şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • eski türk edebiyatı hocamız sağ olsun, baya sever bu tarz bilgiler vermeyi benim de çokca hoşuma gider orası ayrı tabii. dün derste yine bir kelimenin etimolojisinden bahsetti, baya şaşırdım ve hoşuma gitti. bizdeki kaldırım kelimesi mesela, ben kaldırmak fiilinden türediğini falan düşünüyordum meğerse rumca’daki kali yani iyi ve dromos yani yol anlamına gelen iki kelimenin birleşmesinden oluşan kalidromos güvenli yol anlamına geliyormuş. zamanla da dilimize kaldırım olarak yerleşmiş. anlık bir aydınlanma yaşamadım değil.
  • ali samiyenin babası şemsettin sami’dir.
  • internetteki videoları x1.25 veya x1.50 hızla izlemek gayet faydalı bir eylemdir ancak en büyük faydası size %20 * veya %33 *zaman kazandırması değil.

    gerçekten karşısına oturup odaklanarak izleyeceğiniz bir videoyu yüksek hızda izlediğinizde beyniniz onu izlerken sıkılmıyor. çünkü normal video hızı -yüksek bir ihtimalle sizin için de- normal anlama hızınızdan daha yavaş. aradaki bu zaman farkında ise beyniniz sıkıldığı için farklı konular ile dikkatini kaybediyor.

    yani, mesela 40dakikalık bir ders izleyeceksiniz, beyniniz bunu normalde 32dakikada *yeterince iyi anlayabilir. ama aradaki fark olan 8 dakikayı da video izleme sürecinize yaydığınızda, hem 8 dakika kaybediyorsunuz, hem de tüm süreç boyunca dikkatiniz dağılıyor. dolayısıyla hem zamandan hem de bilgi miktarından kaybediyorsunuz.

    burada değinilmesi gereken bir husus daha var:
    anlama hızınızı geliştirebilirsiniz. yeterince miktarda yaptığınızda göreceksiniz ki 1.25 hızda izlemek sizin için yeterince iyi miktarda odaklanma sağlıyor. videoyu tekrar 1.00 hızına düşürdüğünüzde her şey çok yavaş/dayanılmaz sıkıcı gelecek.
    bir süre sonra 1.5 hızda izlemenizi de tavsiye ederim.

    genel olarak bir şeyleri hızlı anlamak güzel bir olay. illa ki faydasını görürsünüz.
  • anatomi hocamız insan anatomisindeki 1. omurga olan c1'in özel isminin mitolojik karakter olan atlas'tan geldiğini söylemişti.atlas nasıl dünyayı omuzlarında kaldırıyor,c1'de başı taşıdığı için özel olarak atlas ismini almış.

    ufkunuzu iki katına çıkaran bir şey mi bilinmez ama oldukça ilginçtir kendileri.
  • çiçero'nun cemiyet yapısı teorisi:

    1- fakir, çalışır.

    2- zengin, sömürür.

    3- asker, her ikisini de korur.

    4- mükellef (yani vergi verenler), her üçü için öder.

    5- serseri, dördünün adına istirahat eder.

    6- ayyaş, beşi için içer.

    7- bankacı, ilk altıyı dolandırır.

    8- avukat, ilk yediyi kandırarak savunur.

    9- hekim, sekizini de öldürür.

    10- mezarcı, dokuzunu da gömer.

    11- politikacı, 10'lar sayesinde yaşar.

    iki bin yıldır çiçero'dan bu yana dünya hiç değişmemiş demek ki!
  • "dünyada bilinen 4.300 din var. bir ateist 4.300 ünü reddediyorsa bir dindar da 4.299 unu reddediyor."
    ricky gervais

    tüm günümü mahvedecek keşke öğrenmeseydim.
  • bir döneme damgasını vurmuş efsane ayakkabı nike air jordan'ın hikayesi.

    aslında ilk havalı ayakkabıyı nike bulmamıştı. ilk havalı taban 1882 yılında abd patent ofisi tarafından onaylanarak patent almıştı. ve bundan sonra 72 değişik havalı tabanlı ayakkabı üretildi. ancak hiçbirisi uzun ömürlü olmadı. ticari yönden zarar ettiler ve piyasadan silindiler.

