şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
  • evrenin sonsuzluğu,samanyolu,yıldızlar takımı falan filan olsa gerek yani en azından benim için böyle.birde bir takım mistik şeyler
  • gelin size devlet, vatandaşlık ve anarşizm kavramları üzerine biraz konuşayım. bu entry girdiğim en güzel entrylerden biri olacak bana göre ama uzun olacak, umarım sonuna kadar sabredersiniz sevgili okuyanlar. ha gece gece nereden esti diyeceksiniz, bugün iki ders arasında bir arkadaşla sigaraya kapı önüne çıktık. uzunca bu konuları tartıştık. tam içeri girmek için kapıya doğru yöneldiğimizde bir cümle söylüyordum, cümlem bitince yanından geçtiğim genç bir çocuk 'çok doğru konuştu bak' dedi. mutlu oldum sözlük, gençlikte iş var!

    çıkış noktamız aslında arkadaşımın 'primitif toplumlarda homo sapiens bedensel güce dayanırken, günümüzde entelektüel güce dayanıyor' cümlesinden çıktı. ki primitif lafını da hiç sevmem, kime göre primitif, neye göre primitif? 'primitfler' senden daha çeşitli ve sağlıklı besleniyor, daha temiz hava soluyor, daha güzel manzaralar yaşıyor ve kısacık dahi olsa hayatında daha az strese maruz kalıp -muhtemelen- senden daha mutlu bir hayat yaşıyor. sen kim primitif?

    ya neyse konu bu değil, dağıtmamam lazım, mevzu çok uzun be sözlük.

    günümüzde entelektüel güç hayat kaliteni ve sosyal statünü belirliyor argümanından tümden gelim ile biz yerleşik hayata geçmemiş homo sapienslerden (arkadaşın primitif dediği o) başlayarak modern zamanlara kadar devlet ve vatandaşlık kavramlarını sorguladık; üzerine de modern sistem içerisindeki anarşinin verimini tartıştık. açıklayayım.

    yerleşik hayat öncesi toplumlarda (primitif, mağara adamı, avcı toplayıcı, artık ne derseniz) 'kentleşme' ve 'devletleşme' yapıları yok. hayat tehditleri çoğunlukla hayvan saldırısı, doğal afet ya da hastalık gibi doğal tehditler. kabileler arası savaşlar ise yok değil; ancak dünya nüfusu göz önüne alındığında bu sürekli bir tehlike arz eden bir durum değil zaten. günümüzde ise 'tehlike' kavramı değişmiş durumda. rutin hayatında ayı saldırısına uğramaktan ziyade terör, nükleer sızıntı, radyasyon ya da az evvel 'nüfus gereği zaten sürekli bir tehlike arz etmeyen bir durum bu' dediğim toplumdan gelen tehlikeler söz konusu; cinayet, tecavüz, organ kaçakçılığı, insan kaçakçılığı gibi. yani 'survival skill'lerde bir gelişme, bir sapma var. hayatta kalabilmek artık ayı ile çatışıp galip gelmekten daha zor ve yoğun. peki 'devlet' bu değişimin neresinde?

    bugüne kadar mevzu bahis devlet kurumunun varlığının sorgulanması olunca bahsetmeye değer gördüğüm iki homo sapiens mevcut; biri özetle 'yalnızca devletin varlığına hizmet eden ve devlet amaçları adına işe yarayanlar vatandaştır' diyerek çocuk, kadın, akli dengesi bozuk ve 'yabancı' insanları 'vatandaş' olarak görmeyen plato, ki bu tanım 2018 senesinde dünyadaki pek çok devlet için hala bariz bir şekilde böyledir; diğeri ise 'devlet zaten şiddetin tekelidir' diyen bidenem, bebişim, gönlümün efendisi charles tilly. bu iki adamdan yaptığımız çıkarımlar şu şekilde

    1) devlet, ekmeğine yağ süren ve sisteme hizmet edeni tanır ve ister
    2) tehlikeyi devlet yaratır (ki bu argüman modern zamanların -bence- özetidir)

    devam ediyoruz. ne demiştik? güç kavramı artık fiziksel güçten entelektüel güce kaydı. işte biz bu argümanı alıp devlet yapılanması ve anarşizm konseptleri çerçevesinde açıklamaya çalıştık. örneğin, yerleşik hayata geçmemiş bir toplumda bir 'vatandaş' (doğrusu: grup üyesi, fakat karşılaştırabilmeniz adına vatandaş diyorum) kalkıp 'olum bu nası düzen lan böyle, siz mal mısınız? gidiyorum ben, daha da gelmem davos'a!' diyebilir, sahiden çekip gidebilir ve 'burası bizim bölgemiz bebeğim, biz burada yabancı kovboyları sevmeyiz' diye artistlik yapabileceği başka bölgelere göç edebilir. bir yükümlülüğü yoktur, var oluşunda göstermesi gereken bir ekstra efor yoktur; zaten gündelik hayatında karşılaştığı problemleri aynı şekilde devam ediyordur. hala karşısına bir ayı çıkabilir.

