şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
21970 entry daha
  • istanbulda toplamda 4 tane kadın taksici olması. bunlardan sadece biri gececiymiş, diğerleri gündüzcü.
    10 senedir istanbulda sürekli taksiye biniyorum ilk defa bu bilgiyi öğrenmiş oldum.

    kaynak: gececi olan ablanın aracındayım şu anda. *
  • alfa - alpha - öküz
    beta - beth - ev
    gama - gamal - deve
    zeta -zeyt - zeytin
  • hem ufkunuzu hem huzurunuz iki katına çıkaracak olan down sendorumlu kardeşimizi dinlemenizi tavsiye ederim

    çağatay aras
  • gaziantep, şanlıurfa vb. pulbiberin, isotun, acının rağbet gördüğü yerlerde balık tutma hobisi olanlar; göl-göletteki balıkları tutmak için attığınız misinaya/oltaya taktığınız hamura bir de pulbiber ekleyip deneyin, sonuç ufkunuzu iki katına çıkarabilir...
  • spor kelimesinin bir kısaltma olması. sistem program organizasyon rekorun bas harflerinden oluşmuş.

    edit: evet böyle değilmiş demek ki keşke bunu hiçbir şeyi doğru yazamayan birinden öğrenmeseydim. bazı öküzlümlerim oluyor. üzgünüm.
  • merhametin insana olan etkisini öğrenmek insanın ufkunu zirvelere çıkarır.

    bugün sokak köpeğinin başını sadece bir iki dakika okşayıp gülümseyerek yanından geçtim ardından iliklerime kadar duyduğum huzurdan ve tekrar tekrar o tatlı köpüşü sevme isteğinden anladım ki o hayvancağızın sevilme ihtiyacından çok benim merhamet göstermeye ihtiyacım var . insanlarla dünya ile sanal dünya ile vakit geçire geçire merhamet duygumuzda köreldi bu insan için ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu bugün öğrendim üstelik bir insandan değil bir hayvandan.
  • atatürk’e hastalığının başlangıcında kendisini muayene eden dr.fissinger günde kaç paket sigara içtiğini sormuş; atatürk, ''sekiz'' demiş. doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektiğini söyleyince gülerek cevap vermiş, ''ben zaten bir paket içiyorum. bundan sonra bunu sizin izninizle yapacağım.'' demiş.

    (gerçi bazı kaynaklarda iki paket içtiği belirtiliyor ama önemli değil çünkü bence ufku iki katına çıkaran şey atatürkün pratik zekasıdır)
  • fransa'da şarap yapımında kullanılan üzümlerin neredeyse tamamı amerika'dan gelmiştir.
    amerika'da şarap yapılan üzümlerinse neredeyse tamamı fransa'dan gitmiştir.

    böyle biraz karışık göründü ama tam olarak böyle. en baştan anlatayım.

    yüzyıllar önce güney amerikaya gelen ilk avrupalılar buradaki bazı bölgelere "vinland" adını vermiş. bu bölgelerde uçsuz bucaksız üzüm bağlarını görünce coşan avrupalı denizcilerin kısa süre sonra sevinçleri kursaklarında kalmış. çünkü buradaki yerli üzüm türlerinden yaptıkları şarap içilecek gibi değilmiş. yine de her halukarda şarap üretmeye devam etmişler. gel zaman git zaman avrupadan gelen yeni gezginler yanlarında getirdikleri safkan fransız üzümlerini amerikan topraklarında yetiştirmeye başlamışlar. ilk başlarda bu üzümler amerikadaki parazitlere ve hastalıklara direnemeyip ölünce, fransız üzümlerini amerikan üzüm köklerine aşı yapmışlar ve başarılı sonuç almışlar. böylece amerika kıtasında fransız üzümlerinden üretilen şaraplar içilmeye başlanmış. tabi arada büyük fark var. fransız üzümlerinden yapılan şarabı bir kere tadan kişi bir daha amerikan üzümünden yapılan şaraba tövbe ediyormuş. böyle böyle mevzu yayıldıkça fransız üzüm bağları amerikan topraklarını işgal etmeye başlamış. günümüzde dahi yeni kıtanın en ünlü şarapları fransız üzümleridir. arjantindeki malbec fransanın cahors bölgesinden, şilideki merlot yine fransanın batısından gitmedir. meşhur california kırmızıları bordeaux üzümlerinden yapılır, efsanevi beyazları da chablis'den gitme chardonnay üzümünden. oregon'da en çok yetiştirilen üzüm pinot noir'dır der konuyu kapatırım. yoksa örnekler çoktur.

