şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • dikdatörlüğü veya monarşiyi kıyasıya eleştiren bir kişi olduğunu düşünelim. bu kişi eğer diktatörün ya da monarkın oğlu olarak dünyaya gelmiş olsaydı o zaman da sıkı bir diktatörlük veya monarşizm savunucusu olacaktı.
  • (bkz: teşbihte hata olmaz)

    bu sözün orijinalide aynen böyle. fakat anlatmak istediğini günümüzde insanlar yanlış anlıyor ve doğal olarak da yanlış kullanıyor... ortaya "abi teşbihte hata olmaz ayı gibi olmuşsun" gibi kullanımlar çıkıyor. böyle olunca da bir sözün arkasına saklanıp karşınızdakine dilediğiniz gibi döşeyebiliyorsunuz.

    aslında yanlış anlamakta haksız da sayılmayız çünkü sözde kip/zaman kayması var. "olmaz" kelimesindeki geniş zamanın olumsuzu olan -mez/-maz eki aslinda gereklilik kipi olan -meli/-malı ekinin vazifesini üstlenmekte. kısacası söz (bkz: teşbiste hata olmaz) degil, (bkz: teşbihte hata olmamalı) şeklinde güncellenebilir.

    sözün yanlış anlaşılan hali anlamda mesuliyeti karşı tarafa yüklüyordu güncel hali olunca anlam da anlatım da söyleyeni mesul kılıyor...
  • daha kolay bir hayat yaşamak istiyorsanız duygularınızı mümkün olduğunca arkanızda bırakın. duygularınız sizi yavaşlatır, mantıklı tercih yapmanızı zorlaştırır ve hataya sürükler. dahası ne kadar duygusalsanız psikolojik olarak o kadar çok yıpranırsınız. insanı fiziki olarak yaşlandıran tek şey zaman değil duygularınız da aynısını yapıyor.
  • neden evliliği güzel olanlara "kumrular gibi" benzetmesi yapılır ?
    çünkü kumru, asla eş değiştirmez .
    eşlerine bağlılığı ile meşhurdur. eşlerden biri ölecek olursa, kalan eş ömür boyu başkasıyla eşleşmez yada intihar eder .
  • evdeki wi-fi modeminizin nerede durduğunu google noktası noktasına biliyor ve bundan yararlanıyor! google streets araçları sadece sokakları fotoğraflamıyor, geçtiği sokaklardaki tüm wi-fi sinyallerini de algılayarak modemlerin yerlerini belirliyor ve daha sonra bunları haritalarda yön belirlemek için kullanıyor.

    harita uygulamaları yerinizi bulmak için çoğunlukla uzaydaki gps uydularını değil, mahallenizdeki wi-fi modemlerini kullanır. gps uydularından gelen sinyaller zayıftır. telefonunuz o sinyalleri açık alanlarda kullanabilir fakat iç mekanlarda ve ara sokaklarda uydu sinyalleri yetersizdir. telefonunuz yön bulmak için çoğunlukla etrafınızdaki wi-fi sinyallerini kullanır hatta bu sinyalleri kullanmak için wi-fi ağına bağlanmanıza bile gerek yoktur. telefonunuz sadece wi-fi sinyallerinin güçlerini ölçer ve bu sinyallerin güçlülüğüne, zayıflığına göre sizin yerinizi belirler. haritaları kullanırken, hiç bir ağa bağlanmasanız dahi uygulamanın ısrarla sizden wi-fi özelliğini açmanızı istemesinin sebebi işte budur.

    kaynak
  • sizce kanuni döneminde istanbul'da kaç meyhane vardı? 10 mu, 100 mü, 300 mü? bilemediniz. yaklaşık 500 meyhane işletiliyordu osmanlı başkentinde. başkentin o günkü 500 binlik nüfusu için her bin kişiye bir meyhane düşüyor demekti bu. meyhanelerde genelde şarap içiliyordu. rakı da tercih edilmiyor değildi. genelde rumlar rakı içiyordu. meyhaneleri işletenler de ekseriyetle rumlar, ermeniler ve yahudilerdi. müslüman meyhane işletmecileri de yok değildi. peki meyhaneye kimler giderdi? gayrimüslimlerle birlikte müslümanlarda meyhanelerin dertli konuklarındandı.

    müslümanlardan en çok meyhaneye giden grup ise yeniçerilerdi. genç osman'ın meyhanelerden çok fazla yeniçeri ve sipahi topladığı, topladıklarını da idama yolladığı bilinir. gerçi yeniçeri ağası pir mehmed ağa yakalananları çaktırmadan serbest bırakırmış. genç osman'ı fena şekilde öldüren yeniçerilerin genç padişahtan ölesiye nefret etmelerindeki sebeplerden biri de buydu muhtemelen.

