şükela:  tümü | bugün
  • şu linkte öğrenmek ve çalışmak ile ilgili yapılmış bir araştırmaya dair çok güzel bulgular yer almakta. dili ingilizce ancak temel yapı taşlarını şu şekilde sıralayabilirim sizler için:

    * çalışılıp öğrenildikten hemen bir gün sonra tekrar edilen bilginin unutulması çok daha zor oluyor. 1 ay içinde 3 tekrar yaparsanız zihninizden silinmesi çok daha uzun sürüyor ve de muhtemelen kalıcı bilgiye dönüşüyor. şu grafik bu konuda çok açıklayıcı.

    * 45 dakikalık bir dersin sonunda insan dikkati maksimum düzeyinin %30'una iniyor. tam bu anda 5 dakikalık bir ara vermek dikkat düzeyinin tekrar %90'ına çıkmasına neden oluyor. görsel

    * bir konuyu farklı farklı kaynaklardan öğrenmek, insanın daha zor sıkılmasına sebep oluyor ve de o konunun farklı yönlerine dikkat edebilmenize yardımcı oluyor.
  • başta hoca, duvarda tahta, çantada ağır kitap, boğazda yaka, sınıfta sessizlik, kimin ne zaman kalkacağı belli olmayan sözlü, ömür boyu korkulan müfettiş, aniden yazılı, dönem sonunda karne, karnenin yanında belge, okul sonunda öss, dönem ortasında vize, güz yarıyılının sonunda final, yazın ortasında bütünleme, amfide yalnızlık, dünya kadar haraç, çan eğrisi, diploma ortalaması, mülakat, ales, toffle, yaz okulu, ekle-sil haftası, kontenjan yetersizliği, juri, teslim, laboratuar, rapor gibi öğrenmeyi engelleyen binlerce zıkkım olmadığı zaman dünyanın en güzel şeyi.

    başkası beni kendi öğrettiği işe yaramaz zırvalarla test etmeye başladığından beri, insanları dinlemiyorum. okula daha fazla devam edip, yıl sonunda ederimi rakam üzerinden görmek bana göre değil.

    ikinci dünya savaşı'nda denize çakılan bir uçağın pilotu üzerine bir hikaye mi yazacağım? elimin altında internet, tüm kütüphaneler benim. kitaplar, ben bakmadıkça, gözüme bilgi sokacak kadar küstah değil. okul fobimden sıyrılıp, her şeyi baştan kendim öğreneceğim. her bir şeyi yanlış öğretmiş ibneler. bir çeyrek asır daha geçse, ellisinde çok şey biliyor olacağım. belki alırım daktilomu, yazarım ben de bir kitap. son demlerimi anlatmak için yaşamak ile geçiririm.
  • günümüzde git gide bir "bilgi biriktiriciliği" halini almış müessese. bu anlayış o denli yerleşmiş halde ki, insan bir bilgiyi öğrenmek, -ama tam da ötekilerin kavrayışı ile birebir aynı şekilde öğrenmek- ve ötekilerin bir kopyası haline gelmeye çabalıyor.

    (bkz: bilgi toplumu)

    oysa öğrenmek dediğimiz şey, ontolojik bir yarılmaya işaret eder. bu yarılmanın yaşanması için de, deconstruction ve construction süreçlerinin peşi sıra birbirini takip etmesi gerekir. (bkz: diyalektik) bunu zihindeki nöron ağlarına, ve sürekli birbirini takip eden inşa çabasını ise günün sonunda elde inşa edecek yeni tuğla kalmamasına benzetebiliriz. bu da bir nevi tıkanmaya, ve kurulan yapı için içine sokulacak müşteriler aramaya benzer. günün sonunda bir de bakarız ki, bir binanın içine tıkılmış, tüyleri taralı ve parfümlü tavuklar birbirleriyle hoşbeş ediyor; körler ve sağırlar birbirini ağırlıyor.

