şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • kuantum zaman ve tersine nedensellik

    tam şu an saatinize bakın. gördüğünüz zaman anına nerden geldiniz? elbette bir önceki andan, yani geçmişten geldim diyebilirsiniz. peki ya tersi mümkün olamaz mı? geçmişte değil fakat gelecekte yer alan olaylar sizi bu noktaya getirmiş olamaz mı? yapılan yeni deneyler bu konuda tartışmalı sonuçlar sunuyor.

    şu an bu yazıyı okuyor olmanız, öncesinde gelişmiş olan olayların sonucunda geldiğiniz bir durum mudur? geçmişte olanların bizi şu an bulunduğumuz noktaya getirmiş olduğu konusunda çoğumuz hemfikiriz. ancak bilim dünyası ikinci bir ihtimalin de üzerinde duruyor. bu teoriye göre yalnızca geçmişteki olaylar değil, henüz gerçekleşmemiş gelecekte yer alan olaylar da yaşadığımız anın üzerinde etki sahibi olabilir. neden-sonuç ilişkisinin sadece geçmişten geleceğe değil, fakat gelecekten geçmişe doğru da akabileceğini ön gören ve tersine-nedensellik diye isimlendirebileceğimiz bu düşünce, geçmişimizin bizi geleceğe doğru ittiği tablonun yanında geleceğin geçmişe uzanıp bizi kendine doğru çektiği bir senaryoyu da gündeme getirmektedir.

    kuantum teorisi belirsizlik ilkesine dayalı bir olasılıklar kuramıdır. bu nedenle parçacıkların örneğin konum veya hız gibi kesinlik barındıran özellikleri yoktur. bunun yerine, konumu veya hızı bir ölçüm yaparak tespit etmeye kalktığımızda, hangi olasılıkla hangi sonuçları elde edeceğimizin bilgisini barındıran olasılıklar bütünü veya teknik tabiriyle “ kuantum olasılık dalgası ” vardır. herhangi bir parçacığın durumunu tespit etmek için bir ölçüm yapıldığında, parçacığa ait olasılık dalgasının barındırdığı olasılıklardan biri gerçekleşmiş olarak gözlenir. bu ölçüm gerçekleştirilmeden önce bütün olasılıkların bir arada bulunduğu bir superpozisyon durumu geçerlidir. dolayısıyla ölçüm yapmak suretiyle parçacığın hangi konumlarda bulunabileceği bilgisini oluşturan olasılık dalgasını ve dolayısıyla superpozisyon durumunu imha etmiş ve belirli bir konum tespit ederek belirli bir kesinlik meydana getirmiş oluruz. ölçüm olayı bu bağlamda yıkıcı bir olaydır ve herhangi bir kuantum sisteminin olasılık dalgasını yıkmadan netice veren bir ölçüm veya gözlem yapmak imkânsızdır. ancak en büyük problem, ölçüm sonucu hangi olasılığın gerçekleşeceğini belirleyen hiçbir mekanizmanın olmamasıdır. yani olasılıklardan biri “ rastgele ” gerçeklik kazanır.

    örneğin radyoaktif bozunmaya uğrayacak olan birbirinin tıpatıp aynısı iki atom hayal edelim. bozunma olayının ne zaman olacağı kuantum mekaniksel çerçevede tamamen olasılığa bağlıdır. atomlardan biri 5 dakika sonra bozunurken diğeri 5 yıl sonra bozunabilir. bu olasılıkları hesap edebiliriz ancak olasılıklardan hangisinin ne zaman gerçekleşeceğini kesin olarak söyleyemeyiz. çünkü olasılıklardan hangisinin gerçekleşeceğini belirleyen bilinen hiçbir neden-sonuç ilişkisi yoktur. ihtimallerden biri tamamen rastgele gerçekleşir. geçmişten geleceğe akan etkileşimi esas alan klasik nedensellik modeli bu olayı izah etmekte yetersiz kalır. çünkü atomların geçmişi, bozunmanın ne zaman gerçekleşeceğine dair neden-sonuç ilişkisi kurabileceğimiz herhangi bir bilgi taşımamaktadır. dolayısıyla atomların başından geçmiş olanları incelemek hiçbir işe yaramaz. bozunuma anının rastgele değil, fakat bir etki ile belirlenmekte olduğunu kabul edersek ve bu etki bozunma anının öncesinde, yani geçmişte yer almıyorsa, o halde gelecekte yer alıyor olabilir mi? neden-sonuç ilişkisi kuramıyor olmamızın nedeni, aradığımız nedenin henüz gerçekleşmemiş olması olabilir mi? tersine nedensellik teorisine göre bu sorunun cevabı evet olmalıdır. bu teoriye göre birbirinin tıpa tıp aynısı olan iki atomun durumunda aslında bir fark vardır ancak bu fark geçmişten değil, gelecekten gelmektedir. bu ihtimali kabul edersek, neden-sonuç ilişkisiyle barışık bir kuantum teorisinden söz edebiliriz belki.