    frank rudy 1925 yılında ohio'da doğmuştu. uçak mühendisiydi. 1969 yılında uzay sanayii'nde yaşanan sıkıntılarla beraber rockwell international'daki işinden ayrıldı. ve evinde inzivaya çekildi. bir yandan da çeşitli icatlar üzerinde çalışmaya devam ediyordu. hayattaki en büyük tutkularından birisi kayaktı. en azından kayak tutkusunu hayata geçirebilecek kadar zengin olmayı umuyordu. en sonunda bu hobisini işle birleştirecek bir formül bulmayı başarmıştı. bir kayak ayakkabısı tasarlayacaktı. bunun için de yakın arkadaşı bob bogert'la beraber kolları sıvadılar.

    birkaç sene içersinde istedikleri gibi bir ayakkabı üretmeyi başardılar. bunu hemen head skis şirketinin sahibi howard head'e götürdüler. kendisi bu ayakkabıyı oldukça beğenmişti. ayakkabının patentini aldı ve seri üretime geçmek için hazırlıklarını tamamladı. ancak kısa bir süre sonra head skis şirketi amf adlı başka bir şirkete satıldı. ve ne yazık ki frank rudy ve bob bugert'ın tasarımları da bu yeni şirketle beraber çöpe gitti.

    ancak bu ikilinin hemen yılmaya pek niyeti yoktu. o yıllarda amerika'da "sağlıklı bir yaşam için koşu" furyası başlamıştı. ve iki kafadar bunu değerlendirmek için tekrar çalışmaya koyuldular. çok geçmeden de ortaya yepyeni bir ayakkabı çıkartmayı başardılar. içinde hava keseleri olan bir ayakkabıydı bu. ve bu yeni ayakkabının üretimi için de beta firmasıyla konuşup anlaşmaya vardılar.

    aslında her şey güzel başlamıştı. ilk etapta 50 çift ayakkabı üretilmişti. ancak zamanla işler umdukları gibi gitmemeye başladı. hatta bir faciaya dönüştü. çünkü 1974 yılında çıkan petrol kriziyle beraber ayakkabıları üreten şirket içinde daha az petrol bulunan yeni bir karışımı denemeye karar vermişti. ancak bunu gizlediler. sonuç ise bir felaket oldu. yeni üretilen ayakkabılar bir bir patlamaya başladı. ayakkabılar o kadar gürültülü patlıyordu ki insanlar yanlarında ateş edildiğini düşünerek kaçışıyordu. daha sonra beta firması mecburi olarak ayakkabının üretimini durdurdu. bu frank rudy'nin ikinci başarısızlığıydı. ancak pes etmeye hiç niyeti yoktu.

    bu olaydan sonra frank rudy ilk önce fransa'ya gitti. adidas'la görüşecekti. gerekli ayarlamaları yaptı. ve adidas'la masaya oturdu. ancak görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. aslında yüzüne kapanan bu kapı yakında açılacak olan yeni bir kapının müjdecisiydi. çünkü fransa'da başka bir ayakkabı firmasının varlığından haberdar olmuştu. firmanın adı nike'dı. hemen onlarla irtibata geçmeye çalıştı. ve hafta sonu firma yetkililerinin güney california'da bir koşu ayakkabısı fuarında olacaklarını öğrendi. ilk uçakla oraya uçtu. fuardaki yetkililerle konuştu. onlardan phil knight'ın telefon numarasını almayı başardı. kaybedecek bir saniyesi bile yoktu. soluğu en yakındaki telefon kulübesinde aldı. knight'la görüştü. ilk görüşme oldukça olumlu geçmişti. knight nike firmasını kuralı birkaç yıl olmuştu. firmasını büyütmek için uğraşıyordu. amerika'daki koşu furyasının başlamasını önceden görmüş ve koşu için ayakkabılar üreterek ayakkabı pazarında hiç de fena olmayan bir yer elde etmişti. rudy'le yüz yüze görüştü. rudy'nin ayakkabılarını bizzat kendisi giyerek test edecekti. bunun için de rudy'den 6 aylık bir deneme süresi istedi. ayakkabıyı giymeye başladı. ve ayakkabıda hala çözülmesi gereken bazı problemler olduğunu gördü. mesela koştukça ayakkabının tabanındaki hava azalıyordu.

    rudy ve knight deneme sürecinin sonunda yeni bir formül geliştirme konusunda fikir birliğine vardılar. hava keseleri hiç de pratik değildi. yerin yarattığı şok dalgalarını emmesine rağmen koşu sırasındaki sürtünme içindeki havayı ısıtıp genişletiyor, bu da ayakta su toplanmasına neden oluyordu. sonunda hava kesesi yerine topukla iç taban arasında elastik bir ara taban koymaya karar verdiler. ve üretime geçtiler. ancak şansızlıklar bir türlü rudy'nin peşini bırakmıyordu.