    şunu da eklemek lazım tabi, bu bina dikme, müşteri arama üzerine temelli müteahhitlik oyunu, mekandan azadedir. binalar sadece kenar mahallelerde kurulmaz. aksine, şu akademi dediğimiz yerler de, bu müteahhit ve emlakçılığın daha rafine merkezleridir. buralarda daha farklı bir çabaya tanıklık ederiz. babil kulesi inşa etmeye çalışırlar. elbette bu zor ve azametli bir iştir. gösterilen sabır da, bu azamete duyulan hayranlıktan ileri gelir. kimileri bu yolda helak olur, kimileri ise güç bela inşaatı tamamlar ve tepeye tırmanmağa koyulur. yukarı çıktıklarında bir de bakarlar ki ne görsünler? kimsecikler yok. ne bekliyordu acaba bu batı tipi entelektüelimiz, orası da ayrı bir merak konusudur lakin, artık geriye "kimseler beni anlamıyor" serzenişi ile kuleye daha sıkı sıkıya sarılmak kalmıştır. kimileri de bir müddet sonra bu duruma katlanamayıp, bizzat kendi inşa ettiği kuleden kendini aşağıya bırakır.

    bu yolu tutmayanlar ise, -zor olan budur- dikeyde değil, yatayda hareket ederler. zira şairin de dediği gibi, bu gökkubbede geriye kalacak tek şey hoş bir sada idi. kimi giderken dahi geride kalanlara bir sada bırakır, kimi üzüntüsünü, kimi yalnızlığını, kimi de hıncını. zor olan bu ya, bazen tam da kuleyi dikmiş ve tepeye tırmanırken, onu yıkmak gerekir, yataydaki deneyim ve tecrübeye kendini açmak için. ha tabi eğer siz de, "ortaçağın katı sınıflı toplumu çok eyiydi, herkes yerini yurdunu biliyidi" diyen obskürantist iseniz, bu sözler bir kulağınızdan girip diğerinden çıkacaktır; o halde bize de kulede bol şanslar dilemek kalır.

    varlık ile bilgi arasına benliği almak öğrenmeye engeldir. zira insan bilgiyi benliğine zırh eder de, ruhunda ne babil kuleleri diker hiç farkına varmaz. böyle anlarda, yaşamın tüm renkleriyle, tüm huşusuyla, tüm içrek oluşumlarıyla bütünleştiğini sanır da, halbuki bir merdivenin üstüne çıkıp oradan bakmaktadır onlara. hep ötekilerden, bir basamak yukarıda durmaya dair hissedilen şu yakıcı arzu, yine dönüp dolaşıp insanın en çok ötekileri değil de, kendini aldatan melun bir canlı olduğunu hatırlatır bize.

    iletişimin hiyerarşisi de buradan yükselir. soğuk amfilerde öğrencileri bilgisiyle kırbaçlayan hocalar, kenar mahallelerde diktiği sitelerine müşteri arayan müteahhitler ve onların şakşakçısı olan emlakçılar, kulelerine hapsolmuş kimse beni anlamıyor değerli yalnızlıkçıları, -ki bu çaresiz kimse etrafına bir kalabalığı topladığı vakit şehvetle onlara buyurmaya başlayan bir entelektüel tirana dönüşecektir- ve tüm o kıymetinin anlaşılmadığını düşünen, dünyada tek acıyı kendinin çektiğini düşünen, kendi beynine hapis diğerleri.

    eğer bir başkasını, sizden aşağı ya da yukarı seviyede görmüyorsanız, o yakıcı ve habis arzuya tutulmuyorsanız, herkesten, -ama istisnasız herkesten- ve her şeyden öğrenebileceğiniz bir şeyler vardır. dünya algılandığı müddetçe vardır. önce kuleyi diken, sonra da bundan şikayet eden yine insanın kendisidir. ki burada da bir parantez açalım, durumu böyle anlamış şu melun canlı, böylesi bir durumda dahi primus inter pares olmaya çabalayabilir, güven olmaz. o yüzden insanın ruhunda iki olguyu barındırması şarttır, ilki her şeyden ama her şeyden şüphelenmek, fakat sonra geri dönüp şüphenin kendisinden dahi şüphelenip onu iptal etmek. yani şüphe ve imanı aynı bedene yerleştirmek. ne diyorduk? construction and deconstruction ve bahçelerde açmış güzel laleler.
  • gerçek öğrenme:
    cevher olarak senin içinde varolanla, dışarıda bir yerlerde karşılaşıp, rastlaşıp, denkleşip o şey ile (an)laşmak. dışarıdan gelen tetikleyici ile içeridekini öğürebilmek, müşahede etmek, onunla öğür olmak.

