şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • roma'da kölelerin sosyal hayattaki durumları bunlardan biridir.

    mesela bir köleye zarar verdiğinizde siz kişinin malına zarar vermiş sayılırdınız ve maksimumu kölenin ederi olmak üzere mal sahibine bir para öderdiniz. peki ya her ne kadar mal statüsünde olsa da aklı ve iradesi bulunan bir köle suç işlerse ne oluyordu? burda da roma hukuku'nun bir bugı olan davasız borç ortaya çıkıyor. bir başka deyişle müeyyidesiz borç. köle farzımuhal bir suç işlemiş ama hala insan sayılmadığı için kendisine dava açılamıyor. eğer efendisi isterse kölenin verdiği zararı tazmin edebiliyordu veya bu zarara karşılık köleyi teslim edebiliyordu. gel gör ki köle ne yapmış olursa olsun hukuki açıdan kendi fiyatından daha fazla zarar vermeyeceği düşünülüyordu. ayrıca bir efendi kölesininin üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunabiliyordu. yani ister döver ister söverdi... zira köle bir suje değil objeydi.

    bir başka enteresan nokta ise bir baba hakimiyetinde yaşayan geniş ailenin alt üyelerinin kölelerle benzerlikleri... yani siz roma'da hür bir aile babasının evinde hür bir erkek olarak doğsanız bile o baba ölene kadar köleye benzer**bir hayat yaşıyordunuz. en basitinden babanızın malları üzerinde tasarrufta bulunmak isterseniz, aile babasının size bir peculium tahsis etmesi gerekirdi. aynısı köleler için de geçerliydi. bir aile babası kendi kölesine peculium tahsis edebilir ve köle bu parayı işletip-artırıp kendi özgürlüğünü dahi satın alabilirdi.

    köleler her ne kadar hak ehliyetine sahip olmasa da kamu suçlarından ceza alıyorlardı ve aldıkları cezalar tahmin edileceği üzere çok daha ağırdı. cezaların amacı esasen onları kişi olarak görmek değil, benzer olayları önlemekti.

    daha fazlası için (bkz: roma hukuku)
  • ulan (argo) -oğlan dan değişime uğrayıp türemiştir.
  • bir kağıdı 45 kez katlarsak aya ulaşabiliyormuşuz, çok iyi değil mi
    edit: değilmiş daha iyisi 42ymiş
  • kimin girip kimin çıktığını bilmediğimiz, kaosun hakim olduğu, dağınık ve kalabalık yerleri ifade etmek için "dingo'nun ahırı" deyimini sıklıkla kullanıyoruz.peki kim ulan bu dingo? nerede bunun ahırı ?

    cevaplar bu hikayede... 1800'lerin istanbul'unda...

    takvimler 3 eylül 1872'yi gösterirken istanbullular daha önce bir benzerini görmedikleri yepyeni bir ulaşım aracı ile tanışırlar: "atlı tramvay".ilk kez 1832 yılında new york’ta kullanılmaya başlayan bu ulaşım aracı, 1850’lerde önce paris’e oradan da tüm avrupa ülkelerine yayılır. tabii, atlı tramvayın icat edildikten sonra osmanlı topraklarına giriş yapması bir kırk yılı bulur.matbaanın 200 yıl sonra bu topraklara uğramasıyla kıyaslanınca 40 yıl hiç fena bir rakam değil aslında.

    istanbul halkının atlı tramvay kullanmaya başlaması adeta bir devrimin habercisidir; çünkü taht-ı revan(günümüz uber), tenteli at arabası(günümüz taksi) ve fayton(gümüz korsan taksi) gibi yalnızca maddi durumu yüksek olanların kullandığı ulaşım araçlarına ucuz bir alternatif (atlı tramvay=günümüz metrobüs)gelmiştir.

    azapkapı-ortaköy hattında 06.30 ile 19.20 saatleri arasında her 20 dakikada bir sefer yapmaya başlayan atlı tramvay, kısa sürede herkesin tercih ettiği ulaşım aracı olur ve ilk hat olan azapkapı-ortaköy hattının açılışından sonra şehir içine yeni hatlar da eklenir.şişhane yokuşunda tramvayı çeken atların enerjileri neredeyse bitecek hale geldiğinden, tramvay seferlerinin aksamaması için atlar taksim'de bulunan ahırda dinlendirilir.

    yorgun atlar ahırda dinlenmeleri için bırakılır, yeni atlarla tramvay seferine devam edilir ve bu döngü sürekli bu şekilde devam eder. atların bekletildiği ahır ise bugünkü fransız konsolosluğu’nun bulunduğu yerin yakınlarındadır ve dingo adındaki bir rum vatandaş tarafından idare edilmektedir.şişhane-kurtuluş hattının işlekliği sebebiyle en çok kullanılan ahırlardan biridir dingo'nun ahırı.