    ayakkabı en sonunda tailwind adı altında piyasaya sürüldü. ne var ki ayakkabılar tüketicilere oldukça pahalı gelmişti. diğer spor ayakkabılar çok daha ucuzdu. üstüne üstlük ayakkabılarda üretim hatası da yapılmıştı. ayakkabılar kolayca parçalanıyordu.

    kısacası işler oldukça olumsuz gidiyordu. şansları ise ayakkabıların profesyonel sporcular tarafından denenmeye başlamasıyla beraber dönmeye başlayacaktı. yapılan araştırmalar bu ayakkabıların yer sarsıntısını yüzde 10 enerji tüketimini ise yüzde 2.8 oranında azalttığını ortaya koyuyordu. ayakkabıyı deneyen sporcular ayakkabıların performansından oldukça memnun kalmışlardı. hatta sporcular ayakkabıları o kadar çok beğenmişlerdi ki, dağılıp parçalanmasına rağmen ayakkabıları tamir edip öyle kullanıyorlardı. fabrika da zamanla bu üretim hatalarını yok etmeyi başardı. ayakkabılar artık çok daha dayanıklı hale getirilmişti. nihayet işler yoluna giriyordu.

    ancak nike'ın en büyük başarısı ve şansı nba çaylaklarından michael jordan'la anlaşmasıydı. o zamanlar nike'ın bu yeni modelini tanıtmak bir reklam yüzüne ihtiyacı vardı. daha önce de nba'deki oyuncularla çalışmışlardı. ve 100 bin dolara varan ücretler ödemişlerdi. hatta 1983 yılında nba'deki oyuncuların yarısıyla anlaşmaları vardı. ve bunlara toplamda 1 milyon dolar ücret ödüyorlardı.

    nike sonunda bu ayakkabı için geleceği parlak bir çaylakla anlaşmaya karar verdi. çaylak kariyerinde yükselişe geçtikçe ayakkabının da aynı şekilde yükseleceğini düşünüyorlardı. üç adayları vardı. michael jordan, charles berkley ve patrick ewing. gerekli araştırmaları yaptıktan sonra 21 yaşındaki michael jordan adlı çaylakla anlaşmaya karar verdiler.

    nike firması michael jordan'a 5 sene için 2.5 milyon dolar önerdi. ve michael jordan satılan her air jordan ayakkabısı için extra'dan prim alacaktı. ancak ortada birtakım sorunlar vardı. mesela ayakkabının ismini jordan air koyamıyorlardı. çünkü bu ürdün havayolları'yla aynı isimdi. diğer bir problem ise michael jordan'ın ayakkabıları beğenmemiş olmasıydı. o adidas'ı seviyordu. hatta adidas'a haber göndererek nike'ın teklifinden çok daha azına adidas'la çalışmaya hazır olduğunu söylemişti. ancak adidas michael jordan'a pek yüz vermedi ve aralarında bir anlaşma olmadı. ve böylece michael jordan pek gönüllü olmasa da nike'in teklifini kabul etti.

    1984 yılına geldiğimizde michael jordan ile nike bir anlaşma imzaladı. ve michael jordan maçlara kırmızı siyah tasarımlı özel bir ayakkabıyla çıkmaya başladı. ancak bu o kadar dikkat çekici bir ayakkabıydı ki, nba komserlerinden david stern michael jordan'ı nba forma standartını ihlal ettiği gerekçesiyle 1000 dolarlık ceza vermekle tehdit etti. artık herkes bu yeni ayakkabıları konuşuyordu. ayakkabılar michael jordan'dan daha popüler olmuştu. michael jordan ise ceza tehdidine rağmen ayakkabıları giymekten vazgeçmedi. ve 1000 dolarlık cezayı yedi. ceza ise nike tarafından büyük bir memnuniyetle ödenmişti. çünkü bu ceza ünlerine ün katmıştı. böyle bir reklam fırsatı kırk yılda bir gelirdi.

    bundan sonra air jordan tarihin en büyük spor promosyonu olarak tarihe geçti. sadece ilk yıl 100 milyon dolarlık satışı yapıldı.

    1984-2017 arası nike air jordan modellerini görmek için aşağıdaki linke bakılabilir. michael jordan'ın giydiği ayakkabıları tarihsel olarak çok güzel listelemişler. https://www.cardboardconnection.com/…rough-pictures

    kaynak: (just do it, donald katz, adams media corp)
    (jack mıngo, how the cadillac got ıts fins, harpercollins)
    ( shoe dog, phil knight, norbert leo butz, simon and schuster)
  • aşık beyinde normal beyne göre birtakım farklılıklar vardır. aşık insanların çoğu zaman diğerlerine anlamsız gelen hareketlerinin beyinde bir kökeni var yani, şimdi aşkın nörobiyolojisine bakalım.

