şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • kadeh tokuşturmanın duygusal ya da adapsal herhangi bir anlamı yokmuş .eski zamanlarda eğlence veya kutlamalarda kimse kimseyi zehirlemesin diye kadehler sertçe birbirine vurulurmuş ki içkiler birbirine karışsın.
  • 1899'da avusturya'nın graz kentinde doğan adam rainer'ın ebeveynleri ortalama boydalardı. 19 yaşına kadar cüce kabul edilen adam'ın boyu bu yaşlarda 1.42 idi. kendisi iki defa orduya katılmak istese de, cücelik sınırı olarak görülen 1.47'nin altında kaldığı için orduya alınmadı.

    cüce olmasına rağmen doktorları el ve ayaklarının boyuyla orantılı olarak çok büyük olduklarını söylüyorlardı. adam 21 yaşına geldiğinde hayatı tamamen değişti. 21 yaşında başlayan inanılmaz büyümesi 10 yıl kadar sürdü. 1.42 olan boyu artık 2.16'ya çıkmıştı. bu süre zarfında ekstrem bir belkemiği eğriliği problemi başgösterdi. kendisine akromegali teşhisi konuldu. doktorlar duruma hipofiz bezindeki bir tümörün sebep olduğunu keşfettiler fakat ameliyat 10 yıldır büyümekte olan tümörün etkisini sadece azaltabildi. sonuç olarak adam büyümeye devam etti fakat büyüme hızı yavaşladı.

    adam'ın sağlığı gittikçe kötüleşti. önce sağ gözü kör oldu, sonra sol kulağı sağır. belli bir süre sonra belkemiği eğriliği o kadar kötü hale geldi ki adam yatağa mahkum oldu.

    adam rainer 51 yaşında hayata gözlerini yumduğunda boyu 2.34 idi. cüce olarak başladığı hayatını dev olarak bitiren ilk insan oldu böylece; dünya tarihinde her iki sınıflandırmaya da girebilmiş başka bir insan bulunmamakta.

    kaynak
  • tam 5000 yıldır insanlık hafızasından silinmemiş, sümerlerden yunanlara, araplara, türklere ve hintililere kadar birçok milleti derinden etkilemiş büyük tufanın hikayesi ufkun pencerelerinin aralanmasına biraz yardım eder sanıyorum.

    - nuh?

    nuh, ziusudra, utnapiştim ve daha niceleri.. dünyanın ortak hafızasında yer etmiş adem'den sonra en popüler isimlerden biri. kimi zaman bir peygamber, kimi zaman bir kral, kimi zaman karnı patlamaya hazır bir kurbağa olarak karşımıza çıksa da hepsinin ortak bir noktası var: toplumlarının başına gelen tufanın hikayelerinde, destanlarında baş rol, olmazsa olmaz.

    ben yazımda diğerlerine değinecek de olsam, asıl bahsettiğim kişi üç farklı isimle; nuh, ziusudra veya utnapiştim olarak anılan kişi olacak. tabii ki kendisi hoşuma gittiği için ona odaklanmayacağım, bunun birçok sebebi var.

    her şeyden önce nuh, kutsal kitaplarda mezopotamya çevresinde ve sümer / babil yazıtlarında ise şuruppak şehrinde yaşamış, dolayısıyla elimizde mevcut olan bu son derece önemli kaynakta da benzer coğrafyalarda geçmesi nedeniyle diğer tufan kurtarıcılarından bir adım öne çıkmayı da hak etmiştir.

    zat-ı şahanelerinin yaşadığı dönem işin içine kutsal kitaplar girince her ne kadar karışsa da, günümüzden 4-5 bin yıl önce yaşadığı tahmin ediliyor. yaşıyla ilgili 601 ve 905 gibi abartılı rakamlar da mevcut fakat burası bizi ilgilendirmiyor. efsanelerin abartılmak gibi bir huyu da maalesef vazgeçilmezlerden.

    yani özetle nuh için, şuruppak şehri'nin sümerli kralı diyebiliriz. mö 3000 - 4000 yılları arasında güney ırak'ta hüküm sürmüş bir şehir devleti kralı. tanrılarla yakın ilişkiler içerisinde feyizli bir kralımız aynı zamanda. dini kitaplara göre, kral ünvanın yanına 400'lü yaşlarında bir de peygamber ünvanını eklemeyi başarmış. sümer'e göre de tanrılardan yine vahiyler alan biriydi.