    buraya kadar normal. 1850lere gelindiğinde ise kader minik bir oyunla şarap tarihinin en heyecanlı safhasını başlatmış; phylloxera salgını. avrupadaki şarap bağlarının büyük soykırımı.

    phylloxera denen parazit aslında amerikada yaygınmış. tarih boyunca da amerikan üzümleri bu parazite direnecek şekilde evrimleşmiş. ancak phylloxera amerika-avrupa gemi seferleriyle avrupaya ilk kez adım atınca, daha önce böyle bir canlıyla hiç tanışmamış olan fransız üzümleri adeta nükleer saldırıya uğramış şehirler gibi darmadağın olmuşlar. avrupalı çiftçi de doğal olarak arka arkaya telef olan bağları gördükçe olanlara anlam verememiş. sadece birkaç sene içinde rüzgarla yayılan bu parazit avrupadaki tüm bağların neredeyse %80ini öldürmüş, şarap üreticileri adeta amı götü dağıtmış, henüz bağını bahçesini bu lanet parazite kaptırmayan bir kısım çiftçi de korkudan üzüm bağlarını söküp yerine başka bitkiler dikmeye başlamış. neyse ki avrupada şarapçılık tam olarak bitmeden duruma uyanan birileri çıkmış. amerikan üzüm köklerinin bu parazite karşı dirençli olduğunu farketmişler ve fransadaki neredeyse tüm bağlar yenilenmiş. önce dikilen amerikan köklerine ertesi sene fransız üzümlerini aşılayarak bu işin üstesinden gelmişler. 1900lere gelindiğinde özellikle fransada parazit salgınından etkilenmeyip orijinal kökünde yetişen 300-500, hadi bilemedin 1000 bağ kalmış. bunlar da zaten yaşlandıkça ve bağ yenileme zamanı geldikçe risk almak istemeyen üretici amerikan köklerine geçiş yapmış. günümüzde fransadaki neredeyse tüm türler genetik olarak kodlarak amerikan kökünün genlerini taşıyan fransız üzümleridir.

    bu süreç fransız ekonomisine öyle zarar vermiş ki, şarap yapımını ve olası hataları anlayıp kendilerine de anlatması için pastörizasyonun, kuduz aşısının ve daha bir sürü şeyin mucidi ünlü biliminsanı louis pasteur hükümet tarafından göreve çagırılmış. fermentasyonun formulünü, alkolün şeker yiyen bir tür maya mantarı tarafından üretildiğini, açığa çıkan gazın karbondioksit olduğunu, şarapta bulunan asit ve tanen miktarlarını ilk kez tanımlayan kişi de pasteur olmuş. büyüksün pastör.

    velhasıl, ilk dediğimize gelirsek; bugün amerikada şarap yapımında kullanılan neredeyse tüm üzümler fransız menşeili iken, fransadakiler de amerikan üzümlerinin genlerini taşırlar.

    işte bunlar hep bilgi, hep genel kültür.
    son olarak: limitinde içelim ki, yaşlanınca da içebilelim.

    edit; maya bakterisi yazmışım, mayalar mantardır, uyarısı için @agametalciyimyabulasma 'ya teşekkürler.
  • pitot denen zımbırtının hız ölçer olduğunu öğrenince ufkum iki katına çıkmıştı.
  • nat-geo sular çekilince belgesellerini izleyince ,jeopolitik konumumuzun güzelliğini görecek. süper güçlerin ülkemiz üzerinde kurduğu baskının asıl amacını bir kez daha farkedeceksiniz.
    ses dalgaları ile okyanuslar taranıp, üç boyutlu hale getiriliyor. dünyanın merkezinin hareketliliği, mö yaşanmış felaketler ve dünyayı daha nasıl felaketlerin beklediği gözler önüne seriliyor.
    ufku iki katına çıkarmasa da , tarih ve jeoloji bilginiz epey artacaktır.
15506 entry daha

hesabın var mı? giriş yap