    dışarıda olanla içeridekinin eşleşmesi (çifleşmesi) sonucu, bilgi artık kalıcı ve sabit hale gelir, beyindeki nöron ağına katılır, orada asılı kalır. eğer yolun (sırat-ı müstakim) talebkârıysan sinir sistemin kalp sultanlığı için düzenlenlenir, kalbin frekansları yoğunlaşmaya, dirilmeye başlar.

    yoğunlaşan kalb frekansı neye yarar?

    dışarıdaki şeylerin hakikatine karşı şifrelenmiş perdeler açıldıkça sendeki cevherin nuru tüm şeyleri öğrenilebilir kılar. imleci (algı) o şeyin üstüne getirirsin sana ne olduğunu, ne işe yaradığını söyler.

    din dirilir;
    tüm endişelerin dindirilir.

    bilgiyi saklayıp, gerektiğinde çağırmak öğrenmek değildir.
    ney çalmayı bilmek, onu icra etmek ney ile öğür olunduğunun anlamına gelmez.

    ney'i çalmadan öğrenen hz mevlana, mesnevinin ilk 18 beyiti ile onun sırrını öğrenip bize açıklamıştır. bu ney'in varlıktaki sır perdesinin hazrete bakan yönünce kaldırılması ve ney'ce öğüretilmiş bir ifadesidir.

    buradan anlıyoruz ki tüm varlık dahi fonksiyonları başka başka görünsede, herşey yalnızca o'nu zikretmekte, o'nun zikriyle inlemekte.
  • insan ölümüne dek öğrenir.

    öğrenmenin sonu yoktur. koskoca ismet paşa, enflasyon, devalüasyon ve benzeri terimleri başbakan olduktan sonra ilk kez duyduğunu ve öğrendiğini açıklamak erdemini göstermedi mi ? ''sosyal devlet'' kavramını 27 mayıs devrimi'nden önce kaç kişi işitmişti, kim biliyordu ?

    sakıp sabancı, 1980'de imf'nin buyruğuyla girdiğimiz ''dışa-açılma'' sürecinde kambiyo deyimlerini öğrendiğini ve dışalım-satımın girdisini çıktısını kavradığını söylemiştir.

    yaşam büyük bir okuldur, hepimiz hergün dersler alıyoruz; öğreniyoruz.

    ama öğrenmek ile bilmek arasındaki bağıntı da göz ardı edilemez; eski yunan bilgelerinden eudemonidas* kendisini öğrenciliğe adamış bir yaşlıya bakarak demiş ki:

    -bu adam hep öğreniyor, ne zaman bilecek ? düşündürücü bir soru..

    öğrenmenin sonu yoktur. kimbilir, belki ders, ders, ders..

