şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • maymunlar neden konuşamaz

    maymunlar genetik olarak insana en yakın olan hayvanlar arasında yer alıyor. genetik bakımdan insana bu denli yakın olan bir türün neden konuşamadığı ise bilim insanları tarafından uzun zamandan beri araştırılan bir konu.
    maymunların insana benzeyen tek yönleri genetik yapıları değil. sosyal bakımdan da ve yaşayış şekilleriyle insana benzer iletişim kurma yolları maymunlarda görülüyor. topluluklar halinde yaşayan maymunların kendileri arasında gelişmiş iletişim yetenekleri mevcut. hatta rhesus makakları benzeri türler mırıldanıp çığlık atabiliyor ve bebeklik dönemlerinde iletişim kurmaya çalışıyor.

    insana en yakın maymun türü olan şempanzeler ile bonoboların kendi aralarında birbirinden farklı konuşma yöntemleri var. bilim insanları tarafından maymunların niçin insan gibi konuşamadığına dair iki olası ihtimal üstünde duruluyor. bunlardan ilki insanın maymunları neden anlamadığına dair bir tez. insan beyninin primatlarla iletişim kurmak için gelişmediği söyleniyor. ikinci tez ise primatların ses tellerinin evrim süreçlerinde beklenmedik biçimde geliştiğini ön görüyor.

    1970’lerde konuya dair yapılan incelemelerde ortaya bazı bulgular çıkmıştı. buna göre; makaklar insanda son derece gelişmiş olan supralaringeal ses borusundan yoksun, yani diğer bir deyişle insanların ağızlarında başlayan dilin kamburunu takip eden ve boğaza kadar uzanan alana sahip değiller. maymunlarda sorun konuşma eylemini yapacak anatomik yapının insanla benzer biçimde gelişmemiş olması. maymun beyni konuşabilmek için doğru bir gelişim göstermiş olsa bile ses yolları gelişmediği için yeterli ses miktarını üretemiyor. bununla birlikte neandertallerdeki ses yolları gelişiminin bebeklerinki gibi olduğu 1970’li yıllarda ispatlanmıştı. bu araştırmada neandertallerin tıpkı günümüzde bebeklerde olduğu gibi sınırlı bir konuşma kabiliyetine sahip olduğunu ortaya çıkardı.

    viyana üniversitesi bilim insanlarından w. tecumsehfitch ise söz konusu olan bu görüşün geçerliliğini yitirdiğini iddia ediyor. fitch ve ekibi geçen aralık ayında konuya dair ciddi bir araştırma yaptı. rhesus makakları üzerinde yapılan araştırmada doğal yollardan ölen bir maymunun üzerinde otopsi yapıldı. bu otopsi ile birlikte canlı bir maymunun dil hareketleri gözlendi ve maymunların ses aralıkları hesaplandı.

    söz konusu araştırma maymunları ses aralıklarının insana göre çok düşük seviyede olduğunu ortaya koydu. bu sebeple bir maymun e gibi tiz bir sesi üretemiyor. 1970’lerde lieberman tarafından ortaya konan araştırmalar o dönem ekibinde olan öğrencisi fitch tarafından geliştirildi. fitch maymunların boğaz bölgesindeki hava akışını haritalandırdı ve maymunların üretebileceği bir dizi konuşma sesi üretti. sonuç olarak makağın fonetik potansiyelinin 1969 yılında ortaya konandan sekiz kat büyük olduğu anlaşıldı.

    ekip tarafından onların neler yapabileceğinin küçümsendiği açıklaması yapıldı. yeni yapılan çalışma 1970’lerde lieberman tarafından ortaya konan neandertallerin günümüz modern bebekleriyle benzer ses borusu özellikleri olduğu sonucunu doğruluyor.

    kaynak
  • matematikte calculus of variations kullanılarak çözülmüş temel iki problem var:

    i-) sürtünmesiz ortamdaki bir cismin herhangi bir a noktasından, daha aşağıdaki -ancak düşey eksende farklı bir hizadaki- bir b noktasına yalnızca yerçekimi kuvvetiyle en kısa sürede düşmesini sağlayan eğrinin şekli nasıl olmalıdır?

    ii-) sürtünmesiz ortamdaki hangi eğrinin üzerinde bırakılan cisimler, başlangıç noktasından bağımsız olarak bitiş noktasına eşit sürede varırlar?

    bu iki problemden birincisi brachistochrone problemi olarak adlandırılmış olup 1696 yılında johann bernoulli tarafından çözülmüş, ikincisinin grafiği ise 1659 yılında christiaan huygens tautochrone eğrisi yardımıyla elde edilmiştir. sonuçta da iki problemin birbirine özdeş olduğu anlaşılmış ve bu tür problemlerin genel çözümüne sikloid eğrisi kullanılarak ulaşılacağı görülmüştür.