    osmanlı'da alkolle uğraşan tek padişah genç osman değildi elbet. kanuni de orta yaşlardan sonra dine dönük bir hayat tercih edince ilk iş olarak meyhaneleri kapatmaya kalkışmış. ancak oğlu ıı. selim babası gibi düşünmüyordu bilindiği üzere. yasak onun zamanında çoktan kalkmıştı ve kendisi de iyi bir şarap tüketicisiydi. şarabı çok severdi. ona sarhoş selim diyenler boş yere konuşmuyordu. yasakçılar arasında en ilginci ise ıv. murat'tı elbette. heybetli padişah sıkı bir içici ve meyhane tutkunu olmasına rağmen meyhaneleri kapatmaya fazlasıyla mesai harcamıştı.

    osmanlı'da yalnızca şarapla değil boza ile kafa bulanlar da vardı. mesela tatar bozası alkol oranının yüksek olmasıyla meşhurdu. peki ya afyon kullanımı? evliya çelebi'ye göre afyonkarahisar'da sadece esnaf arasında değil kadınlar arasında bile afyon kullanımı çok yaygındı. şöyle bir örnek versem kullanımın ne denli yaygın olduğunu anlamış olursunuz. kanuni'nin meşhur şeyhülislamı ebu suud efendinin oğlu şemseddin ahmet istanbul'da önemli bir medresede müderristi ve kendisi 1563 yılında henüz daha 30 yaşındayken aşırı miktarda uyuşturucudan hayatını kaybetti.

    dinen damlası haram olan alkolü, bazı uyanık müslüman ayyaşlar, önlerine konan kupa veya kadehten, parmak batırmak suretiyle bir damlayı atarlar ve gerisi mubah deyip afiyetle kalanı içerlermiş. alkolü giderdiği düşünülüp şarabı ısıtarak içenlere ise hiç girmeyeyim.

    haydi afiyetle kalın.

    kaynak: dağıstanlı, m. a. "bildiğin gibi değil osmanlı" can yayınları. ss. 121-124
  • -mikroorganizmalar ve diğer gezegenlerde hayat ihtimali-

    -arsenik
    -civa
    -kükürt
    -karbonmonoksit
    -siyanür
    -radyasyon

    bu zehirli ve tehlikeli olan maddeler ile hayatta kalabilecek mikroorganizmalar olabilir mi?
    bu mümkünse, dünya dışında yaşanamaz dediğimiz gezegenlerde aslında bizim tahminlerimiz ve bilgimiz dışında bir şekilde yaşamın sürüyor olabileceğini de kabul etmemiz gerekmez mi? yoksa gittiğimiz her yerde protein bulamazsak ''yaşam yoktur '' kaşesi vurup geliyor muyuz ?

    evet bu maddeler ile yaşamını sürdüren canlılar mevcut.farklı şartlarda ve zehirli maddeler ile yaşayabilen canlılar

    öncelikle insana bakalım ve bünyesinde barındırdıklarını görelim,

    insan bedeni için geçerli olan senaryo bu;

    '' her birimiz, yani insan, hayvan, bitki dahil olmak üzere tüm çok hücreli canlılar, aslında bir bakteri ile bir arkeanın 1,6 ile 2,1 milyar yıl önce içe içe geçmesinden türeyen ve evrimleşen varlıklarız. bilim adamları evrimin en erken duraklarından biri olan bu ilk ökaryotun ortaya çıkış hikâyesinin, bir arkeonun içine yerleşen bir bakteri sayesinde olduğunu tahmin ediyorlar. arkeon bu birliktelikte taşıyıcı çerçeve görevini üstleniyor, bakteri de bu yeni mikroorganizma oluşumu içinde mitokondriye dönüşüyor.8 evrimsel perspektiften bakıldığında, bu bizim yaradılış hikâyemiz; her birimiz tek hücreli mikroorganizmaların simbiyotik ittifakından doğma varlıklarız.mikrobiyota ve insan vücudu