    yerleşik hayata geçmiş toplumlara bakalım, hatta mesela madem platon dedik antik yunana bakalım. burada var olan bir devlet düzeni içine doğar, vatandaşlık statünüze göre çeşitli vergiler verir, yine toplum statünüze göre bir etiketlenme ile toplumsal normlara oturtulurdunuz. fakat 'olum bu nası düzen lan böyle, siz mal mısınız? gidiyorum ben, daha da gelmem davos'a!' dediğiniz zaman, işiniz bir tık daha zor olurdu.

    neden?

    zira yerleşik hayata geçiş, insanların 'profesyönelleşmesi' durumunu doğurdu. bu ne demek? sen mağara insanıyken doğumundan ölümüne her ihtiyacını kendin üretmek zorundayken, yerleşik hayata geçtikten sonra insanlar kendi atölyelerinde/evlerinde daha spesifik meslekler edinmeye başladılar. haliyle sen artık doğumundan ölümüne her ihtiyacını kendin üretmiyor; topluma bağımlı yaşıyor hale geliyorsun. fakat yine de dağa çıkabilir, karşına ayı çıkma tehlikesiyle baş edebilir, ege'nin canım üzümlerinden kendi şarabını yapıp karşına çıkan o ayıyı öldürerek postunun üzerinde şarap içip sevişebilirsin. yani toplumdan soyutlanabilirsin. bu nedenle antik toplumları geçiş dönemi olarak görüyorum sanırım.

    gelelim zurnanın topu topu 7 nota var kaç ayrı beste yapılabilir ki dediği yere: modern zamanlar...

    sanırım bu kısma başlamadan önce, bundan yaklaşık 150 sene öncesine kadar (yanlış değilsem) ülkeden çıkış 'izni'ne tekabül edecek vize/pasaport gibi kavramların olmadığını göz önünde bulundurmakla başlayalım işe. bu ne demek? devletler artık birer kavram olmaktan ziyade bütün yer küreyi kaplayan ve dip dibe, incecik çizgilerle ayrılmış sınır parçalarına dönüştüler. biz artık bir devlet, o devletin sosyal normları ve kurallarına doğuyoruz. seçme şansımız yok.

    benim argümanım ise tam burada başlıyor, tamam seçme şansımız yok madem, fakat reddetme şansımız da yok. ben bugün mevcut sistemi reddederek nereye gidebilirim? ülke sınırları içerisinde 'sistemi reddedip kaçacağım' yerlerde hala bu devletin varlığına ve bebişim tilly'nin de söylediği gibi devletin şiddet monopolisine nailim. bu ne demek? aldım çadırımı bey dağlarına yerleştim diyelim '.sen ne yapıyon lan burda değişik?' argümanı ile zaten beydağlarında yaşamam uzun vadede bizzat devlet tarafından engellenecektir tamamen fiziki sınırlardan ötürü, bunu hariç tutuyorum. artık benim tek tehlikem bana saldırma potansiyeli olan ayılar değil. modern dünyanın yarattığı ve yapay pek çok tehlike altındayım. yukarıda da saymıştım, terör, nükleer sızıntı, radyasyon, toplum tarafından gelen cinayet/şiddet/organ kaçakçılığı/tecavüz tehlikeleri, hatta su kıtlığı, hatta biyoçeşitlilik kıtlığı nedeniyle besinsizlik gibi gibi.

    peki ben mevcut devlet düzenimden nasıl kaçabilirim?

    entelektüel gücümle.

    peki bu işin dilemması nerede?

    benim entelektüel gücümle kaçtığım yer; bir başka devlet, bir başka düzen. ve yukarıda saydığım her şey -potansiyelde- onun için de geçerli.

    ne olabilir?

