şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • allah kuran`da rum suresi
    2de”yenilgiye uğratıldı rum”
    3te “yeryüzünün en alçak
    yerinde. ama onlar
    yenilgilerinin ardından galip
    duruma geçecekler. rum 4te “3 ile 9 yıl içinde. iş eninde
    sonunda allah`ındır. onların
    galibiyet gününde müminler
    ferahlayacaklar. ” der. bu
    ayetlerde birkaç mucizevi olaya
    birden tanık oluyoruz. 3. ayette geçen rumların yenildiği yer
    olarak dünyanın en alçak yeri
    ifadesi geçmektedir.
    bizansların perslere karşı
    yenildiği bölge lut gölü
    çevresidir ki suriye ürdün civarıdır. bu bölge deniz
    seviyesinden 395mt aşağıdadır
    tabii bu ölçümün son yüzyılda
    yapıldığı unutulmamalıdır.
    bunun yanısıra kuran rumların
    3 ile 9 yıl arasında zafer kazanacağını o an içinde
    bulunduğu zaman da
    söylemektedir. tarih
    bilgilerimiz bu mucizenin de
    gerçekleştiğinin kanıtıdır.
  • hayatın kendi sorundur. sorunsuz olan ölümdür.
    yaşamak için kemerini çözer ve sorun ararsın.
  • . efsaneye göre kediler, nuh tufanı sırasında yaratılmış. bir aslan hapşırmış ve burnundan iki kedi yavrusu düşmüş.

    . eski mısır’da evcil bir kedi öldüğünde tüm ev halkı kaşlarını tıraş yaparak yas tutarmış.

    . kediler küçük bir yere girip giremeyeceklerine bıyıkları sayesinde karar verirler.

    . mısırlılar kedilere “mau” derler.

    . 230 metre yüksekten düşüp hayatta kalan kediler vardır.
  • la kardeş ibrahim maalouf'un red & black light parçasının klibi klip değil filmmiş ya hiç söylemiyorsunuz. dans les forêts de sibérie diye filmmiş bu bildiğin. vizyona gireli üç sene olmuş hem de. insan söyler. burada o kadar şey yapıyoruz, şeyinize şey yapıyoruz. tü yazıklar olsun. suser olmuşsunuz ama adam olamamışsınız.

    ayrıca bu tip kınamaların yapıldığı gecelere kına gecesi denildiğini de belirtmek isterim. siz bana bunun film olduğunu söylemezsiniz ama ben yine de bilgimi saklamam, paylaşırım. insanlık bende kalsın...

    yuh be..!
  • 4.5 milyar yaşındaki dünyamızın gelişim sürecini anlamak için bu zaman ölçüsünü km'ye çevirelim ve bunu yaklaşık 4000 km olarak varsayalım. yani ankara-madrid arasındaki mesafeye eşit. başlangıcı madrid olarak ele alalım günümüzü ise ankara. şimdi bu varsayıma göre;
    240 milyon yıl öncesi, yani dinozorların ortaya çıkması bu hesaba göre ankaraya 200 km uzaklıkta.
    60 milyon yıl öncesi, yani dinozorların yok olması 50km uzaklıkta.
    1.8 milyon yıl öncesi, yani ilk insanların taştan alet yapmaya başlaması, 1.6 km uzaklıkta.
    10 bin yıl öncesi, yani modern tarımın başlangıcı, yaklaşık 9 metre.
    modern tarihin başlangıcı yani 5.500 yıl öncesi, 4.7 metre.
    2000 yıl öncesi, 1 metre 70cm.
    1453, istanbul'un fethi 45cm.
    ikinci dünya savaşı 6.6 cm.
    25 yıl öncesi, 2cm

    ortalama bi insan hayatı bizim bu zaman çizelgemizde, ankara-madrid arasında yaklaşık 6cm'lik bir uzaklığa eşit.
  • apandis ne işe yarar?