    bilmek bir yana, öğrenmekten bile yoksun kaldığımızda, geminin karaya oturması kaçınılmazdır..
  • 3 çeşit ögrenme bulunmakta, bunlar;saniyelik ögrenme, kısa süreli ögrenme, kalıcı ögrenme.
    1)saniyelik ögrenmede ; an itibari ile ,duydugumuz sesler,dokundugumuz nesneler,gördügümüz objeler v.b. akson dentrit uyarı-iletim sistemi ile beyne gönderilip beyinde uygun cevap alınıp tekrar sinir uclarına gelir, ancak bunları önemsemedigimiz yada cok fazla sayıda yasadıgımız için saniyesinde ögrenip unutuyoruz.
    2) kısa süreli ögrenmenin temel prensibi ise; ögrendigimiz herhangi birseyi yine akson dentrit aktarımı ile beyine gönderiyoruz ancak geçici bellege atılan bilgilerimiz üzerinden zaman gecmeden tekrar süreci gerçekleşmezse ve/veya isteksiz bir sekilde ögreniyorsak ögrendigimiz bilgiler max 1 ay sonunda unutuluyor.bunun diger bir adıda "ezberlemek".buradaki isteksiz ögerenmenin mantıgı ise söyle;eger birseyi ögrenmek istiyorsak o bilgi bize hitap ediyordur,(eger bir bilgi bize hitap etmezse onu ögrenmemiz imkansızdır,ancak gecici hafızaya alabiliriz) ,bize hitap eden bir aktivite ile ugrasırken mutluluk hormonu diyede bilinen seratonin salgılarız.seratonin salınımı ise akson dentirit uyarı aktarım sisteminde kendisine uygun bir yere baglanıp alınan mesajı kendi üzerinden gecirip baska bir nörona göndermesi , yani alınan bir bilgiyi bir kac kez alınmıs gibi fonksiyon göstermesi acısından cok önemlidir. bahsedilen seratonin hormonun salınımı ve tekrar sürecinin gerceklesmesi halinde ise ögrenilmiş bilgi kalıcı hafızaya atılır.
    yani kısacası ;
    ögrenmek istemiyorsak , mutsuzsak , konu bize hitap etmiyorsa ögrenemez ancak ezberleyebiliriz.tam tersi durumdaysak ögrenir, tekrarda edersek asla unutmayız.
    seratoninin seviyesini yükseltemenin bir yolu asla depresyona girmemek , gecici bir çözümü ise kandaki şeker seviyesini yükseltmek olabilir.hele birde cikolatanın ana maddesi olan cacao ve şeker birleşirse , tadından yenmez ,kısa süreli bir verim elde etmek mümkün olabilir .(bkz: seratonin)
    demek ki napıyoruz;çalısamıyorsak çikolata yiyoruz!
  • algılananın, daha evvelinden bilinen kavramlarla ilişkilendirip, yeni bir kavram haline gelmesi süreci.
  • her gun, ogrenmeyi ne kadar cok sevdigimi yeniden fark edip bundan cok mutlu oluyorum; cunku her gun yeni bir sey ogrenerek kendimi mutlu edebiliyorum. yalnizligin, huznun ve dipte olmanin bile ogrettigi oyle cok sey var ki, aci cekerken bile mutlu olabiliyorum ogrendiklerimden dolayi. boyle de tuhaf bir insanim.

    insanin bir konuda uzman olmasi gerektigine kesinlikle inansam da baska konulardan da az biraz da olsa bir seyler bilmesinin kendisine ve icinde yasadigi evrene iliskin bir bakis acisi gelistirebilmesi acisindan onemli oldugunu dusunuyorum. bu bana, yapraktaki bir anadamardan cikan bir suru kucuk ve ince damarlari animsatiyor ya da bir govdenin uzerinden goge yukselen cesitli boyutlardaki bir suru dali. kendimi bir butun olarak dusundugumde ogrenmeye yaklasimimin boyle oldugunu dusunuyorum ve kendimi bir uzmanlik alani disindaki pek cok alanda yetistirmek cok ama cok hosuma gidiyor. cicek bakimindan tutun da manti acmaya, resim cizmekten bilimsel arastirma yurutmeye, makine yagi cikarma yontemlerinden kosmaya kadar bir cok konuda bilgi sahibi olmaya ve yaptiklarimi en iyi bicimde yapmaya calisiyorum. aslinda ben bilmeyi ve bildiklerimi uygulamayi seviyorum; cunku ogrendigim her yeni bilgiyle ufkum biraz daha genisliyor. yeterince ogrenebilirsem ufkumun kendi cevremde bir tur atacak kadar genislemis olacagini hissediyorum. basladigim yere dondugum an, pek cok sey ogrenmis olarak donecegim icin hicbir sey eskisi gibi olmayacak ve ben bu aydinlanma anini heyecanla bekliyorum. gerci hicbir zaman "yeterince ogrenmek" diye bir seyin olasi oldugunu da dusunmesem de, algimin sinirlarini olabildigince genisletmek diyebiliriz ona. basladigim yere geri donup kendime baktigimda evrende bir toz tanesi kadar olmanin gercekten nasil hissettirdigini ve dusundurugunu anlayabilirim. evrenin buyuklugunu de tam o zaman kavrayabilirim belki. belki, bir gun. bu zavalli insan aklim bir gun gercek bir anlayis yasar belki bir gun.