    - tufan ile ilgili söylentiler, kaynaklar

    tufan ile ilgili en eski bilgilere sümer tabletlerinde rastlıyoruz. sümerleri daha sonra babiller ve asurlar izliyor. bu üç toplumun ortak özelliği ise aynı coğrafyayı paylaşmış olmaları. üç toplum da bugünkü ırak topraklarına hükmetmiş. genel olarak mezopotamya da diyebiliriz. asıl kaynaklar ve zaman tutarlılıkları mezopotamya kaynakları ile dini metinlerde olduğu için -buna bazı arkeolojik kazıları da ekleyeceğiz- bu bölgedeki tufan destanlarına yönelmeyi tercih ettim.

    fakat tufan tabii ki mezopotamya'nın hafızasında yok. geçmiş 19 toplulukta tufan izlerine rastlamak mümkün. iranlılar, türkler, çinler, hintliler, yunanlar, aztekler, akadlar.. bu coğrafyayla alakası olsun olmasın kendileri için birer tufan ve yok oluş hikayeleri yazan bütün toplumlarda benzer olaylar geçer aslında. gemi, gemiye alınanlar, tanrıların kızgınlıkları, nuh'un insanları ikna çabası vs.

    bu kadar çok toplumda oluyor olması hepsini yalancı kılmaz tabii ki. örneğin iran kaynaklarında çok uzun sürmüş bir kışın ardından suların yükselmesiyle bir tufan olduğuna değinilir. burada bir nuh olmak zorunda değil çünkü iranlılar buzul çağı'nın bitiminden bahsediyor olabilirler pekala. gerçekten de böyle bir olay dünya tarihinde olmuştur da üstelik. bugün anadolu'daki yer şekillerinin bir kısmı da bu güzelliklerinin buzul çağına borçludur örneğin. dünya üzerindeki tüm tufan hikayeleri bizim bildiğimiz nuh ile ilgili olmayabilir de. ancak çoğunlukla hikayelerin nuh'un isim değiştirmiş versiyonlarıyla ilgili olduğunu söylesek helak olmayız sanıyorum.

    - tufanın gerçekliği

    doğrusu ilk başlarda iran kaynaklarını baz alarak tufanı buzul çağıyla ilişkilendirmek istesem de aradaki 6-7 bin yıllık fark beni başka sebepler aramaya yöneltti. toplumlar arasında bu kadar bilinen bir olayın yalan olması, üstelik 19 topluma yayılması çok tesadüf gibi gelmedi ve ufak bir araştırmaya koyuldum.

    bu sırada eski sümer şehirlerinden olan ur'un yapılmış bir kazısına denk geldim. ur, fırat nehrinin kenarına kurulmuş ve bir sele, taşkına çok müsait bir konumda. british museum ve pennyslvania üniversitesi'nin ortak yürüttüğü bu kazıda toprak altında kalmış bir yaşam kalıntılarına ve altta kalmış bu yerin üstünde kurulan yeni şehirlere rastlanmış. elbette bu aklımıza bir taşkın veya sel felaketi ile toprak altında kalıp yok olmuş bir şehrin varlığını getiriyor.

    kazılar sırasında bir süre sümer kalıntılarına ve eşyalarına rastlanmış ancak kazı ufak bir kesintiye uğramış. daha derinlere inildikçe, yaklaşık 2.5 metre boyunda bir temiz çamur tabakasıyla karşılaşılmış. kazıyı yöneten ingiliz arkeolog leonard wooley, bu 2.5 metrelik çamur tabakası sırasında kalıntıların bulunamadığını ancak tabaka temizlendikten sonra yeni kalıntılara rastlandığını belirtmiş. bu da aklımıza gelen bir taşkın felatini doğrular nitelikte. daha sonra bu büyüklükteki bir tabakanın da suların taşımasıyla oraya gelebileceği belirtilmiş.