    vücudumuzdaki organların bazılarının ne işe yaradığı çok açıktır. örneğin akciğerlerimiz nefes alıp vermemize ve havadaki oksijeni kanımıza transfer etmemize yarar. derimiz vücudumuzu patojenlerden korur ve terlememizi sağlar ancak vücudumuzun bazı organları vardır ki işlevleri oldukça gizemlidir. bu organlardan biri olan apandisin kısa bir süre öncesine kadar evrim süreci sırasında işlevini yitirmiş bir organ olduğu düşünülüyordu. ancak son dönemde yapılan araştırmalar bunun böyle olmadığını göstermiştir.
    apandis körelmiş bir organ mı?
    okul yıllarında vücudumuzda primat kuzenlerimizden ve memelilerin erken formlarından miras kalan artık işlevini yitirmiş; yirmi yaş dişleri, kuyruk sokumu, bademcikler ve bu kategoriye en sık verilen örnek olan apandis gibi organlar olduğunu öğrendik.
    apandis, ince ve kalın bağırsağın arasında tüpe benzeyen 5-20 cm uzunluğunda bir organdır. körelmiş bir organ olmasına karşın iltihaplanarak sağlık sorunlarına yol açabileceği ihtimalini bertaraf etmek için genellikle başka rahatsızlıklar nedeni ile yapılan bir ameliyat söz konusu olduğunda hastanın apandisi de alınmıştır.
    21. yüzyılın başlarında apandisin körelmiş bir organ olduğu konusunda büyük bir fikir birliği sağlanmış olmasına rağmen bazı insanlar, apandisin vücudumuzaki yararlı bakterin deposu olduğunu ileri sürmüşlerdir. onlara göre; şayet vücudumuzda yararlı bakterilerin sayısı azalırsa ya da bu bakteriler tamamen yok olursa apandiste yaşayan yararlı bakteriler yeniden çoğalarak sağlığımız için gerekli dengelerin yeniden kurulmasını sağlar. son yapılan araştırmalar ise apandisin sanılandan çok daha önemli bir organ olduğunu ortaya koymuştur.

    son araştırmalarda apandisin sağlığımızı korumada önemli görevler üstlendiği keşfedilmiştir.
    bir çeşit beyaz kan hücresi olan lenfosit üretimine yardımcı olur,
    lenfosit dokuları için depo görevi görür,
    kan hücrelerini patojenlerden ve yabancı maddelerden korumak için üretilen antikorların oluşumuna katkı sağlar,
    akyuvarların vücudun ihtiyaç duyduğu yere gitmesini sağlayan bir molekül üretir,
    fetüs için de apandisin kritik bir fonksiyonu vardır. endokrin hücreleri (yani iç salgı ile ilgili hücreler) düzenleyerek, normal gelişime yardımcı olur,
    yetişkinlik döneminde bir çeşit bağımsız bağışıklık sistemi gibi çalışır. yediğimiz içtiğimiz zararlı maddelerin filtrelenmesini sağlar,
    antijenlerin üretimine katkı sağlar, bağırsaklarda bağışıklık sisteminin tepkileri sonucunda oluşabilecek hastalıklara karşı vücudu güçlü kılar.
    yaşamın ilk yıllarında sağlıklı çalışan bir apandise sahip olmanın, bağışıklık sisteminin yaşam boyu daha iyi çalışmasını sağlayacağı düşünülmektedir.
  • bütün monitörlerin (ses) on/off düğmesi, elektrik kablosu çıkışının yanındadır. kabloyu takip ederek el yordamıyla açıp kapatabilirsiniz.
  • diyelim uçsuz bucaksız bir alanda avlanmanız gerekiyor ve yanınızda av silahı yok ya da silah kullanmada pek iyi değilsiniz.

    çare persistence hunting.

    bilinen en eski av tekniklerinden biri olan bu teknik, insanın uzun mesafeleri katedebilme yeteneğine dayanıyor. bir kürke sahip olmadığımız için (omzu kıllı olan arkadaşları tenzih ederim) bir çok hayvana göre jogging diye adlandırılan tempolu yürüyüşü daha uzun sürelerde yapabiliyoruz. haliyle takip ettiğimiz av bizden çok hızlı kaçabiliyor olsa bile uzun vadede onu yorgun düşürüp avlamamız mümkün.

    peki nasıl oluyor?

    sabah erken kalkıyoruz. yok öyle "5 dakika daha" filan. emeksiz yemek olmaz. gün ağardığında biz de ayağa kalkıyoruz ve avımıza yaklaşıyoruz. av haliyle "pfff yhaa nereden geldi bu salak" diyerek az öteye gidiyor. biz de "gel bir şey diyecem" diye yaklaşmayı sürdürüyoruz.

    böyle böyle öğleye doğru yaklaşık 25km filan yapmış oluyoruz. gün boyunca ağız tadıyla bir şey yiyemeyen avımız güçten düşmeye başlıyor. öğleden sonra hava iyice sıcaklanınca biz de hafiften tempoyu artırarak hayvanı terletiyoruz.