    bu iddiaların deneylerle test edilebileceğini düşünen jeff tollaksen ve yakir aharonov , her bir aşamada parçacıkların spin özelliklerine yönelik özel ölçümlerin gerçekleştirildiği üç aşamalı bir deney tasarladılar. gelecekteki olayların geçmişi etkilediğini iddia eden tersine nedenselliğe delil getirmek için 2.aşamada gerçekleşen ölçümlerin, gelecekte yer alan 3.aşamadaki ölçümlerden hali hazırda etkilenmiş olduğunu göstermek gerekir. deneyi daha iyi anlamak adına suyun ortasında duran bir sandal düşünelim. suyun zamanı temsil ettiğini kabul edelim. sandalın bulunduğu konum şimdiki anı, arkasındaki su kütlesi geçmişi, önündeki su kütlesi ise geleceği temsil etsin. bu temsilde geçmişin şimdiki anı etkilemesi, sandalın arkasındaki su kütlesinde yayılan bir dalganın gelip sandala çarparak onu sallaması gibidir. geleceğin şimdiki anı etkilemesi ise sandalın önündeki su kütlesinde yayılan bir dalganın gelip sandala çarparak onu sallaması gibidir. hem geçmişin hem de geleceğin şimdiki anı etkileyebildiğini söylemek, hem önden hem de arakadan gelen dalgaların aynı anda sandala çarpması demektir. iki dalganın sandala çarpması, tek bir dalganın çarpmasına kıyasla daha şiddetli bir tepkiye neden olur diyebiliriz. o halde su dalgalarını kuantum olasılık dalgası ile değiştirelim. sandal örneğinde geriden gelen dalga gerçek deneydeki 1.ölçümü, sandalın konumundaki durum 2. ölçümü, önden gelen dalga ise deneydeki 3. ölçümü temsil etsin. eğer sadece geçmiş değil fakat gelecek de şimdiki anı etkileyebiliyorsa, 2.ölçümde tespit ettiğimiz durum, hem geçmişten hem de gelecekten yayılarak gelen kuantum olasılık dalgalarının bileşik etkisini taşıyacağından (tıpkı sandala iki dalgalanın çarparak daha şiddetli sallaması misali) bazı kuantum olasılıkların şiddetlenmesine neden olacaktır. geleceğin şimdiki anı etkilemesi söz konusu değilse, bu durumda bahsini ettiğimiz şiddetlenme olmayacaktır. deneyde 2.ölçüm esansında buna benzer bir şiddetlenmenin gözlenmesi, henüz gerçekleşmemiş 3.ölçümün 2.ölçümü etkilemiş olduğuna işaret edecektir.