    bu ilginç kazıdan sonra ur ile yakında bulunan bizim nuh'un kralı olduğu şuruppak'ta da kazılar devam etmiş ve benzer izlere orada da rastlanmış. burada da 4-5 metre derinlikte bir kum-kil tabakasına rastlanmış ve buradaki kumun fırat nehri'nden geldiğine işaret edilmiş. aynı zamanda kazılar sırasında şuruppak'ta kültürel olarak üst düzey bir toplumun yaşadığının fark edildiğini de belirtmeden geçmek istemiyorum.

    sümer metinlerinde geçen ur, şuruppak ve kiş (nuh'un gemisinin karaya oturduğu ve sümer'in yeniden kurulduğu olarak geçen şehir) aynı doğrultuda fırat'ın kenarına kurulmuş şehirler. bu nedenle olası bir taşkının da ilk vuracağı yerlerden hiç şüphesiz.

    - dini metinlerde tufan

    iki kitapta, tevrat ve kuran'da sıkça geçen bir olay olarak karşımıza çıkıyor nuh tufanı. bu olayı ele alan tüm metinlerde aslında sebep konusunda bir fikir birliği yok. hikaye ve hikayenin sonu çoğu millette ortak, o konuda müthiş bir anlaşma sağlamışlar ancak tufanın sebebi herkese göre değişiyor. ben en çok yanılmıyorsam hintlerde devasa bir kurbağanın karnının patlaması sonucu olduğunu okudum, üstüne tanımam hiç tartışmayalım*. şimdi şaka bir yana, önce tevrat'a bakalım.

    tevrat'a göre tanrı bir gün oturur, düşünür, 'ya bu insanlar amma da kötü, şerefsiz oldular. keşke yaratmasaydım ama oldu bi kere. nasıl yarattıysam öyle de geberticem şerefsizleri!' der ve insanlığın üstüne bir tufan göndemeye karar verir. pişmanlık içindeki tanrı nuh'a haber göndererek 'göğün altında nefes alan her canlıyı yok edeceğim!! sen ve ailen hariç..' der. belki de bu sebepten nuh, ikinci bir adem olarak görülür. kendisine servi ağacından bir gemi yapmasını, tufandan hemen önce ailesini ve her canlı türünden bir erkek ile bir dişiyi gemiye almasını söyler.

    tanrı:
    “her türdeki kuştan, her türdeki çiftlik hayvanından, her türdeki sürüngenden biri erkek, biri dişi olmak üzere ikişer tanesi sağ kalmak için sana gelecekler. yanına hem kendin hem de onlar için yenilebilecek ne varsa al, ileride yemek üzere depola!”
    02.01.3008(mö) 22:18 (görüldü)

    temiz hayvanlardan ve insanlardan 7 çift, temiz olmayan hayvanlardan da 2 çift alınması emri gelir nuh'a. daha doğrusu hayvanlar nuh'un ayağına gider. tufan, insanların pisliğinden dolayı geliyorken temiz olmayan hayvan kategorisine girmeyişimiz de kayda değer bir başarı. yine de bu temiz ve temiz olmayan kısmının yahudi kaynaklarında ikiye ayrıldığını, bir diğer kaynakta ayırt edilmediğini de söylemekte fayda var.

    tevrat'a göre göğün kapıları açılmış, dünya korkunç bir yağmur altında kalmış ve kuşlara kadar gemidekiler hariç bütün canlılar ölmüştür. tarihler çok net olmasa da tahmin edilen tarihlere bakılınca elbette ki böyle bir olaya rastlanmamıştır. dünyada tam bir yıl boyunca hiçbir canlı yaşamamış ve bir yılın sonunda (başka bir kaynağa göre de 40 gün) nuh'un gemisi karaya oturmuş. gemiden çıkan nuh, tanrıya kurbanlar kesmiş akabinde de tanrı nuh'a dünyaya bir daha böyle bir tufan göndermeyeceğine dair söz vermiştir.