    yasamayi cok seviyorum ve yasama sevincimin kaynaginin ogrenmek oldugunu dusunuyorum artik. bilmek aci vermeyi gecti ve baska bir algilayis getirdi sanki.
  • bu basliga ikinci kere geliyorum; cunku yazmam gerek!

    bugun bisiklet surerken dusunuyordum. aslinda ben hep bir seyler uzerine dusunuyorum da hareket halindeyken cok daha acik oluyor zihnim. her neyse. dusundugum onca sey arasindan one cikan, ogrenmeyi ne kadar cok sevdigim oldu (aslinda olmadi. cok fazla konu vardi. hepsine iliskin yazmaya zamanim ve enerjim olmadigindan ogrenmeye iliskin yazmaya karar verdim ben de). zaman gectikce, yeni deneyimler kazandikca, farkli konulara ve insanlara denk geldikce yeni yeni bilgiler ediniyorum. tabii uzerine fikir uretebilecegim kadar bilgi sahibi olmam icin oturup arastirmam, kaynaklari taramam ve bolca okumam gerekiyor. bir konu ilgimi cektigi zaman -ki benim ilgimi her an herhangi bir konu cekiyor- oturup cilgincasina ogreniyorum. bugun bunun icin bir soz bile uydurdum: binge learning. hatta az once baktim da boyle bir kullanim gercekten varmis!

    --------
    binge learning: a tendency to partake in bouts of knowledge-seeking; an almost obsessive "indulge(nce) (of) an interest". this is often within a field in which one already had a strong interest, but may also include seemingly random facts or topics. can take the form of watching a collection of videos, tutorials, seminars, listening to podcasts, or just browsing wikipedia or google dictionary (now the 'define' keyword). has some similarities to binge watching.
    ---------

    eger bir konu ilgimi cekiyorsa zihnimin tamami onunla doluyor. tum ilgim o konuya kayiyor. surekli bir arastirma halinde oluyorum. hatta sohbetlerde o konuyu aciyorum ki bu durum cevremdeki insanlar icin biraz sinir bozucu ve yorucu da oluyor. bunun da farkindayim; ama elimde olmuyor. yeni bilgiler edinmek beni cok heyecanlandiriyor ve paylasmak istiyorum. uzerine konusabilecek, fikir sahibi olabilecek ve hatta baskalarina anlatabilecek kadar cok sey ogrenmeden birakmiyorum. makaleler arasinda geziniyor, varsa karsit gorusleri okuyup uzerine dusunuyor, bulgularin gecerlik ve guvenirligini sorguluyor, sonra da tum ogrendiklerimi kimi bulursam ona anlatiyorum. beni tatmin edecek duzeyde bilgi edindikten sonra yavasliyor, baska bir konuya gecis yapiyorum; ama donem donem o konuya donup bilgilerimi guncelliyor ya da yeni bilgiler edinerek devam ediyorum. tabii binge learning derken burada birkac saatten soz etmiyorum. gunler, haftalar, hatta aylar suruyor beni tatmin edecek bilgi duzeyine erismek. edindigim bilgiyi sindirmem, tam olarak kavrayabilmem icin zamana gereksinimim oluyor. uzerine dusunuyorum. uzerine dusunmem ve ogrendigim diger bilgilerle iliskilendirmem gerekiyor.

    ogrenmekten muthis bir keyif aliyorum. yeni bilgiler edinip bunlar uzerine dusunup zihnimi yeniden bicimlendirdigim her an biraz daha aydinlanmis hissediyorum. bu yuzden de hep bir ogrenme halindeyim. sirf bu yuzden, yani cok daha fazla ogrenebilmek ve anlayabilmek icin 500 yil yasamayi isterdim dogrusu. sonsuza kadar yasamayi istemiyorum, hayir.
  • bir canlının hayatta kalma ve üreme amaçlı kalıtsal içgüdüsel davranışlarının yanısıra, doğduğu andan itibaren işlevsel duyu organları yardımıyla oluşturduğu hafıza hücreleri bütünü..