    ancak dingo biraz pervasızdır, üstelik çok içki içtiğinden kafası da pek yerinde değildir.kayıtları düzenli tutulmayan bu ahıra kimin girip çıktığı belli olmadığından kavgası gürültüsü de eksik olmaz. böylece dingo'nun meşhur ahılı halkın diline düşer ve o gün bugündür de kalabalık ve karmaşa içindeki yerleri tarif eden bir deyim olarak dilimize yerleşir. nereden nereye...
  • görünmeyen ve istenildiğinde tekrar görünür hale gelen mürekkep yazısı tarifi.

    kaybolan mürekkep, havaya maruz kaldığında renkliden renksiz bir çözeltiye dönen su bazlı bir asit baz göstergesidir (ph göstergesi). mürekkep için en yaygın ph göstergeleri, timolftalein (mavi) veya fenolftaleindir (kırmızı veya pembe). şöyle çalışır: mürekkep, gözenekli bir malzemeyle etkileşime girdiğinde içindeki su, karbonik asit oluşturmak üzere havadaki karbondioksit ile reaksiyona girer. karbonik asit daha sonra nötrleştirme reaksiyonunda sodyum karbonat oluşturmak için sodyum hidroksit ile reaksiyona girer. tabanın nötrleştirilmesi göstergenin renk değiştirmesine neden olur ve mürekkep kaybolur. asıl olayımız kaybolduktan sonra istediğimiz zaman onu tekrar görünür yapmak ve bunu yapacağız.

    malzemelerimiz:

    - olmazsa olmazımız, indikatörümüz. mavi mürekkep için 0.10 g timolftalein veya kırmızı mürekkep için fenolftalein (çay kaşığının 20'de 1'i kadar). mürekkebimiz hangi renk olsun istiyorsak onu kullanacağız. mürekkebimiz mavi olsun. yani timolftaleine ihtiyacımız var. internette rahatlıkla bulabilirsiniz.
    - 10 ml etil alkol (2 çay kaşığı)
    - 90 ml su
    - 20 damla 3m sodyum hidroksit çözeltisi. yarım su bardağı suda, 1 yemek kaşığı sodyum hidroksiti karıştırarak 3m sodyum hidroksit elde edebilirsiniz. sodyum hidroksiti internette kolaylıkla bulabilirsiniz.

    yapılışı:

    - etil alkol ile timolftaleini karıştırıyoruz.
    - oluşan karışımı 90 ml su içinde karıştırıyoruz. süte benzer bir karışım elde edeceğiz.
    - damla damla 3m sodyum hidroksiti eklemeye başlıyoruz. 20 damla demiştik ama görüntü koyu mavi olana kadar birkaç damla fazla veya eksik damlatabilirsiniz. kaybolan mürekkebimiz hazır.

    mürekkebi bir kumaşa uygulayarak test edin (pamuklu tişört malzemesi veya bir masa örtüsü olabilir). kağıt, hava ile daha az etkileşime girer, bu yüzden kağıda uygularsanız renk değiştirme reaksiyonu biraz zaman alır. kim takar ki zamanı?
    birkaç saniye içinde mürekkep kaybolacaktır. çözeltimizin ph'ı 10-11'dir, ancak havaya maruz kaldıktan sonra 5-6'ya düşer. bir süre sonra nemli nokta kurur.

    sıra geldi tekrar görünür hale getirmeye.

    amonyak ile nemlendirilmiş bir pamukla mürekkebin olduğu yeri fırçalarsanız mürekkep geri dönecektir. tekrar görünmez hale getirmek isterseniz, sirke ile nemlendirilmiş bir pamuğu mürekkebe uygular ve birkaç defa üzerine hafif üflerseniz geri kaybolacaktır. testi yaptıktan sonra mürekkebi kaleminize doldurabilirsiniz.
  • gözlerimizle göremediğimiz imkansız renkler vardır. ancak yine de bunları görebilir miyiz? belki.

    imkansız renkler, çalışma şeklinden dolayı gözlerimizin algılayamadığı renklerdir. bunun nedeni renk teorisine göre rakip işlemden kaynaklanır. fiziksel olarak göremediğimiz ancak doğru taktikler yapıldığında retina çıkışlarının kombinasyonlarından ortaya çıkabilen renklerdir.

    temel olarak, insan gözünün rengi kaydeden üç tip koni hücresi vardır:
    mavi - sarı karşıtlığı
    kırmızı - yeşil karşıtlığı
    beyaz - siyah karşıtlığı

    koni hücrelerinin kapsadığı ışığın dalga boyları arasında örtüşme vardır. bu nedenle mavi, sarı, kırmızı ve yeşilden daha fazla rengi görebiliyoruz. örneğin beyaz, ışığın dalga boyu değildir, ancak insan gözü onu farklı spektral renklerin karışımı olarak algılar. rakip işlem nedeniyle, aynı anda hem mavi hem de sarıyı ya da hem kırmızı hem de yeşili göremezsiniz. mesela sarımsı mavi, kırmızımsı yeşil. bu tür renkleri pek duymuyoruz çünkü bizim için yoklar.