    ilginç bir nokta da tufan ile temizlenen dünyanın artıkları olan kötü, şerefsiz insanlar öbür dünyaya yolculuğa çıktığında tanrı bunları kabul etmemiş (e yok edecek kadar tiksinmiş bi de kabul mu etsin?) ve onları cin haline getirmiş. evet, bildiğimiz cin.

    islam'da ise olay biraz farklı. tufan kelimesi kuran'da firavun'un başına gelen ve bir de nuh'un kavminin başına gelen tufan olarak ikiye ayrılıyor. tufanın sebebi tanrının insanlardan iğrenmesi değil, nuh'un toplumundan kendisine inanmayan insanların fişini çekmesini istemesiyle ilgili bir durum. işte!! burda karşımıza çok önemli bir detay çıkıyor. gerek tevrat gerekse de bazı milletirin destanlarında geçenin aksine tıpkı sümer metinlerindeki gibi bölgesel bir olay bu tufan kuran'da.

    bir diğer ilginç detay da kuran'da nuh kavminin tanrıları olarak geçen isimlerle sümer tanrılarının sahip olduğu güçlerin çok benzer olması. aşk tanrısı, yağmur tanrısı gibi özellikler, isimleri farklı olsa da her iki kaynaktaki tanrıların ortak özellikleridir. kuran'da bu tanrıların isimleri ise, (orada put olarak geçiyor) 'biraz ne haliniz varsa görsün, onlara inanmaya devam edin bakıyım siz' şeklinde yazıyor. bu şekilde de onlara son inanç kapısının da kapatıldığına inanılıyor.

    yine benzer şekilde kuran'da tüm hayvanlardan birer çift alınması emri gelir. bu tüm hayvanlar kısmının biraz tartışıldığına dair yazılar okuduysam da böyle diyip geçmek istiyorum.

    - tufanın finali

    finale geldiğimizde, kimi kaynaklara göre yıllarca sürmüş, kimilerine göre 40 gün, kimilerine göre 7 gün 7 gece.. sonuçta yeryüzü sular altında kalmış, insanlar ölmüş ancak gemiye sığınanlar hayatta kalmayı başarmışlar. tufan bittiğinde artık gemidekileri yepyeni bir hayat beklemekteydi. gemi karaya oturur ve şaşılacak ölçüde tüm metinlerin hemen hemen bir ortak özelliği, nuh gemiden dışarı üç hayvan salar. üçüncü saldığı hayvan geri dönmeyince tufanın bittiği anlaşılır ve herkes gemiyi terk eder. nuh, tanrıya kurbanlar sunar ve herkes için yepyeni bir hayat başlar.

    sümerlere göre gemi, kiş şehrine oturmuş ve sümerler kiş şehrinde yeniden yerleşmeye başlamışlar. kuran'a ve başka birkaç kaynağa göre de gemi cudi dağına oturmuştur. ağrı dağı ile ilgili birtakım söylentiler olsa da, yahudi kaynaklarından geçen ufak bir telaffuz hatasının buna yol açtığına dikkat çekilmiş. yine de cudi mi ağrı mı bilemesek de, cudi'nin daha kabul görmüş bir final olduğunu söyleyebiliriz. nitekim tufan'ın olduğu şuruppak ile ağrı arasındaki mesafe de bir haylı uzak. bu nedenle cudi daha yakın bir ihtimal. nuh'un mezarıyla ilgili iddiaların bazılarında da şırnak'ta yer aldığı söylenmesi de cudi ihtimallerini arttırıyor.