    ancak dikkat ederseniz bu deney senaryosunda çok önemli bir problem var. daha önce belirttiğimiz üzere ölçüm işlemi, kuantum olasılık dalgasını imha etmektedir. deneyin kilit noktası 2.ölçümdeki olasılık dalgasının durumudur. ancak ölçümler neticesinde olasılık dalgaları imha olacağından deneyin gerçekleştirilmesi mümkün görünmüyordu. bu problemin üstesinden gelmek için “zayıf ölçüm” adı verilen yeni bir teknik geliştirildi. normal ölçüme kıyasla son derece zayıf bir etkileşim sergilediğinden dolayı bu ölçüm işlemi sistemin kuantum superpozisyon durumunu imha etmez. yani olasılık dalgası halen varlığını devam ettirir. ancak bunun bedeli olarak tek bir ölçüm işleminde kesinlik içeren bir sonuç bilgisi elde edilemez. işe yarar bir bilgiye ancak zayıf ölçümleri binlerce kez tekrarlamak suretiyle elde edilen büyük bir veri yığınının analiz edilmesiyle erişilebilir. bu metot ile yapılan deneyler gerçekten de 2.aşamada bir şiddetlenmenin olduğunu gösteren sonuçlar verdi. ancak deneylerin tersine nedenselliği ispatladığını söyleyemeyiz. öncelikle zayıf ölçüm işleminin binlerce kez tekrar edilme gereksinimi, her üç aşamanın tek bir deneyde incelenmesini imkânsız kılmaktadır. elde edilen sonuçlar toplam değerlerdir. daha net bir şey söyleyebilmek adına geleceğin şimdiki anı etkileyip etkilemediğini deneylerde tek tek incelemeye kalktığımızda ise elde edilen veriler, ölçümlerin çok zayıf olmasından dolayı, cihazların hata paylarının dahilinde kalmakta ve kesin bir şey söylemeyi mümkün kılmamaktadır. görünen o ki bu teori bilim dünyasını bir süre daha meşgul edecek ve yeni deneylerin çıkış noktası olacak.

    kaynak1
    kaynak2
  • hawking'in ölmeden önce belçikalı fizikçi thomas hertog ile beraber kaleme almış olduğu paralel evrenlere ilişkin makalesi.

    ayrıntılar için ayrıca (bkz: #78064589)
  • insanların frekansları :
    araştırmalar her canlının bir frekansa sahip olduğunu (megahertz olarak ölçülüyor) ve dahası hepimizin çevremizdeki frekanslardan etkilendiğini gösteriyor.
    insan organizmasındaki trilyonlarca hücre hepsi kendi frekanslarında titreşir. bütün bu titreşimlerin toplamı kişinin genel frekans spektrumunu belirlemektedir. insan organizmasının yaydığı farklı elektromanyetik frekanslar kişinin bireysel frekans alanını oluşturuyor.

    hasta ve sağlıklı hücre, doku, organ ve bireylerin frekans yapıları birbirinden farklıdır. hastanın kendi frekansları içerisinde saklanan yabancı frekanslar (virus, bakteri, parazit, mantar, ağır metal birikimleri, alerjenler vs..) normal frekans düzenimizi bozarlar. canlıların frekansları

    insan beyni 72-90 mhz
    insan bedeni (gündüz) 62-68 mhz
    soğuk algınlığı belirtileri 58 mhz
    grip belirtileri 57 mhz
    kandida 55 mhz
    epstein-barr 52 mhz
    kanser 42 mhz
    ölüm başlangıcı 25 mhz
    işlenmiş/konserve yiyecekler 0 mhz
    kuru otlar 12-22 mhz
    taze otlar 20-27 mhz
    esans yağlar 52-320 mhz

    esans yağların frekansları :

    geçen yüzyılın başında amerikalı doktor bruce tainio insanların ve gıdaların biyofrekanslarını ölçen bir alet geliştirdi.
    esans yağlar uzmanı d. gary young’un da yardımıyla araştırma frekanslar ve hastalıklar arasındaki ilişkiyi incelemeye yöneldi. bu ekip aynı zamanda esans yağların insan vücudunun frekansları üzerine etkisini de inceledi. keşifleri çok ilginçtir.

    gül 320 mhz
    herdemtaze 181 mhz
    günlük 147 mhz
    lavanta 118 mhz
    alman papatyası 105 mhz
    mür 105 mhz
    melissa 102 mhz
    ardıç 98 mhz
    sandalağacı 96 mhz
    melekotu 85 mhz
    nane 78 mhz
    galbanum 56 mhz
    fesleğen 52 mhz

    sağlıklı bir insan vücudunun 62-68 mhz’lik bir frekans aralığı var.
    hastalık ve rahatsızlıklar 58 mhz’de baş göstermeye başlıyor.
    esans yağlar insan tarafından kullanılan doğal maddeler arasında en yüksek frekansa sahip olan şey.

