibin üzerine de bence türk müziğinin en esaslı virtüözünü ve bestesini, tanburi cemil bey'in şedaraban saz semaisini koydum:

    https://www.instagram.com/p/bwpld-rfwpz

    son gece ise resmen haritada gözüken en karanlık bölgeyi gitmek üzere belirledim bu kez yalnız değildim, yanımda kardeşim de vardı o yüzden biraz daha rahattım, zaten biraz da alışmıştım karanlığa. farları kapatıp, arabadan inip gökyüzüne baktığımda şimdiye kadar bulunduğum en karanlık noktada olduğumu anladım. samanyolu'nun merkezi tüm detaylarıyla ortadaydı. daha önce sadece fotoğrafta ortaya çıkan samanyolu'nun merkezindeki nebulalar bile gözüme devamlı anlık olarak gözüküp kayboluyordu. ayrıca samanyolu'nun sarmal kolu daha önce görmediğim bir şekilde tam tepede olduğu için samanyolu'nun merkezinden daha fazla parlıyordu. yukarıda gerçekten de bir milky way yani süt yolu vardı çünkü gökyüzüne sanki süt dökülmüş gibiydi ve inanılmaz parlıyordu. işte o an ışık kirliliğinin hayatımızdan götürdüğü şeyi daha iyi anladım. belki de bu manzarayı kaybettiğimiz için yüzden artık ömer bedrettin uşaklı gibi bir şair çıkıp "yıldızların altında", "denizde akşam", "çoban yıldız gibi kalbime aktın" dizelerini yazmıyordu. ışık kirliliği sağlımızın yanından kültürümüzü de götürüyor galiba.

    o gece gökyüzünü seyretmekten kamerayı bir hayli süre unuttum. kardeşimin de karanlıktan tedirgin olmasıyla kamerayı ayarlamaya başladım. bulunduğumuz yer ağaçların çok sık olduğu bir yerdi o yüzden samanyolu'nun merkezinin gözükeceği şekilde kamerayı ağaçların arasına bırakıp gittik, sabah karşı dönüp aldım. toplam 422 kare fotoğraf çekilmiş. geceden bir kare:

    https://www.flickr.com/…os/mesutbirinci/35723172626

    gecenin klibine ise müzisyen arkadaşım klibin çekim yeri olan trakya'dan bir müzik koydu:

    https://www.instagram.com/p/bwphh3wflqk

    bu görüntüler gözümüzün anlık olarak algılayıp işlediği biçimde değil, ortalama 20 saniyelik pozlama sayesinde elde ediliyor. ancak çıplak gözle yıldızlar da, gezegenler de(neptün, uranüs, pluton hariç), gezegen ve yıldızların suya düşen ışıkları da, samanyolu da çıplak gözle görülebiliyor. bu fotoğraflarda elde edilen görüntülerin %10'u bile aydınlatılmış bir şehirden elde edilemez. ayrıca gece fotoğraf çekerek gökyüzü gözlemi yapmanın en güzel yanı ortaya çıkan fotoğraflar değil gözlem sırasında görülen manzaradır.

    karanlığa gidin, karanlık gecede güzellik vardır. 5 dakikalığına bile olsa binlerce yıldır insanların hayatında olan bu güzelliği görün.
  • meğersem balmumunu bal arıları üretiyormuş. tüm hayatım yalandan ve cahillikten ibaretmiş...
  • fransızca'da özlemek diye bir fiil yokmuş; yerine eksik bırakmak anlamına gelen bir fiil kullanılıyormuş. "onu özledim" değil de "o beni eksik bıraktı" demiş oluyormuşsun... düşünsenize ne kadar da anlamlı ve romantik. boşuna fransızca romantizmin dilidir dememişler. fransızca sevişeceksin de...
  • dünyanın ilk akıllı telefonu, 1993’te florida’da kablosuz dünya konferansı’nda bellsouth cellular tarafından sunuldu. ıbm tarafından tasarlanan simon adı verilen cihazın dokunmatik lcd ekranı vardı ve fiyatı 899$’dı. o zaman sadece 2000 tane simon yapılmıştı.