    1983'te bir dergide yayınlanan "on seeing reddish green and yellowish blue" (kırmızımsı yeşil ve sarımsı mavi görmek üzerine) başlıklı bir araştırmada, bitişik kırmızı ve yeşil çizgileri izleyen gönüllülerin kırmızımsı yeşil; bitişik sarı ve mavi çizgileri izleyenler ise sarımsı mavi görebildiğini iddia etmişlerdir. görüntüleri izleyenlerin gözlerine göre sabit bir konumda tutmak için bir göz izleyici kullanılmış, böylece retina hücrelerinin aynı şerit tarafından sürekli uyarılması sağlanmış. örneğin, görüntüye sürekli baktığımızda gözümüzdeki bir koni her zaman sarı bir şerit görürken, diğer bir koni de her zaman mavi bir şerit görüyor. mavi ve sarı çizgilerden oluşan görsele bakan izleyiciler, bir süre sonra, mavi ve sarı renklerin geçiş çizgilerinde daha önce hiç görmedikleri bir rengi görüyor.

    bu renkleri doğal şekilde gözlerimizle göremiyoruz, beynimiz öyle algılıyor. teknik olarak her renk beynin onu algılamasına göre oluşturulan bir çıktıdan ibaret ama anladınız siz ne demek istediğimi. beynimizi kandırarak bu renkleri bir nebze görebiliriz. yan yana sarı bir nesne ve mavi bir nesne koyun ve iki nesnenin üst üste gelmesi için gözlerinizi şaşı yapın. aynı prosedür yeşil ve kırmızı için de geçerli. örtüşen görüntü iki rengin klasik karışımı olacaktır. (yani mavi ve sarı için yeşil, kırmızı ve yeşil için kahverengi). bileşimin tam ortasında, bir noktada bu imkansız renkleri görme olasılığımız var.

    bir de kimerik renkler vardır ki bunları da doğal şekilde göremeyiz. ama istediğimizde görebiliriz. genellikle geçici olarak, kontrast etkileri ile algılanır. tamamen illüzyondan ibaret olan hayali renklerdir. temel olarak, yapmanız gereken tek şey yaklaşık 60 saniye boyunca gözünüzü kırpmadan bir renge odaklanmak ve sonra beyaz (kendinden aydınlık), siyah (stygian) veya tamamlayıcı renge (hiperbolik) bakmaktır. şöyle:

    kendinden ışıklı renkler hiç ışık yayılmamasına rağmen parlıyor gibi görünür. bir örnek, yeşile bakıp sonra beyaza bakarak görülebilen "kendinden parlak kırmızı" dır. bunun nedeni sürekli yeşile baktığımız için bir süre sonra yeşil koni yorulur. yeşil koniler yorulduğunda, birden beyaza bakarsak beyazın üzerinde soluk, neon ışığına benzer ışık saçan kırmızı görürüz. çünkü kırmızı konimiz çok dinçtir. yeşil ve kırmızı karşıt renklerdir.

    stygian renkler koyu ve aşırı doygundur. örneğin, "stygian mavisi", parlak sarıya bakarak ve sonra siyaha bakarak görülebilir. normal görüntü sonrası koyu mavidir. siyaha karşı bakıldığında, ortaya çıkan mavi siyah kadar karanlık, ancak renklidir.

    hiperbolik renkler aşırı doygunluğa sahiptir. hiperbolik bir renk, parlak bir renge bakıp ardından tamamlayıcı rengine bakılarak görülebilir. örneğin, macentaya bakar ve sonra yeşil olan bir şeye bakarsanız, görüntü "hiperbolik yeşil" olur. ya da turuncu bir arkaplanda parlak camgöbeği rengine bakarsanız "hiperbolik turuncu" yu görürsünüz.
  • televizyon kanallarının reklamlar başlarken veya biterken kullandıkları videoların sağ üstünde bir kutu içerisinde "reklamlar" yazar.

    eğer bu kutu buradaki gibi siyah ise reklamlar başlıyor,

    eğer buradaki gibi beyaz ise reklamlar bitiyor anlamına gelir.

    niye böyle bir şey var bilmiyorum ama eğer kanal değiştirirken siyah kutu içerisinde beyaz "reklamlar" yazısı görürseniz direkt değiştirebilirsiniz. bu da böyle gereksiz bir bilgi. bunu kendim farketmiş olmam da ne kadar boş bir insan olduğumu gösteriyor sanırım.
  • çıplak olarak uyumak yağ yakımını hızlandırır.
  • 'birini pişman etmek istiyorsan, asla pişman olmayacaksın.'
  • müzik notalarının (do-re-mi-fa-sol-la-si-do) isa'nın 12 havarisinden biri olan yuhanna adına yazılmış şiirin her mısrasının ilk hecesi olması.

    "ut queant laxis
    resonare fibris
    mira gestorum
    famuli tuorum,
    solve polluti
    labii reatum,
    sancte ıohannes."