    yukarıdaki frekans tablosunda bir uçta işlenmiş/konserve yiyecekler dururken (0 mhz) öteki uçta en yüksek frekans ile gül yağı (320 mhz) bulunmaktadır.
    gül’ün aşkla ilişkilendirilmiş olması belki de bir rastlantı değildir.

    tainio ile young’ın yaptığı testlerden biri de her ikisi de 66 mhz vücut frekansına sahip olan iki erkek üzerine yapılmıştır. ilk erkek eline bir bardak kahve almış ve o daha kahveyi içmeden 3 saniye içinde frekansı 58 mhz’e düşmüştür.
    daha sonra bir esans yağını koklamış ve frekansı tekrar 66 mhz’e çıkmıştır. ikinci kişi kahveden bir yudum almış ve frekansı 3 saniye içinde 52 mhz’e düşmüştür.
    fakat esans yağını kokladığı anda frekansı tekrar yükselmemiştir. frekansının tekrar 66 mhz’e çıkması üç gün sürmüştür.
    demek ki frekanslarımız başka maddelerin ciddi bir biçimde etkisi altında
    olumsuz düşüncelerin insan frekansını 12 mhz kadar düşürdüğü, oysa olumlu düşüncelerin frekansı 10 mhz kadar yükselttiği bulgulanmıştır.
    meditasyon ve dua gibi çalışmalar frekansı 15 mhz kadar yükseltmektedir.
    bu durumda klinik çalışma göstermektedir ki ciddi bir hastalık engeli olmayan kişiler sağlıklı kalmak için şu ya da bu şekilde bir ruhani uygulamaya ihtiyaç duymaktadır.
    kanıtlar gösteriyor ki esans yağlar da kişinin frekansını yükseltmede önemli bir rol oynayabilmektedir.
    78 mhz’in altında olan esans yağlar vücudun fiziksel yapısını dengelerken, yüksek frekanslı yağlar gül ve günlük duygusal ve ruhsal seviyelerde denge getirmektedir. bir esansı kokladığınız zaman beynimizin amigdala denilen bölümü etkilenir ki burası hafızanın ve duyguların saklanıp serbest bırakıldığı yerdir.
    vücuda dışarıdan alınan maddeler de vücut ile değişik düzeylerde iletişime girer. karşılaşılan bir toksinin titreşimi, vücudu rahatsız edici ve zararlı bir frekans özelliğine sahip olması nedeniyle hücreler arası iletişimde bozulmaya yol açar.
    bizi etkiliyor olabilecek olumsuz frekansların farkında olmalıyız. birçoğumuz bitkiler üzerindeki klasik müzik ve hard rock müzikleriyle yapılan deneyi biliyordur. klasik müzikle birlikte bitkiler serpilirken, hard rock onları öldürmüştür. insanlar da farklı değil.
    beslenmemizden, fiziksel çevremizden gelen karmaşık ve olumsuz frekanslar eninde sonunda hücresel yıkıma ve parçalanmaya neden olacaktır.
    bununla birlikte aramızda çok az insan dağlara, köylere kaçabilir. kentsel yaşam birçoğumuz için kaçınılmaz bir ortamdır.
    ama neyse ki esans yağlar var. ve her şeyden önce meditasyon var. bunlar sayesinde frekansımızı tekrar yükseltebiliriz.
  • bir afrika ülkesi olan sierra leone'de kölelik ancak 1928'de kaldırılabilmiştir.

    o tarihlerde bizim cumhuriyetimiz 5. yılını kutluyordu.
  • dondurmanın külahının yenebilir olduğu.
  • çok seks yapmanın unutkanlık ve hafıza kaybına neden olması..