    "çözümünde, ışığın iki nokta arasında (arada farklı ortamlar bulunsa dahi) en az zaman gerektiren yolu takip ettiğini öne süren fermat ilkesi'nden faydalanılan problem.

    şöyle ki:

    ilk olarak, enerjinin korunumu kanununu uygularsak,

    1/2mv²=mgh ----> v=(2gh)^1/2 bulunur............. (1)

    v~h^1/2.................. (2)

    (v: anlık hız, g: yerçekimi ivmesi, m: cismin kütlesi, h: cismin anlık yerinin, başlangıç noktasının yatay ekseninden uzaklığı)

    şimdi, yerçekimi etkisi altında aşağıya doğru serbest düşüş şeklinde hareket eden bir cismin her bir anlık yer değiştirmesinin, ışığın hareketinden analoji kurularak, snell kanunu'na (n1*sin(a1)=n2*sin(a2)) uygun gerçekleştiği varsayılırsa,

    sin(a1)/v1=sin(a2)/v2 ----> sin(a1)/h1^1/2=sin(a1)/h2^1/2 olarak bulunur....... (3)

    3 numaralı eşitlik incelendiğinde bunun bir sikloid eğrisi olduğu görülmektedir. yani, yerçekimi kuvvetinin etkisindeki bir cisim herhangi bir a noktasından herhangi bir b noktasına en hızlı şekilde bu kırmızı eğri boyunca ilerlemektedir."

    (bkz: brachistochrone problemi/@larker)

    son olarak da brachistochrone problemi'nin uygulamalı olarak anlatıldığı vsauce videosunu es geçmemek lazım tabii: https://www.youtube.com/watch?v=skvnj67ygmw
  • bugün soğukalgınlığı için ilaç alıp koltukta uyuyakaldım. belgesel kanalı açık kalmış. yarı uyur ya uyanık vaziyette öğrendiğim şey:

    tavuklar etleri ve yumurtaları için değil, horoz dövüşleri ve iç organlarının cadıcılıkta kullanılması için evcilleştirilmeye başlanmışlar.
  • hayır, hayır yeter!!! durdurun artık bu işkenceyi, bazı suserlar ufkumu iki katına çıkaracağına çöplüğe döndürdü. bazı entryleri görünce ''ilkokul ya da lisede size ne öğretildi'' diye haykırmak istiyorum. bu başlığa tek bir merkezden yönetilen sistemli bir troll saldırısı yapılsa bile şuanda olduğu kadar çöp entry girilemez.

    başlığı takipten çıkarmıyorum çünkü arada gerçekten okumaya değer, kaliteli entryler de karşıma çıkıyor.
  • direk dansında dönen dansçı değil direkmiş. ben çok şaşırmıştım.
  • öldükten sonra petrol olacağımız
  • hani sirklerde çalan komik bi müzik vardır ya, neşeli, çocuksu bir melodidir.

    10. saniyeden sonraki kısmı daha tanıdık, şurada dinleyebilirsiniz.

    https://youtu.be/zjedlevgcfe

    işte o müzik aslında 1897’de julius fucik isimli çek bir besteci tarafından gayet ciddi bir zafer marşı olarak besteleniyor, adı da “gladyatörlerin girişi” opus 68.

    ?https://youtu.be/_qbgve198bc

    bir kaç yıl sonra başka biri tekrar düzenliyor, o versiyonun da adı “yıldırımlar ve alevler” (thunder and blazes)

    bir süre sonra nasıl ve nedense artık şaklabanlıkla özdeşleşip bugünkü haline, yani palyaço müziğine dönüşmüş.
  • olasılıkları anlamak hayatın kendisini çözümlemek gibi.

    olasılık kavramı öyle derin ki; hayata gözlerimizi bile açmadan evvel bizimle olan(var olma olasılığımız), bulunduğumuz ortama anlam biçmeye başladığımız, yön ve şekil verdiğimiz zamanlarda da iç içe olduğumuz, tüm hayatımızı şekillendiren, bizle ilgili olan, bizden sonraki olgu silsilelerini bile belirleyen, bizlerden aşkın bir kavram gibi.

    einstein'ın bile yanıldığıdır olasılık... "tanrı zar atmaz" derdi albert einstein. evrenin yasalarının belirli kesinliklerini savunurdu... hiçbir şey olasılık ya da rastlantılarla şekillenmezdi ona göre. ta ki niels bohr atom altı dünyayı inceleyip çeşitli deneylerle olasılık ve rastlantı iddialarını atana kadar. einstein'ın ısrarla "tanrı zar atmaz" ön kabulüne cevap olarak "tanrıya ne yapacağını söylemeyi bırak" demiştir.