    - diğer toplumlarda tufan

    türklerde tufan, türklerin vazgeçilmez mitolojik karakteri ülgen ile ilişkilidir. ülgen, nama'dan tahta bir sandık yapmasını ister ve nama, oğullarıyla birlikte bu sandığı yaparlar. daha sonra yine hayvan çiftleri vs. toplanarak insanlar sandığa girmiş ve ardından 7 gün süren korkunç yağmurlar başlamış.

    türklerin dışında daha önce de dediğim gibi, 19 farklı toplumda yer etmiş bir olay. hintlerde bir balığın devleşmesi yüzünden olan bu tufan, yunanlarda tevrat'a benzer şekilde tanrıların insanlardan tiksinmesi sonucu olmuş. iranlarda buzulların erimesiyle yükselen sular şehirleri yıkarken hristiyanlar da yahudilere aynen katılıyor.

    insanlığın 5000 bin yıldır unutmadığı, unutamadığı büyük tufanın gerçekliği sümerler adına doğruya yakın da olsa hala tam kanıtlanmış diyemiyoruz ne yazık ki. gönlümün sümerli kardeşlerimden yana olduğunu ve acılarını paylaştığımı belirterek yazıma son veriyorum. esen kalın.
  • vakti zamanında ilkokul sıralarında herhangi bir şeyin sürekli yarısını ayırdığınızda o şeyin sonsuza kadar devam edeceğini ve hiç bitmeyeceğini öğrenmek.

    matematik, mantık, fizik ve felsefi olarak inanılmaz bir bakış açısı kazandırmıştı.

    örneğin, 1km'lik bir yolu gideceksiniz ve bu yolu giderken düzenli olarak attığınız her adımdan bir sonrakini, o adımın yarısını atarak gideceksiniz. 1km'lik bir yolu bu şekilde gitmeye çalıştığınızda asla bitiremezsiniz.

    aynı şey herhangi bir yemek içinde geçerli. mükemmel bir dünyada, mükemmel bir şekilde bir yemeği yerken, bir ısırığınızla başladığınız bir ekmeğin, her ısırışınızla yarısını yediğinizde, fiziki, teorik vs olarak asla o ekmeği bitiremezsiniz.

    1/2 - 1/4 - 1/8 - 1/16 - 1/32 - 1/64 - 1/128 - 1/256 - 1/512 - 1/1024 vs diye gider.

    edit: efenim sürekli mesaj geliyor, max planck değeri ile alakalı. entry'imde ilgili konu 'mükemmel bir dünya'da' diye nitelendirilmiş olup, teorik olarak mükemmel bir dünya kastedilmiştir. ancak böyle ilgili arkadaşların sürekli max planck ile ilgili mesaj atmasına sevindim ve seviniyorum.
  • yurt dışında eğitim görebilme, her türlü eğitim alanı ve seviyesi için, imkanı elde etmenin tahmin edilenden çok çok daha kolay ve ucuz olması.

    öncelikle belirtmek isterim ki yurt dışında üniversite bitirmek veya dersleri geçmek türkiye'den kolaydır demiyorum, bu eğitim için gittiğiniz ülkeye ve tercih ettiğiniz üniversiteye göre farklılık gösterir elbette. söylemek istediğim benim gibi uzun yıllar bunun hayalini kurmaya bile cesaret edemeyenler, aslında en büyük engeli kendi önlerine koyanlar. avrupa'nın içlerinde, asya'da, amerika'da veya avusturalya'da, kesinlikle abartmıyorum, yüzlerce üniversite sadece sizin lise mezunu olmanızı ve başvuru yapmanızı bekliyor. bu demek değil ki eğer üniversiteye kabul edilirseniz mezun olmanız çocuk oyuncağı, fakat ömrünüz boyunca sizinle gelecek olacak binlerce tecrübeyi yaşayabilmek için yurt dışında olmanın getirdiği temel sıkıntılar dışında büyük bir problem olmadan hayatınızın en verimli dönemini geçirebilme imkanının bana bu kadar yakın olduğunu öğrenmek gerçekten bu kararı almadan önce gerçekten ufkumu iki katından fazlasına çıkartmıştı.