    1) öncelikle aşık olduğunuzda aktifleşen beyin bölgelerine bakalım. aşık bir insana aşık olduğu kişinin fotoğrafı gösterildiğinde beyin görüntüleme cihazları sayesinde beyindeki değişiklikleri görebiliriz.

    -korteksin bazı bölgeleri ve hipokampüsün faaliyetleri artar. bu bölgeler istemli davranış ve bellekten sorumludur. düşünün, aşık olduğunuz kişiyle en alakasız saçma sapan şeyleri bile ilişkilendirir, sürekli aşık olduğunuz kişiyi düşünürsünüz. bunlar beynin bu bölgelerinin aktivitesini açıklar.

    -akkumbens çekirdeği ve ödül yolu bölgeleri. bu bölgelerdeki faaliyet de aşık bireyde artar. bunun anlamı şu, aşık olma durumu aynı yiyecek, cinsellik, uyuşturucu gibi bir tür ödül oluyor. uzun uzun yatakta uzanıp sevdiğiniz insanı düşündüğünüz olmuştur, işte sizin bu sırada mutlu olmanızın sebebi beyninizin adeta bir yemek, bir maddeye kavuşmuş gibi sizin ödül duygunuzu harekete geçirmesi.

    -hipotalamusun faaliyeti de artar. bu bölge daha çok istemdışı davranışlardan sorumludur. aşık olduğunuz kişiye karşı duyduğunuz cinsel çekim ve arzu bu bölgeyi harekete geçirir.

    2)aşkın kimyasal ekipmanı yani aşık olduğunuzda salgılanan hormonlara bakalım.

    -dopamin, ödüllendirilme merkezinin kimyasalıdır. ödül merkezini uyaran her şey gibi aşk da dopamin salgısını arttırır. aynı madde bağımlılığında olduğu gibi zamanla aşık olunan kişiye güçlü bir bağımlılık geliştirilir (dikkat!)

    -serotonin hormonu (iyi ruh halinden sorumlu hormon) aşkın ilk safhalarında azalır. o kişinin de sizi isteyip istemediğini bilmediğiniz, reddedilme ihtimallerini düşündüğünüz o karanlık dönemleri hatırlayın. sonraki dönemlerde aşkın karşılık bulması ve pratikte yaşanmaya başlamasından sonra serotonin düzeyi artar. tabi mutluluk düzeyi de.

    -ngf hormonu insanlarda sinir gelişimini sağlayan bir hormondur ve ilginç bir şekilde aşık bireylerde arttığı gözlemlenmiştir. "sen bana iyi geliyorsun." tadında romantik cümlelerin nörobiyolojik temelleri de var gibi görünüyor.

    -oksitosin bağlılık namı diğer aşk hormonu da doğal olarak aşık bireylerde artar. en önemli işlevi çiftleri birbirine bağlamak ve mutlu hissettirmektir. özellikle sarılma, el ele tutuşma gibi temas anlarında oksitosin uçuşa geçer.

    -vazopressin normalde idrarla atılacak su miktarını düzenleyen hormon. aşkla ilgisi ise özellikle erkeklerde saldırganlık ortaya çıkararak "aşkı için her şeyi göze alma, dünyaya meydan okuma" gibi pervasız davranışları tetikliyor. millet boşuna gözünü karartmıyor demek ki. *

    3)peki aşık olunca beynin hangi işlevlerinde bir kayıp var? hemen bakalım.

    -aşkın gözü gerçekten de kördür! aşık bireylerde yapılan beyin görüntülemelerde beynin akıl yürütme, planlama, muhakeme etme, mantıklı karar vermeden sorumlu frontal lob ciddi oranda baskılanıyor. yani aşık insanda akıl makıl kalmıyor. muhakkak demişsinizdir, "yahu adam alemi parmağında oynattı, gitti bir kız için kendini ne hale soktu." vs.

    -aşık olduğunuz insanı görünce eliniz ayağınız birbirine dolanmıştır muhakkak. bunun sebebi frontal lobu o kadar baskılıyoruz ki, hareket koordinasyonunu bile yapamıyoruz. yani sevdiğiniz kişiyi görünce türlü sakarlıklar, orayı burayı devirme gibi rezilliklerinizden de beyniniz sorumlu.

    bu arada tüm bu akıl tutulmaları sadece aşık olunan bireyle ilgili oluyor. yani aşık birey çalışma hayatında, sosyal yaşantısında akılcılığından bir şey kaybetmiyor. beyin sadece "o" kişiyi görünce kafayı yiyor.