    modern zaman anarşizmine olan inancım şu sıralar biraz körelmiş durumda. 'devlet' kavramı o denli yanlış ki, devlet üzerinden yıkılıp yenisi kurulmaya çalışılan her düzen bana yanlış geliyor. bu nedenle anarşizm kavramının da altı boş geliyor. 'umutsuzluk' değil, yanlış anlaşılmasın; sadece sokaklarda slogan atarak tatmin sağladığım evreleri geçeli birkaç sene oldu sanıyorum. e çadırımı alıp beydağlarına da göçemediğime göre?

    modenr toplumlarda güç, bilgidir. mevcut düzenden kaçabilmenin tek yolu da entelektüel birikimdir. okumak en büyük anarşizmdir sözlük, ben bugün bu sonuca vardım.
  • allah’ın sıfatları diye bişeyin olmadığı, aslında bunların insanlara gösterilen hedefler olduğu
  • ünlü yönetmenlerin kendi aralarında bir selamlaşma ve şakalaşma biçimi olarak kullandıkları ve 300'den fazla filmde duyabileceğiniz ses efekti.
    (bkz: wilhelm çığlığı)

    her şey 1951 yılında çekilen distant drums adlı bir western filminde geçen şu sahne ile başladı.

    sahne gereği nehirden geçen adamlardan birisi bir timsah tarafından ısırılıyordu. buna uygun olabilecek 6 ses kaydı alındı. beşincisi, bundan sonra çok sayıda filmde kullanılacak efsanevi wilhelm çığlığı olarak tarihe adını yazdırdı. diğer ses kayıtları ise, filmin diğer kısımlarında kullanıldı. filmde kullanıldıktan sonra, warner bros'un ses efektleri kütüphanesindeki yerini aldı ve şirketin yönetmenleri tarafından pek çok filmde kullanıldı.

    70'lerin başında akademi ödüllü ses uzmanı ben burtt; henüz öğrenciyken birçok filmde duyduğu bu nadir çığlık sesini keşfetti. ben burtt ve arkadaşlarının bu çığlığı keşfettikleri ilk film olan the charge at feather river filminde; bir askeri canlandıran wilhelm ismindeki bir adamın okla bacağından vurulduğunda attığı çığlıkla, ünlü çığlığın adı da nihayet konulmuş oldu.

    george lucas çekeceği star wars filmi için ses düzenlemelerini yapması için ben burtt'le anlaştı. burt, warner bros arşivi'ndeki orijinal ses kaydını aynen filme koydu. bu videodan da izlenebileceği gibi luke skywalker'ın fırtına birliklerini vurduğu sahnede; çığlık çok net farkedilir. burtt, bu filmden sonra diğer star wars filmlerinde ve ındiana jones serilerinde bu çığlığı kullanmaya devam etti ve diğer yönetmenlerin de dikkatini çekmeyi başardı.

    bu ünlü çığlık peter jackson ve quentin tarantino gibi yönetmenlerin de dikkatini çekmeyi başardı ve ses kaydını kendi filmlerinde de kullanarak çığlığın kaşifi ben burtt'e mizahi bir saygı duruşunda bulundular. wilhelm çığlığı kullanıldığı filmlerden sonra o kadar meşhur oldu ki; müzik gruplarına, şarkılara ve bira markalarına isim oldu.

    çığlığın kullanıldığı bazı sahneleri derleyen güzel bir youtube videosu da var.
    https://m.youtube.com/watch?v=zf8abftvneu

    peki bu efsane çığlığın sahibi kim? ben burtt, warner bros arşivleri'nde hummalı bir tanımlama araştırması yaptıktan sonra, 1951 yapımı distant drums filminin kayıt raporlarını inceledi ve ünlü wilhelm çığlığının sahibinin high noon, giant gibi klasik western filmlerinde oynamış olan aktör ve müzisyen sheb wooley olabileceğini düşündü.

    kareem nickli sözlük yazarı da wilhelm çığlığının kullanıldığı bazı filmleri listelemiş.