    şu an st. petersburg'ta yaşıyorum, ve petersburg devlet üniversitesi öğrencisiyim. bu siteden üniversite hakkında bilgi alabilir bu link üzerindense uluslararası öğrenci kabulü prosedürü ve diğer yardımcı olabilecek kaynaklara ulaşılabilir. dil engeli konusunda şüpheleri ola arkadaşlar hiçbir şekilde çekinmesinler yurtdışına çıkmaya, dili yaşayarak ve insanlarla günden güne daha iyi anlaşabildiğini görerek öğrenmekten daha iyi bir dil öğrenme yöntemi olamaz. fiyatlar için şunu unutmayın, her devlet binlerce alt kurumdan oluşmuş devasa bir sistem ve o sistemin içinde mutlaka ama mutlaka şu anki halinizle bile koşullarını sağlayacağınız bir kurum uluslararası öğrencilerin eğitim ücretlerini üstlenmek için bekliyor, emin olun. bu sayfa'da rusya'da yer alan eğitim kurumlarına başvurmanızı ve ücretsiz eğitim alabilmenizi sağlayacak bir arayüz göreceksiniz, tabiki sadece bundan ibaret değil site fakat bulmanız çok kolay olacak. herhangi bir konuyu sormaktan çekinmeyin, elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım.

    not: bu entry'de üniversite reklamı yapmak için değil hakkında daha çok bilgi sahibi olduğum üniversiteyi örneklendirmek için kullandım sadece okul adını.
  • ido‘nun açılımının ibrahim ve derya’nın oğlu olduğunu öğrendiğim gün arşa erdim .
  • hipotenüs, bir dik üçgende bulunan en uzun kenara denir. yunan filozof ve matematikçi olan pisagor, kendi bulduğu bu teoreme karısının ismini yani hipotenüs ismini vermiştir.
  • senin de coininin de allah belasini versin dilenci it oglu it. bunun yeri burasi mi? engellemek isteyen olursa ve entrysini silerse diye nick veriyorum rain of chaos
  • haftasonu tatillerinizi amarikadaki kapitalist sisteme borclusunuz desem ? daha da bisey demiyom arastirin ogrenin olm bak biz ogrendik zamaninda
  • toplumsal olarak ciddi mantık hataları var. bunlardan biri olarak, son zamanlarda sözlükte sıkça gördüğüm "şehitlik güzelse seni öldüren neden kötü olsun, cennete gidiyorsun, öyleyse katiller iyidir" safsatasını örnek vereceğim.

    bu iddianın neden safsata olduğunu diğer bir mini bir örnekle anlatalım.

    mesela birinin aldatıldığını, ya da dostları tarafından sırtından vurulduğunu düşünelim. bu olay kötü bir olaydır. duygusal olarak acı çeken bu kişi teselliye ihtiyaç duyar. bu durumda ona destek veren kişi şöyle der:

    "acılar insanı olgunlaştırır, sen de bu olaydan daha da bilge şekilde çıkacaksın."

    şimdi de bunu diyen kişiye "madem acı çekmek insanı olgunlaştırır, o halde acı çekmek güzeldir, o halde ben de seni aldatabilirim. seni aldatırsam sana iyilik yapmış olurum" diyen kişiyi düşünün.

    ne kadar "aptal" görünüyor öyle değil mi?

    evet, acı çekmenin kişiyi olgunlaştırdığı bir gerçektir, ama olay bizzatihi güzel bir olay değildir. kişi zor durumunda, kötü olanın güzel yönü vurgulanır ki burada hiçbir çelişki bulunmaz.

    işte aynısı da şehitlik kavramının kullanımı ilgili. dünyevi yönden ölümün kendisi güzel bir şey değil. teselli şart. hatta ahiret yönünden de aynı, sonuçta kişi ebediyete intikal ediyorsa da yakınları ile bir süre uzak duruyor. kavuşma gecikiyor. güzel falan değil bu, kalanlar için.

    dolayısıyla türkiye'nin en yaygın sosyal mecralarından birinde ciddi ciddi bu basit mantık hatalarını yapanların olduğunu gördükçe, mantık muhtevalı derslerin ilkokul seviyesine kadar indirilmesi gerektiğine inanıyorum.
hesabın var mı? giriş yap