    '' vücudumuzun yaklaşık üçte ikisi sudan oluşur. neredeyse her 18 gram suyun içinde 16 gram oksijen atomu (o) bulunur. oksijen sadece vücudumuzdaki suda değil, proteinler gibi başka moleküllerin yapısında da var olduğu için vücudumuzda %65’lik oranıyla kütlece en çok oksijen bulunur. karbonhidrat, protein ve yağ moleküllerinin yapısında çokça rastlanılan karbon atomu (c) %18’lik oranıyla oksijenden sonra vücudumuzda kütlece en çok bulunan element. sıralamadaki üçüncü element ise vücut sıvılarının, proteinlerin, dokuların ve kemiklerin yapısında bulunan hidrojen (h). hidrojenin vücudumuzdaki kütlece oranı yaklaşık %10. daha çok dna ve proteinlerin yapısında görülen azot (n) dördüncü sırada. kemiklerimizde ve dişlerimizde bulunan kalsiyum (ca) ise vücudumuzda kütlece en çok bulunan beşinci element. dna ve kemiklerde bulunan fosfor (p) sıralamada altıncı. bu altı element vücut kütlemizin yaklaşık %99’unu oluşturur. geri kalan %1’lik kısımda ise içlerinde potasyum (k), kükürt (s) ve sodyumun (na) daha baskın olduğu 50’den fazla element bulunur. '' insan vücudu

    bedenimizde 39 trilyon mikroorganizma olduğunu ve birlikte yaşadığımız gördük. tüm bunlar yine bizim yaşam şeklimize uygun maddeler ile hayatta kalıyorlar veya bir şekilde bundan esinlenerek farklı bir zincirleme reaksiyona girerek devamlılık sağlıyorlar. tüm bunları yaşamın ön koşulu olarak kabul edebiliriz.
    fakat farklı şekiller de ve farklı koşullarda yaşamayı başaran başka mikroorganizmalar olduğu da bilinmektedir. bazısı dayanamayacağımız sıcaklıkta yaşayabilirken, bazısı dayanamayacağımız kadar soğukta yaşayabiliyorken, bazısı bize zehirli gelen siyanürle bile yaşamını sürdürebiliyor.

    ''bizim ölümcül kimyasal maddeler içeren ortamlar olarak gördüğümüz koşullar bazı canlılar için ideal yaşam alanları olabiliyor. bazı organizmalar arsenik, cıva gibi ağır metallere bağlı yaşarken bazıları da siyanürü tercih ediyor. rusya’nın kamçatka bölgesindeki kaplıcalarda bazı mikroorganizmaların insan için zehirli olan kükürt ve karbon monoksite bağlı yaşadığı görüldü''

    x gezegendeki radyasyon oranı veya oksijen oranından dem vurularak bir yaşamın kesinlikle olmayacağını kabul etmek doğru mudur? aşağıdaki örnekte görüleceği üzere, bizim dayanamayacağımız radyasyon miktarının kat ve katına dayanabilen mikroorganizmalar var.

    '' radyasyonlu ortamlarda da canlılara rastlamak mümkün. örneğin çernobil’deki nükleer santralin patlaması sonucu yayılan radyoaktif sızıntı ortamında ve radyoaktif atıkların bulunduğu konteynerlerde bile mikroorganizmalara rastlanıyor. deinococcus radiodurans adı verilen bu canlılar 15000 gray radyasyona dayanabiliyor. 5 gray radyasyon insanda ölümle sonuçlanıyor''

    peki bu noktada aşağıdaki soruları sorabilir miyiz;
    -yaşamımızı sürdürmeye yarayan temel maddelerin olmadığı gezegenlerde hayat var mı?
    -diğer gezegenlerde yaşam ararken, hangi elementlerin varlığını, '' burada hayat var'' kanıtı olarak kabul etmeliyiz?
    -sırf oksijen yok diye, diğer gezegenlerde yaşam yoktur demek doğru mudur? yoksa sadece bizim için mi uygun değil?
    -bizim için zehirli ve ölümü ifade eden bazı maddeler farklı canlılar için yaşam kaynağı olabilir mi?
    -hiç bilmediğimiz bir kaç madde, oradaki canlıların yaşam kaynağı olabilir mi?
    -yaşam sadece bize özgü bir süreç mi? yaşamı ararken sadece kendi varoluş mekanizmamızı mı baz alıyoruz?
    -zehirli sayılabilecek maddeler ile bir hayat mümkün mü?

    buraya kadar baktığımızda '' falanca gezegende x madde yok, orada hayatta yoktur'' demenin çokta mantıklı olamayacağını düşünebiliriz. yani x yerde yaşamın olması bizim alışık olduğumuz çevre koşullarından öte, oradaki canlıların kendisini nasıl hayatta tutabileceği ile alakalı bir senaryo üzerine kurulu olabilir. ki verilen örneklere göre de bu mümkün. zehirle yada radyasyona rağmen veya aşırı sıcak, aşırı soğuk bir iklimin olması, orada canlıların olmayacağı anlamına gelmiyor. şuan için bilmediğimiz tek şey, ancak farklı yerlerde ki canlıların evrim süreci olabilir. bunları tahmin etmek veya bilmek farklı şeyler ama 200 yıl sonra birileri size '' kediler konuşuyor '' dediğinde, bizde ona '' kediler zaten konuşuyordu, sen anlamıyordun '' diyeceğimizi unutmayın.