    not: 2001 senesinde saat 14:15 randevusu için gittiğim dişçide beklerken masanın üzerindeki derginin 24. sayfasındaki fredrick richard adlı bilim adamının yazdığı makalede okumuştum.
  • dünya dışı varlıklara dair önemli bir çıkış noktası olan fermi paradoksuna açıklama getirildi. bu açıklama sizleri tatmin ederse, evrende yalnız olduğumuzu da kabul etmiş olacaksınız

    fermi paradoksu, ismini bu paradoksu ortaya atan bilim insanı enrico fermi'den alıyor. özetle fermi, gezegenimizin tahayyül edebileceğimizden büyük olduğunu ve zaman kavramının da sonsuza uzandığını belirtiyor. yani eğer ki bir dünya dışı varlık herhangi bir zaman diliminde, herhangi bir yerde var olduysa bizim onu şimdiye dek görmemiz gerekirdi.

    fermi paradoksunu kısa bir cümleyle özetleyebiliriz: dünya dışı varlıklar var olsaydı, şimdiye dek görmüş olurduk. açıkçası 1950 senesinde bu fikirler ortaya atıldığından beri ciddiyetini koruyor. buna karşın oxford üniversitesi bünyesinde araştırmalarını sürdüren bilim insanları, bu paradoksu açıklığa kavuşturmuş durumda. maalesef fermi'nin teorilerinde büyük oranda haklı olduğu düşünülüyor. evrende bizim dışımızda herhangi bir canlı olmadığı yönünde ciddi görüşler var.

    bu fikri ortaya çıkartan ise matematik. bilim insanları, insanoğlunun bu galakside tek başına olduğu ihtimalini %53 ile %99.6 arasında görüyorlar. aynı hesabı tüm evren için yaptıklarında ise oranlar %39 ile %85 arasında çıkıyor. anlayacağınız henüz ortada net bir bulgu yok. yine de evrende insan dışında bir canlı varlık olmama olasılığı maalesef çok yüksek.

    ahanda kaynak
  • kimyon ve havucun aynı aileden olduğu bu yüzden de yemek yaparken bir arada kullanıldıklarında birbirlerine çok yakışacakları. denemedim.
  • edebiyat dünyasının efsanevi isimleri genellikle utangaç, sıkılgan, asosyal tiplerden çok, ele avuca sığmaz asi ve kimileyin kötücül rock yıldızlarınınkini andıran hayatlar sürmüşlerdir.
    çoğu bağımlı ve şehvet düşkünüdür.
    toplum normlarının ve değerlerinin çok uzağında yaşarlar.

    william shakespeare:
    çapkınlığıyla ünlüdür.
    karısı düğünde üç aylık hamileydi.

    lord byron:
    yazarken kafatasından şarap içiyordu.
    zamanının en ünlü çapkınıdır. kadınlar ve erkeklerin yanısıra, egzotik hayvanlarla da ilişkisi oldu.
    leydi byron'un kocasından ayrılma sebebi hayvanlara karşı takındığı bu zorba tavırdır.
    tüm sevgililerinin cinsel organını örten tüylerden bir parça keserek zarflara koymuş, zarfın üstüne sevgililerinin isimlerini yazmıştır.

    honore de balzac:
    günde 50 adet koyu türk kahvesi içiyordu.
    bir oturuşta on kişilik yiyor, yemek yerken çatal, kaşık kullanmıyordu.
    kahve zehirlemesinden öldü.

    charles baudelaire:
    afyon ve alkol bağımlısıdır.
    'her zaman sarhoş olun, her şey burada. tek sorun bu. zamanın yükünü omuzlarından atmak için toprakla olan bağlarınızı koparmak için sarhoş olun. ama neyle? şarapla, şiirle ya da erdemle… nasıl isterseniz? ama sarhoş olun' en ünlü lafıdır.
    frengi'den öldü.

    edgar allan poe:
    afyon, içki ve kumar bağımlısıydı. 40 yaşında alkolden ve uyuşturucudan öldü.