    terleyen hayvanın vücut ısısı bir türlü düşmeyince yaklaşık 35km civarında düşüp bayılıyor. biz de yanına gidip su veriyoruz ki kalksın da takibe devam edelim.

    yok lan, su mu vermeyin. boğazlayın gitsin hayvanı. zaten sabahtan beri eziyet ediyorsunuz.

    bu yöntem o kadar etkilidir ki, 2013 yılında bir afrika kabilesinin bir çitayı avladığı kayıtlara geçmiştir. demek ki vahşi doğada ne kadar hızlı olduğun değil ne kadar mesafe kat edebildiğin önemli.

    bu yöntemi kadın erkek ilişkilerinde de uygulayan var. fakat ben işe yaradığına şahit olmadım.
  • uzun zamandır paylaşmak istediğim bi' şeydi. öğrendiğimde şaşırmıştım. kadınların gözyaşlarında bulunan kimyasalın erkekleri nasıl etkildeğiyle alakalı.

    2011'de israil'deki weizmann enstitüsü'ndeki bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmada, kadınların gözyaşlarının erkeklerin cinsel isteğini düşürebilen kimyasal bir madde içerdiği açıklandı.

    noam sobel, bbc dünya radyosuna; sinyalin cinsel uyarılma ile ilgili testesteron seviyesini ve beyin aktivitesini azalttığını söylemiş. (şimdiyse bu ekip, erkeklerin gözyaşları üzerine çalışma yürütüyormuş henüz öyle bir kaynak bulamadım ama merakla beklemekteyim.)

    neyse, biz bu kanıya nasıl vardıklarıyla ilgilenelim. araştırmacılar üzücü film izlerken ağlayan kadın gözyaşı toplayıp bunu erkek gönüllülere izletiyorlar. erkek gönüllüler daha sonra, kadınların yüzlerinin görüntüleri hakkında yargılarda bulunurken, burunlarının yakınına -bir yastık üzerinde yerleştirildiklerini bilmeden- gözyaşları ya da tuz çözeltisi koyuluyor. deney daha sonra tekrar ediliyor, ilk olarak tuz çözeltisi verilen kişilere daha sonra gözyaşları verildi ve bunun tersi de yapıldı.

    araştırmacılar, kadınların; gözyaşı tuzunu kokladıklarında daha az cinsel açıdan çekici olduklarına karar verdiklerini tespit ettiler. erkeklerde tükürükte cinsel uyarılma ile ilgili bir hormon olan testosteron seviyeleri, gözyaşlarını kokladıktan sonra ortalama olarak %13 düştü ancak tuz çözeltisini kokladıktan sonra aynı kaldı.

    cilt sıcaklığı, kalp atış hızı ve solunum ile ölçülen fizyolojik durumları gözyaşlarına maruz kaldıktan sonra da düştü. mr beyin taramaları, gözyaşlarını kokladıktan sonra cinsel uyarılma ile ilgili alanlarda daha az aktivite göstermiştir. araştırmacılar, erkek gönüllülerin gözyaşlarının kokusunu tuz çözeltisinden ayırt edemediğini ve gözyaşlarının yine de kokusuz olduğunu söyledi.

    son olarak profesör online express dergisinde yayınlanan yorumlardan birini yazayım, çok haklı bana kalırsa. "bu çalışma, insan kimyasal sinyallerinin - farkında olmadıklarımız bile - başkalarının davranışlarını etkilediği fikrini pekiştiriyor."

    kaynak: bbc
  • beden dili ve mikro ifadeler uzmanı dr. cal lightman, polis teşkilatında verdiği bir seminer sırasında ekranda gösterdiği kişinin yüzündeki şaşkınlık ifadesinin gerçek olmadığını söyler. katılımcılardan biri, bundan nasıl emin olduğunu sorar. dr. lightman, önünde duran cam bardağı aniden duvara fırlatır. hiç beklenmeyen bu haraket üzerine herkesin yüzünde aynı anda aynı ifade belirir.

    dr. lightman, kendinden emin bir şekilde şunları söyler: işte gerçek şaşkınlık budur. yüzünüzde belirdiğinde bir/iki saniyeden kısa bir sürede kayboluyorsa, ama eğer karşınızdaki kişi uzun süre şaşkınlıkla size bakıyorsa yalan söylediğinden emin olabilirsiniz.