    distant drums" (1951)
    charge at feather river" (1953)s" (1951)
    the command" (1954)
    them!" (1954)
    a star is born" (1954)
    land of the pharaohs" (1955)
    the sea chase" (1955)
    helen of troy" (1956)
    sergeant rutledge" (1960)
    pt 109" (1963)
    harper" (1966)
    the green berets" (1968)
    the wild bunch" (1969)
    chisum" (1970)
    impasse" (1970)
    the scarlet blade" (1974)
    hollywood boulevard" (1976)
    star wars" (1977)
    more american graffiti" (1979)
    the big brawl" (1980)
    the empire strikes back" (1980)
    raiders of the lost ark" (1981)
    history of the world: part i" (1981)
    swamp thing" (1982)
    poltergeist" (1982)
    return of the jedi" (1983)
    indiana jones and the temple of doom" (1984)
    explorers" (1985)
    howard the duck" (1986)
    nutcracker: the motion picture" (1986)
    spaceballs" (1987)
    willow" (1988)
    the star trek adventure" (universal studios, ca, 1988)
    always" (1989)
    indiana jones and the last crusade" (1989)
    three fugitives" (1989)
    legion of iron" (1990)
    gremlins 2" (1990)
    beauty and the beast" (1991)
    mom and dad save the world" (1992)
    batman returns" (1992)
    aladdin" (1992)
    reservoir dogs" (1992)
    matinee" (1992)
    evening class" (1993)
    a goofy movie" (1995)
    toy story" (1995)
    runaway brain" (1995)
    die hard: with a vengeance" (1995
    dante's peak" (1996)
    hercules" (1997)
    the second civil war" (hbo, 1997)
    the fifth element" (1997)
    lethal weapon 4" (1998)
    small soldiers" (1998)
    star wars: episode i - the phantom menace" (1999)
    little mermaid ii" (direct-to-video, 2000)
    thirteen days" (2000)
    the kid" (2000)
    golden dreams" (disney's california adventure, 2001)
    just visiting" (2001)
    tomcats" (2001)
    osmosis jones" (2001)
    planet of the apes" (2001)
    the majestic" (2001)
    star trek: the motion picture - the director's edition" (2001)
    wet hot american summer" (2001)
    life or something like it" (2002)
    the salton sea" (2002)
    spider-man" (2002)
    star wars: episode ii - attack of the clones" (2002)
    scorched" (2002)
    the lord of the rings: the two towers" (2002)
    confessions of a dangerous mind" (2002)
    cradle 2 the grave" (2003)
    agent cody banks" (2003)
    peter pan" (2003)
    tears of the sun" (2003)

    kaynakkaynak 2 kaynak 3

    edit: ego pon nickli yazar da değişik bir video ile konudan bahsetmiş. (bkz: #74182991)
  • moloko cafe isminde bir kafe zincirinin ismini a clockwork orange filmindeki tamamen süt ürünlerinin servis edildiği bardan araklandığını düşünürken, süt reçeli'ne moloko dendiğini öğrenmemle birlikte aslında bir cins isim olduğunu idrak etmiştim. yani araklama durumu rafa kalktı.
  • sibel alaş'ın game of thrones kitaplarını türkçe'ye çeviren kişi olması.

    sibel alaş - adam
    https://www.youtube.com/watch?v=thufvauvi1q

    game of thrones - sibel alaş
    http://www.epsilonyayinevi.com/…-taht-oyunlari.html

    vay be, nerden nereye
  • timsahların si bemol notasını duyunca panik yapıp "bu alemin en azgın ve en güçlü erkeği benim!" haline gelmeleri. peki bu nasıl keşfedildi?

    1940'larda new york filarmoni orkestrası doğa tarihi müzesinde prova yaparken, tubadan çıkan si bemol sesinden hemen sonra müzede canlı olarak yer alan timsah garip hareketler sergilemeye başlamış. aynı sesi çıkarmaya, hatta vücudunu titretip şişirerek daha büyük görünmeye çalışmış.

    mevzu da çiftleşme. tubanın sesini duyan timsah, "ortamda benden daha güçlü bir erkek mi var lan?" diye ortalığı birbirine katıyor.

    günümüzde ise timsahların çiftleşme davranışlarının incelenmesi için biliminsanları hala yanlarında bir tubist götürüyor dere kenarlarına falan.

    burada nasıl çıldırdığını görebilirsiniz.

    https://goo.gl/tzmx8j burada da timsahın gösteriş adındaki bir fotoğrafı var.

    sizi bilmem ama müziğin evrensel bir dil olmasının en büyük kanıtlarından biri olmasından dolayı, belirli bir notaya tepki veren timsahlar beni çok etkiledi. bir tuba aracılığıyla bir timsahın belirli bir duygusunu harekete geçirebiliyor müzik. bu muhteşem bir olay.

    kaynak: http://awesci.com/b-flat-note-and-alligators/
  • dünya'daki neredeyse tüm ülkelerin 4 farklı şekilde isimlendirilmiş olması.