    charles dickens:
    tüm mobilyaların tam istediği şekilde düzenlenmediği bir odada yazı yazmayı reddediyordu. tüm eşyaların yerini tam olarak hatirlayabilmek gibi tuhaf bir yeteneği vardı ve odayı isteğine uygun düzenleyebilmek için saatlerini harcardı.
    düzenli olma konusunda takıntılıydı. saçlarını her gün yüzlerce defa tarar, tek bir saç telinin yerinden oynadığını hissederse tekrar tarardı. uğur getirmesi için her şeye 3 defa dokunur, cuma'yı şanslı günü sayardı. en tuhafı da uyku alışkanlıklarıydı; yüzü kuzey kutbuna bakacak şekilde yatmakta ısrar eder, aksi takdirde uyuyamadığını iddia ederdi. gezegenin manyetik alanına göre hizalanmanın, yaratıcılığı beslediğine inanıyordu.
    opium bağımlısıydı.
    paris morgu'na karşı saplantısı vardı. burada boğularak ölen avarelerin ve diğer sahipsizlerin cesetlerini inceleyerek günlerini geçiriyordu.

    walt whitman:
    eşcinsel yazar başkan abraham lincoln'e deli gibi aşıktı ve onun uğruna şiirler yazıyordu. en büyük zevki banyo küvetinde yatıp lincoln'ün resmine bakarak içki içmek ve etrafa sular sıçratarak marş söylemekti.

    dostoyevski:
    gelmiş geçmiş en büyük romancılardan olan dostoyevski iflah olmaz bir kumarbazdı. parası defalarca sıfıra inmiş bu uğurda karısının parasını çalmış, yakınlarının elbiselerini ve eşyalarını satmıştır.
    tanrının ortodoks, isanın rus olduğunu iddia edecek kadar dindar ve slav milliyetçisidir.
    ergen yaştaki kızlara ilgi duyar ve bunu uluorta söylemekten çekinmezdi.

    leo tolstoy:
    gençliğinde sefahat düşkünüydü.
    34 yaşında evlendiğinde karısı sonya'yı diğer kadınlarla olan cinsel maceralarını ayrıntısıyla anlattığı günceyi okumaya zorlamıştır.
    ileriki yaşlarında eti, alkolü ve tütünü bıraktı ve yulaf, ekmek ve sebze çorbasından oluşan kısıtlı bir besinle yaşamaya başladı.
    yaşlılık yıllarında çerktov isimli bir dolandırıcya tüm servetini bırakmaya ikna olunca karısıyla kavga ettiler. gecenin bir yarısı evden çıktı ve bir tren istasyonunda soğuktan donarak öldü.
    ölürken son sözü; 'peki ama ya köylüler... köylüler nasıl ölür?' oldu.

    emily dickinson:
    tam bir münzeviydi. evine gelen misafirlerle yüzyüze görüşemez onlarla yan odadan kapı arkasından konuşurdu.
    kendinini günlerce odasına kitler doktorları bile kendisini kapı ardından muayeneye zorlardı.

    lewis carroll:
    'alice harikalar diyarında'nın yazarı aynı zamanda elektrikli tava, üç tekerlekli bisiklet ve çift tarafı yapışkanlı sabitleyicinin mucididir.
    sıtma, çıban, egzama ve migren gibi onlarca hastalığından dolayı psikoaktif uyuşturucular kullanmıştır.
    'takıntı ve saplantı bozukluğu' hastalığından muzdaripti.

    mark twain:
    hastalanınca iki gün kendini aç bırakır ve mükemmel sonuçlar aldığını iddia ederdi.
    birçok icat yapmış çoğu felaketle sonuçlanmıştır. yapışkanlı fotoğraf albümü fikri ise tutmuş ve ona yüklüce para kazandırmıştır.
    halley kuyrukluyıldızının göründüğü kasım 1835'de doğmuş, yıldız yeniden döndüğünde öleceğini tahmin etmiştir.
    'halley'le geldim, onunla gitmeliyim. aksi takdirde hayatımın en büyük hüsranını yaşarım' demiştir. nitekim halley geçtikten sonra ölmüştür.

    oscar wilde:
    çocukluğunu annesinin zorlamasıyla kız kıyafetleri giyerek geçirdi.
    naifliğinden dolayi ergenlikte arkadaşlarının tacizine uğradı.
    eşcinselliğinden dolayı suçlu bulunarak 2 yıl ağır cezaya mahkum edildi.