    -aşık beyinde korku, öfke gibi şiddetli duygulardan sorumlu amigdala bölgesi de baskılanıyor. özellikle korku duygusunun aşıklarda devre dışı kalmasının sebebi bu bölgenin baskılanması. "ben onun için bütün dünyayı yakarım, alayına karşı gelirim heyt be ." tarzı cümleleri duyunca anlayın ki amigdala iş göremez durumda. gülmeyin, yazık.

    gelelim zurnanın zırt dediği yereeeee. aşk ölür mü?

    ölür sevgili insanlar. uzun süre birlikte olan çiftlerde yukarıdaki çoğu bulguyu göremiyoruz. artık o ateşli ve heyecanlı süreç kalmıyor. peki ne oluyor? aslında aşk dönüşüyor. bu çiftlere baktığımızda görüyoruz ki birbirleri olmadan yaşamayı düşünmüyorlar. yani çok güçlü bir bağlılık oluşuyor.

    görüyoruz çevremizde, "aşkın heyecanı söndü." temalı ayrılıklar yaşayanlar oluyor. bu arkadaşlar zaten aslında karşısındaki insana değil aşık olma hissinin kendisine aşıklar. o yüzden de genel olarak uzun ömürlü bir ilişki yaşamıyorlar.

    evet özetle aşık insan akıllıca bakamaz, eleştiremez, muhakeme edemez, gülünç durumlara düşer, saçma sapan işler yapar. tüm bunlara rağmen yine de üstüne en çok yazılıp çizilen, vazgeçilmez bir duygu olmaya devam edecek gibi görünüyor.
  • yine psikoloji dersinden öğrendiklerimle geliyorum. freud diye bir amca var dillere destan herkes bunu anlatıyor. ölünün arkasından konuşmak günah olsa bile dilinden düşmüyor. neyse efendim bakın şimdi. bu zatı muhterem diyor ki bi kuram sunuyorum sizlere. psikoseksüel kuramı adını verdim. 5 evreden oluşturdum

    oral
    anal
    fallik
    gizil
    genital

    çok kısa geçiyorum. dilersem uzun uzun yaşarım.

    oralda çocuk memeden erken kesilirse, memeye karşı hazda doyuma ulaşmazsa ilerde alkol sigara bağımlısı oluyor. eğer hazza doyarsa temel güven duygusunu elde ediyor.

    analda çocuk tuvalet eğitimde annesi babası istiyor diye tutarsa ilerde katı görüşlü koleksiyoncu cimri biri oluyor. eğer annesi babasını atar yapmak için evin her tarafına pisliyorsa ilerde savurgan başkalarına eziyet eden biri oluyor

    fallik te çocuk karşı cins ebeveyne aşık oluyor. erkek bebekler anaya (oedipus), kızçeler babaya (electra) vuruluyor. erkekler babam beni cezalandırır diye kızçeler ise annem beni cezalandırır diye korkuyor. bu dönemde bu korkuları saplantı haline getirirlerse ilerde cinsel problemler yaşıyorlar.

    latent: artık çocuklar topluma karışıp toplumsal kimliklerini öğreniyorlar. cinselliklerini bastırıyorlar ve dibine kadar hem cinsleriyle oynuyorlar. kızlar kendi arasında evcilik,erkekler kendi aralarında araba yarıştırma. cinselliklerini bastırdıkları için bi çocuğa senin sevgilin var mı yahutta sen şunu seviyorsun dediğiniz de sırrım ortaya çıktı diye inkar edip yahutta ağlıyorlar.

    genitalde ise artık haz kaynağı vajina ve penis. çeşitli şekilde karşı cinsi tanımaya çalışıyorlar. bu dönem çok önemli bu dönemdeki sorunlar kişinin ölümüne sebebiyet verebilirmiş. çocuk bi kıza aşık oldu platonik kaldı diyelim hoop intihar etmesi bundanmış. bu dönemde artık sosyal aktiviteler ve iş hayatını şekillendirme olayları da cabasıymış.

    peşin edit: kızçeler yazmamın sebebi kız çocuğu yazdığımda kalkıp kız değil kadın diye yeşile saldıranlar olur diye. gerçi kızçelerde farklı değil ama olsun.

hesabın var mı? giriş yap