    canlı öldüğünde bu hücrelerin çürüyüp gitmesi kaçınılmazdır. bu yüzden canlıların büyük bölümü zerre gelişim göstermeden binlerce senedir aynı tas aynı hamam, bozkır senin orman benim anadan babadan gördüğüyle yaşamaktadır..

    bu canlıların pek azı birbirleri ile iletişim kurmak için diller geliştirmiştir. örneğin filler, balinalar, bazı maymunlar çıkardıkları sistematik sesler bütünü ile anlaşıp bu sesleri sonraki nesillere aktarabilmektedir. hatta farklı bölgelerde yaşayan katil balinaların farklı sesler ve avlanma teknikleri geliştirdikleri gözlenmiştir. ne kadar zeki olursa olsun bu canlılar bulundukları bölgeye uyum sağlamakla yetinirler..

    gelelim insan denilen mahlukatın bütün diğer canlılardan farkına. temelde diğerleri gibi çürüyüp giden bir organizma olduğu halde bu canlı alet kullanmayı keşfetmiştir. el baltalarından mızrağa kadar bir sürü alet edevat icad etmiş zamanla diğer hayvanlardan çok daha komplike diller geliştirmiştir. buna rağmen binlerce sene kayda değer bir gelişme göstermeyip, diğer hayvanlar gibi eldeki imkanlarla mevcut doğal şartlara ayak uydurmaya çabalamakla yetinmiş bu garibanlar..

    derken bir gün bu insanlardan bazı sivri zekalı olanları, avla topla nereye kadar, artık durulmak lazım diyerek yerleşik hayata geçmiş ve sıkıntıdan ellerindeki aletlerle boncuk, cincik gereksiz başka aletler yapmaya, ölüleri de ortalıkta çürümesin, çok kötü kokuyo diye gömmeye başlamışlar. hatta bazıları o kadar sıkılmış ki elindeki aletlerle duvarlara resimler çizmeye başlamış. bunlar da ölmüş, bunları da gömmüşler. ama çocukları duvara baktığında o ölen adamın vaktiyle çizdiği resimleri görüp taklit etmeye başlamışlar. bir modadır bir trenddir sorma, bu olay bir yayılmış, önüne gelen dağı duvarı boyamaya başlamış..

    velhasıl bu insanların hepsi çok kabiliyetli değilmiş. bazıları yaptığı avları gördüğü malları küçük dağları ben yarattım havası ile çizerken, bazıları mal mal bakar, için için hırs yapar olmuş. işte bu kabiliyetsiz fakat zeki ve hırslı insanlar takribi bundan dörtbin sene kadar evvel çıkardıkları sesleri bir bir formülize ederek, öyle çok da kabiliyet gerektirmeden kendilerini yazılı olarak ifade edebilecekleri alfabe denilen naneyi keşfetmişler. çok hırslı oldukları için yedikleri her haltı bu alternatif yöntem ile kayıt altına almaya başlamışlar..

    bu aşamadan sonra işler çığırından çıkmış, çünkü doğan her yeni nesil, bir önceki neslin kendilerine bıraktığı yazılı kaynakları öğrenmeye ve sonraki nesillere üzerine yeni bilgiler ekleyerek aktarmaya başlamışlar ve buuum atom bombası, sera etkisi, küresel ısınma, her nevi kanserojen ve bilimum zararlı maddenin bilinçli* bilinçsiz üretimi ve tüketimi, sonucunu bile bile kendi ırkı içindeki bireyler arasında gelir dağılımı dengesizliği yaratmak, dolayısı ile yaşama haklarına kısıtlamalar getirmek..

    şu son yüzyıllara baktığımda öğrenmek kavramının genel anlamda insan ve dünya için iyi birşey olduğunu söyleyemeyeceğim, mesela bu boktan durumları öğrendik de ne oldu, afedersiniz sik oldu. dur şu en üste yazdığım tanımı değiştireyim:

    hayatta kalmak için her yolu denediğini zanneden insan ırkının, tarih boyunca edindiği bilgilerle birlikte toplu halde intihar etmek üzere olduğunun farkına varamayacak kadar gerzek oluşunu anlamak ve aynı gerzeklikle buna engel olacak hiçbir şey yapmadan yaşamaya devam etmek.