    arthur conan doyle:
    ateşli bir spiritüalustti ve minik perilerin gerçekten var olduğuna ve yeterince arandığı takdirde bulunabileceğine inanıyordu.
    ömrünün son yıllarında kendini tamamen spiritüaluzm inancına, ölülerle iletişime ve perilerin varlığına adadı.

    jack london:
    alkolikti. içkiye 5 yaşında başladığını iddia eder günde ortalama 1 litre viski içerdi.
    sosyalist olduğunu söylüyordu ama daha çok beyazlar için sosyalizmi savunuyordu. uzakdoğulular ve siyahlardan haz etmiyordu.
    o dönem çaresi olmayan böbrek taşı hastalığından dolayı aldığı morfinin dozunu fazla kaçırıp vefat etmiştir.

    james joyce:
    kadın gazı aromasının! ve kirli kadın donu koklamanın yüreğinde özel bir yeri vardı. sevgilisi nora'ya içi osuruk dolu poposunu koklama, tokatlanma, kamçıyla dövülme arzusundan bahsettiği mektuplar yazdı.

    franz kafka:
    sıska bedeni ve zayıf kaslarından utanan kafka hastalık hastasıydı.
    günlüklerinde sık sık dış görünümünden ne kadar nefret ettiğini yazıyordu.
    dedesi kasap olan kafka vejeteryendi ve yemek yerken her lokmasını en az 45 kere çiğnerdi.
    zamanın nudist hareketine katıldı ancak gittiği nudist kamplarda giysiyle dolaşıyordu.

    ernest hemingway:
    alkolikti.
    çocukluğunda annesi tarafından efemine büyütüldü.
    beş savaşa katıldı, dört otomobil, iki uçak kazası atlattı. büyük bir yangında yara alarak kurtuldu ama depresyon sonucu 2 temmuz 1961'de intihar etti.

    jack kerouac:
    ömrü boyunca alkolikti. favori içkisi çulsuz şarapçıların hayat kaynağı olan alkolle kuvvetlendirilmiş ucuz şarap 'thunderbird'di.
    beatnik ve hippi hareketinin kurucusu olan kerouac muhafazakar, sağcı ve katolikti. hippilerden nefret ediyordu ve vietnam savaşını destekliyordu.

    william s. burroughs:
    abd’li roman ve deneme yazarı olan burroughs, jack kerouac ve allen ginsberg ile birlikte beat akımını başlatan yazarlardan biri olarak tanınır.
    eşcinseldi. hayatı boyunca depresyon illetinden kurtulamadı. ölümüne kadar eroin dahil bilinen bütün sert uyuşturucuları kullandı.

    charles bukowski:
    2 defa ölümden dönmesine rağmen alkolü bırakmadı.
    eserlerinde genelde fahişeleri, muhabbet tellallarını, uyuşturucu satıcılarını, toplumdışı insanları ve depresyonu konu alması ve alkolizme yakın bir hayat tarzını anlatmasıyla ünlü olan yazar ‘alkol kendini öldürüp tekrar doğmaya benzer’ sözleriyle hafızalarda kalmıştır.

    aldous huxley:
    meskalin, lsd ve uyusturucu mantar bağımlısıydı. tedavi görmüştür.

    philip k. dick:
    bilinen bütün uyuşturucuları kullanmıştır.
    son yıllarında bu yüzden akıl sağlığını yitirmiştir.

    stephen king:
    abd’li ünlü yazar king, halihazırda yazdığı çoğu romanı hatırlayamıyor.
    kokain dahil birçok maddeye bağımlı olduğunu itiraf eden king sürekli kanayan burnu yüzünden daktilosuna koruma kılıfı bile yaptırmıştır.

    (robert schakenberg/büyük yazarların gizli hayatları)
  • annemin, benim şimdiki yaşıma* kadar lahmacun yememiş olması. hayretle karşıladım gerçekten. tabi bunda yıllarca köyde yaşamasının etkisi büyük ama yine de şaşırıyor insan işte.

hesabın var mı? giriş yap