    hayatın sadece dünyada olması veya insanlığın sadece dünyada var olmasını kimi ilahi sebepler ile açıklasa da, big bang'ten sonra dünyamızın edindiği konum, güneşe uzaklığı, soğuma hızı, arta kalan maddelerin ve oluşan iklimin ortaya çıkardığı mikroorganizmalar ve sonrası malum bir hayat... tüm bunlar bizi bir senaryoya götürebilir. bunun dışında dünya ile aynı özelliklere yakın, güneşe uzaklığı yine varlığını stabil şekilde tutabilir düzeyde olan ve uygun sıcaklığı sağlayacak olan yeni yerlerin keşfi de biliniyor. bunlarda bir hayat olmadığını düşünmek çok bilinçli ve mantıklı olmaz. bizde varsa her yerde vardır. bilimsel olarak düşünülebilecek olan budur. sonuçta dünya'nın tanrı' dan torpilli olduğuna falan inanmıyorsunuz değil mi?

    ''belçikalı ve amerikan gökbilimciler hayatın olabileceği üç gezegen keşfettiler. gezegenlerin çevresinde döndükleri güneşle aralarındaki mesafenin suyun sıvı halini koruyabilmesine elverişli, yani ne çok sıcak, ne de çok soğuk olduğu tahmin ediliyor. gezegenlerin kütlesi de dünyanınkinden farklı değil. kütle, yüzeydeki yerçekimi açısından önem taşıyor.''
    big bang ve yeni yaşam şüphesi

    henüz çok fazlasını keşfetme imkanı olmasa bile, bir kaç ışık yılı uzaklıktaki bir gezegende bir yaşamın olabileceğini düşünmenin çok delice olmadığını kanısındayım. nihayetinde canlıların tek düze bir yaşam prensibi olmadığını artık biliyoruz. x gezegende uranyum ile beslenen bir canlı, magnezyum ile hayatını sürdüren bir canlı olma ihtimali, yukarı da bahsedilen '' siyanürle yaşamını sürdüren'' canlılar kadar imkansız değil. sanırım bu noktada bize düşen teknolojinin de gelişimi ile sadece oralara ulaşabilmek.
  • ev aktivitesi ve 1 saat içinde yakılan kalori.

    orta tempoda yürümek : 287
    elektrik süpürgesi : 193.7
    toz almak : 173.6
    boyama, iç mekan projeleri : 66
    bahçeyle uğraşma : 287,8
    yerleri silme : 193.7
    araba yıkama : 234
    cam silme : 176
    ütü : 113.1
    duvar kağıdı yapıştırma : 133.2
    merdiven çıkma : 516.3
    ovalama : 405
    çamaşır asmak : 116

    bu da diğer yapılan işlerle ilgili yakılan kalori hesabı.
  • evde çok fazla telefon kaybediyorum. gariptir çok fazla kaybolur bu meret. dışarıda ise tam aksine cebime yapışır hiç çıkmaz aranmadığı sürece ya da oturduğum masada sigara paketinin üstünde durur kaybolmaz hiç.

    bir gün gene telefonumu ararken "sırf bu yüzden yeni bir tane daha telefon alıp, bu şerefsiz kaybolduğunda çağrı atıp bulucam" cümlesini kurduğumda geldi bu fikir aklıma.

    fikir şu:
    telefonu bulunca mesaj bildirim sesini normal uzun bir müzik yapmak, sonra hiç kaybolmayan bilgisayarımdan, telefonum kaybolunca üyelik sistemlerinde şifreyi cep telefonuna sms olarak gönderen sitelere giriş yapıp, sms göndermelerini beklemek ve yaklaşık 30sn sonra kaybolan telefonun çalması sonrasın da bulunması prensibine dayanır.

    yaklaşık 2-3 yıldır yapıyorum.

    not: "android cihazlar için şu uygulama var, daha kolay bulursun" veya "iphone için bu uygulama var daha kolay bulursun" diye lütfen önerilerle gelmeyin. çünkü iki sistemi de kullanmayan ve internette sadece whatsapp kullanabildiğim, arama yaptığım ve aranabildiğim, mesaj gönderip alabildiğim bir cep telefonum var ve inanılmaz mutluyum. ayrıca aradığım insanlar değişmediği müddetçe değiştirmeyi düşünmüyorum :)

hesabın var mı? giriş yap