    günümüz kullanıcısı eline alsa kocaman ve ağır siyah bir kutu gibi göreceği dünyanın ilk akıllı telefonu simon o tarihte telefon özelliklerini çeşitli bilgisayar yetenekleri ile birleştiren ilk taşınabilir tasarımdı.

    yazılım içeren ilk cep telefonu olan ve abd’de 15 eyalette tam 50 bin adet satan ıbm simon’ın şarj ömrü sadece 4 saatti.

    simon
  • iyi ki öğrendim hissi verdiren bilgilerdir.

    ağrıyan dişin çaprazındaki kulağa * bir diş sarımsak konursa diş ağrısının geçtiği denenip, onaylanmıştır.
  • kapıcılar kralı ile çöpçüler kralının iki ayrı film olması.
  • neandertallerin, homo sapiens ile çiftleşmesi ve bugün bazı insanların %4 oranında neandertal geni taşıması.
  • kelimelerin etimolojik kökenlerini öğrenmeye ve araştırmaya meraklı biri olarak; "damacana" sözcüğünün hikayesi bir hayli ilgimi çekmişti.

    rivayete göre, 1347 yılında napoli'deki krallığından sürülen kraliçe jeanne, provence'a iltica etmek üzere yola çıkar. lâkin yolda şiddetli bir fırtınaya yakalanınca, günümüzde güneydoğu fransa'da côte d'azur bölgesinde yer alan saint-paul-en-forêt yakınlarındaki bir köyde camcılık işiyle uğraşan bir adamın kalesine sığınır.
    kraliçe, geceyi geçirdiği bu kalede adamın şişeleri nasıl yaptığını görmek ister. kraliçenin isteğini yerine getiren camcı, cam kamışına üflemesi ile yaklaşık 10 litre hacminde kocaman bir cam şişe meydana getirir. durum karşısında şaşkına dönen adam, şişeyi korumak için hasırla sarar ve bu şişeye kraliçenin anısına "kraliçe jeanne" (reine jeanne) adını koyar. dönemin hükümdarı ise kendisinden bu şişeye "lady jeanne" (dame-jeanne) ismini vermesini ister.

    böylece, o dönemden sonra üretilen bu büyük cam şişelerine dame-jeanne adı verilir. zamanla dame-jeanne kelimesi demijohn'a evrilir, oradan da dilimize "damacana" olarak geçer.
  • gülmek güzel bir şey değil mi? ama toplumsal olarak neyi ifade eder? toplumları etkiler, peki salgını olabilir mi? gülme salgını diye bir şey olabilir mi mesela?

    mizah ne kadar bireysel algılansa da aslında müthiş bir iletişim şeklidir. farkına vardın mı peki; yalnızken çok gülmediğin bir şeye başkalarıyla daha çok gülersin. evet aynen öyle.

    gülmek başta da dediğim gibi insanları birbirine yakınlaştırır ve iletişimini güçlendirir, genelde komik kişiler daha çok sevilir ve onunla konuşması keyif verir. çünkü onun bu yeteneğinden dolayı iletişimi güçlüdür ve kendine daha yakın görürsün.

    bazen bir insana neye güldüğünü bilmeden bile gülebilirsin, çok güçlü duygular uyandırır insanda.

    toplum içerisinde bir şeye gülünmeye başlandığında genelde bulaşıcı bir etkisi vardır. bunu da fark etmişsindir. bir duruma/olaya gülünür ve yayılarak bulunduğun grup gülmeye başlar. gülmek bulaşıcıdır.

    hatta başta söylediğim gülme salgını adında bir vaka vardır. 1962'de afrika'da bir katolik lisesinde kızlar arasında bir gülme salgını başlıyor, salgın eve döndüklerinde anne ve kız kardeşlerine geçer. hıçkırık ve ağlamaya karışan bu gülme krizleri insanları yemek yemekten bile alıkoymuş ve çoğu insan tükendiği için bitmek durumunda kalmış. sıkı durun bu salgın yaklaşık 18 ay sürmüş.

    (bkz: taganyika gülme salgını)
    ayrıca bir başka ilginç vaka (bkz: 1518 yılındaki dans salgını)