    dünyada 165 milyon yıl hakimiyeti süren dinazorlar mesela... bundan 65 milyon yıl önce dünya gezegenine asteroit çarpmasıyla yaşamda oluşan kırılma sonucunda böylesine dev canlıların sonu gelip, memelilerin(bizlerin) önünü açan ve oradan bu zamanlara gelirken bana bu entry'i yazdıranın arkasındaki olasılıksal süreç nasıl bir dipsiz kuyudur acaba?

    titanic filminde, jack'in, onu titanic'e götürecek ve hayatının aşkı rose ile tanışacağı o şanslı poker elini kazanmasının ardındaki olasılığı nasıl açıklayabiliriz? bu olasılık sizce de sadece bir filmde mi olmuştur? gerçeğine gelelim... rms titanic. 15 nisan 1912 gecesinde henüz daha ilk seferine çıkmışken, bir buz dağına çarparak 1514 kişinin öldüğü elim bir tarihi olay haline gelmiştir. oysa titanic tasarlanırken batmaması için denizde olabilecek neredeyse tüm olasılıklar düşünülmüş ve ona göre dizayn edilmişti.

    rms titanic öyle bir gemiydi ki hiçbir zafiyetten söz edilemezdi. white star line şirketi geminin yapımında birlikte çalıştığı irlandalı şirkete "hiçbir masraftan kaçınmamaları"nı söylemişlerdi. çünkü white star line için ekonomik durumlardan çok, bu durum bir onur meselesiydi. en pahalı malzemeler böylelikle yapımda kullanılmıştı. dönemin gemi uzmanlarının "gereksiz" dediği eklenti ve güçlendirmeler dahi titanic'de yer alıyordu.

    ancak... gemi olabilecek en kötü açıdan buz dağına çarpmıştı. çarpış açısından olması muhtemel ki, o an gemide yolculuk edenlerin çoğu bir şey hissetmedi bile. bazıları hafif bir sarsıntı hissetti, o kadar. bu çarpışma, geminin alt kısmındaki kompartmanlardan 6 tanesini yarıp su almasını sağlamıştı. mesela 4 tanesi su alsaydı gemi batmayacaktı. yapılan olasılık çalışmalarında bir geminin o açıdan buz dağına çarpıp 5 kompartımanı birden yarması %1 ihtimaldi. böyle bir şeyin olabilmesi için tam da geminin buz dağına çarptığı açıdan çarpması gerekiyordu çünkü. başka bir açıdan çarpsa, ufak bir kayma bile olsa gemi batmayacaktı.

    bunun başka bir örneği yok. başka hiçbir gemi o açıdan buz dağına çarpmadı. hiçbir zaman 6 kompartıman birden yarılıp su almadı bir gemi. olasılığın ne kadar düşük olduğunu daha iyi görebiliyoruz bu örneklerle. titanic'de o gün olanlar sadece bunlarla sınırlı değil, gönderdikleri sinyallerin çevredeki gemilerle ilişkisi de inanılmaz olasılık silsileleridir. ancak oralara değinmeyeceğim. titanic batsa da ölenlerin sayısı 1514 olmayabilirdi.

    olasılıklar her zaman her şeyde vardır. baktığınız bir yerde, o gün konuşmayı tercih ettiğiniz bir kişide, bugün kahveyi daha az şekerli yapmanızda, bundan 5 yıl sonrası için gerçekleştirmeyi planladığınız, zihninizdeki bir düşüncede veya bir sayıda...

    "satranç hayat gibidir. her parçanın kendi işlevi vardır. bazıları zayıftır, bazıları ise güçlü. bazıları oyunun başında işe yarar, bazıları sonunda. ama kazanmak için hepsini kullanmak zorundasın. aynen hayatta olduğu gibi satrançta da skor tutulmaz. on parçanı kaybedip yine de kazanabilirsin oyunu." adam fawler / olasılıksız

    işte olasılık da böyledir. her şeyi kaybedebilirsiniz, ama belki oyunun başında yaptığınız ufak bir hamlenin yarattığı olasılık silsileleri, size oyunun bir yerinde çok farklı bir dönüt sağlayabilir... siz belki o an size gelen "el"e şaşkınlıktan "büyü" diyeceksiniz ancak olasılıklar size gülümsemeye devam edecektir. belki de olasılık büyünün kendisidir.

    peki gece gece nereden çıktı bunlar?
    olasılıkların değerini bilin.* unutmayın; olasılıklar, size titanic biletini getirebilir. onu geri tepip tepmemeniz yine olasılık dahilindedir.

    edit: bu arada mesaj atarak sormanıza gerek yok, kaynak gösterdiğiniz müddetçe dilediğiniz yerde paylaşabilirsiniz.
  • boşuna dememişler siyaseti zeki insanlar yapar aptallarsa savunur diye. bence düşünülmeli
  • koordinat düzleminde iki doğru bir defa kesişir ve sonsuza kadar ayrılırlar.

hesabın var mı? giriş yap