    1 - ülkenin bulunduğu bölgenin özelliği (izlanda - iceland - buz diyarı)

    2 - ülkeyi kuran ırkın ismi (türkiye)

    3 - ülke için önemli birinin adı (kolombiya - kristof kolomb)

    4 - ülkenin bulunduğu yeri belirten isim (norway - northern way)

    bu 4 farklı isimlendirme ülkelerin kendilerine verdikleri isimler için geçerli, yani almanyayı germany değil deutschland olarak düşünmeliyiz. (bkz: endonim)

    - ismini ülkeyi kuran ırktan alan ülkeler

    dünyadaki ülkelerin üçte biri, o ülkeyi kuran ırk, kavim, millet artık ne derseniz onun ismine göre isimlendirilmiş. örneğin fransa'yı frenkler, italya'yı ise kendilerine vitali diyen bir kavim kurmuş.

    bazı ülkeler ise isimlerini ülkeyi kuran kişilerin özelliklerinden almış. örneğin burkina faso "dürüst insanlar diyarı", gine ise "siyah insanlar" anlamına geliyor.

    bulgaristan ismi, eski türkçe'de de kullanılan ve karışık anlamına gelen bulga kelimesinden geliyor, (bkz: bulamak). bu isim türk ve slav ırklarının karışımından dolayı verilmiş.

    tayland adı da kendilerine thai yani "özgür insan" diyen kavimden geliyor.

    -bulundukları bölgenin özeliklerine göre isimlendirilen ülkeler

    dünya'daki ülkelerin yaklaşık çeyreği, isimlerini bulundukları bölgenin çeşitli özelliklerine göre almışlar. örneğin cezayir(aljazair) ismi adalar anlamına geliyor çünkü önceden kıyısında küçük adacıklar bulunuyormuş ancak sonradan karayla birleşip kaybolmuşlar.

    mesela arjantin adını latincesi argentum ve kısaltması da ag olan gümüş elementinden almış, güney amerika'nın en büyük gümüş madenleri burada bulunduğu için ispanyol denizciler arjantin'e bu ismi vermişler.

    bahreyn çift deniz anlamına geliyor, gerçekten de ülkeye haritada baktığınızda iki denizin arasında bulunuyor. bahir ise deniz demek (bkz: bahriyeli).

    ispanya ismi ise "tavşan diyarı" anlamına geliyor. bu ismi ülkeye kartacalılar vermişler ve onlardan sonra ülkeye hakim olan romalılar da devam ettirmişler.

    kosta rika ismi zengin sahiller (rich coast) anlamına geliyor. bu ismi bölgeyi keşfeden denizciler vermiş çünkü kosta rika'lı yerlilerin bol miktarda altın eşyası varmış ancak bunun değerli bir maden olduğundan haberleri yokmuş.

    venezuela ismi ise küçük venedik anlamına geliyor çünkü burayı keşfeden denizciler ülkeyi venedik şehrine benzetip bu ismi vermişler. (bkz: venice)

    trinidad ve tobago'yu da denizci kristof kolomb isimlendirmiş. trinidad "üç tepe", tobago ise tütün anlamına geliyor. (bkz: tobacco).

    kıbrıs adını yunanca bakır anlamına gelen kypros kelimesinden almış. (bkz: copper).

    -bulunduğu yeri belirterek isimlendirilen ülkeler

    25 tane ülkenin ismi ülkenin nerede bulunduğunu belirtiyor. örneğin çinlilerin kendi ülkelerine verdikleri isim olan zhongguó "orta krallık" anlamına geliyor.

    japonların kendilerine verdikleri isim olan nippon ise "doğan güneş ülkesi" anlamında, japonya bayrağındaki kırmızı yuvarlak da güneş'i simgeliyor.

    avustralya ise güney anlamına geliyor, aurora australis de zaten güney ışıkları demek.

    hindistan ismi de indus nehri'nden dolayı verilmiş. (bkz: india).

    yeni zelanda da adını denizin ortasında bulunduğu için almış. zealand - sealand.

    isimlerini önemli kişilerin adından alan ülkeler

    25 ülkenin ismi de o ülke için önemli bir kişinin adından geliyor. örneğin mısır ismi kuran'da geçen nuh peygamber'in torunlarından olan misraim'den geliyor, ülkenin arapça ismi de misr.

    bolivya'nın adı güney amerika'daki ispanyol karşıtı devrimin önemli isimlerinden olan simon bolivar'dan geliyor.

    kolombiya ise ismini amerika kıtasını keşfeden en önemli denizcilerden biri olan kristof kolomb'tan almış.

    amerika kıtası da amerigo vespucci'nin keşfinden sonra isimlendiriliyor.

    kaynak: https://blog.oxforddictionaries.com/…-name-origins/
  • zencilerin ki uzunmuş.