1. eğitim fakültelerini bitirmemiş olsanız bile*, herhangi bir meslek dalından o seneki öğretmen atamaları koşullarına bağlı olarak öğretmen olma durumudur. 2000 yılından önceki senelerde iktisat, ziraat, işletme ve hatta veteriner fakültesi mezunlarının bile öğretmen olarak alındığı olmuştur. 2000 yılından sonra öğretmen alımlarında önceliklerin eğitim fakültesi mezunlarına verilmesi, bu bölümlerin giriş puanlarını yükseltmiştir.
  2. rüyalarınızın zeminine korkunç bir şekilde bir okul imgesinin yerleşmesi demektir; en alakasız durumları bile okul ile ilişkilendirmesidir beyninizin... [misal; paul weller ziyaret etmektedir sizi rüyanızda ancak mekan konferans salonu formatında bir yerdir ve paul weller da seminer verecek kişidir!! mete avunduk da dinleyiciler arasındadır ve sizin notlarınza göz atmaktadır çekincesizce! veya eski bir arkadaşı görürsünüz rüyada, beraber eski video kasetleri izleyeceksinizdir rahat bir kanepede ve izlediğiniz oda okulun video odasından başka bir yer değildir!! ve etrafınız öğrencilerle çevrelenmiş vaziyettedir! korkunç bir durumdur! * *]
  3. istenerek secilen bir meslekse, idealizm denen stajyer ogretmen takıntısı varsa zor bir meslek; aman işte devlet işi memuriyet bu zamanda en iyi meslek bu 3 ay tatil haftasonu tatil vs dusuncelerle umarsızca secilmisse rahattır. rahat ogretmen calıstıgı okulu okur okula uyar ne yapılıyosa yapar. sıkıntılı aranan kasınan olması gerektigi gibi yapması gerektigini dusunen eşittir idealist ogretmense universitede ne okudum diye dusunur, onu uygulamaya calısır, diger ogretmenleri karsısına alır, diger ogretmenlere alısmıs olan ogrenciler tarafından farklı tutumundan dolayı "hee bu kolay lokma" diye dusunulur. ogretmeni kendinden guclu olan diye goren ogrenci, guc gosterisi yapmayan ogretmeni gucsuz varsayar ustune gider, dahası ogretmenden guclu oldugunu ispatlamaya calısır, ohası tehdit eder. ogretmen olmak, zoru isteyen icin cok zor kolayi isteyen icin cok kolay. hayalkırıklıgıdır ogretmen olmak bazen. kimisine boşvermeyi ogretir kimisine beyaz telleri. kimisine savasmayı ogretir kimisine kahvehane adabını, batagı, okeyi
  4. kendi adıma gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki en rahat ve en huzur veren durumdur bu mesleki açıdan. şans mı diyeyim talishizlik mi diyeyim bilemiyorum ama devlet memuru olarak değil de özel sektörde çalışan bir öğretmen olarak kendimi şanslılardan hissediyorum. ilk olarak gayet idealist bir şekilde başlıyorsunuz ben kpss ye giricem doğunun en ücra köyüne gidip ordaki çocuklarla ilgilenicem vs. tarzı demeçler veriyorsunuz ki bir süre sonra devletin sizin öğretmenlik konusununda yeterliliğinizi ölçtüğü sınavlar bütünü tüm idealistliğinizi ve şevkinizi bir anda alıp götürüveriyor. başlarım senin yapacağın sınava da diyorsunuz.. (ki bu noktada öğretmenlik gibi bir mesleğin kesinlikle abuk sabuk sorulardan hazırlanmış dört seçenekli sınav bozması şeyle ölçüleceğine inanmıyorum.. "ah bilgi çok önemlidir deli gibi çalışalım nasıl olsa bildikten sonra öğretmek ya da çocuklarla doğru iletişim kurabilmek sorun değil" diyenlere de canınız cehenneme! diyorum..lisem ısrarla beni tarihten soğutmaya çalışan bir adamla geçti zira..)
    neyse devletin imam hatip kadrolarına kucak açtığı diğer öğretmenlere komik rakamlar ayırararak uyguladığı bu sınav* sonucunda tam bir hayal kırıklığı yaşıyorsunuz..başlıyorsunuz özel sektörde iş aramaya ve büyük ihtimalle benim aksime şans birçoğundan yana olmuyor. özel sektörde biz bu işe emek veriyoruz hepimiz birlikte birşeyler yapacağız diyen büyük patronlarla karşılaşıyorsunuz (ki emek lafını bolca kullanan insanlardan şiddetle kaçının.sizin emeğinizi şiddetle sömürecek ve bundan kapitalist sistemin öngördüğü üzere tarifsiz bir zevk alacaktır.aksi örneği görülmemiştir ).
    neyse en sonunda ben de nerden para kazansam nasıl sömürsem şu öğrencileri diye düşünen ve eğitimin her açık yönünde kendine bir çıkar arayan insanlar türüyor.. sanırım bir ülke için en çok korkulması gereken durumlardan biridir bu. ha işin garip yanı kime kızacağınızı da bilemezsiniz.

    sonuç olarak çok fazla yara almadan devam ettirdiğim bu eylemden inanılmaz mutluyum ve kendimi bu işi yaptığım sürece her zaman genç hissedeceğimi biliyorum. merdivenlerden çıkarken peşimde "hocam hocam" diye koşturan ve her daim gülen minik veletlerimden çok fazlasıyla memnunum ha onun dışında iş ahlakımı korumayı başarabildiğim halde gayet de iyi kazanıyorum. akşam yastığa başımı koyduğumda da benden mutlusu yok ee daha ne olsun! ama dediğim gibi bu uç bir örnek herkes maalesef bu kadar şanslı değil.. inanıyorum ki birgün öğretmenlerin iletişim becerileri çoktan seçmeli dandik sınavlarla ölçülmeyecek ve yine inanıyorum ki birgün öğretmenlerin hepsi o ilk günkü heyecanı hisseden öğretmenler olacak....yaşları kırk küsür olsa bile
  5. öğretmen olmak hele de türkiye koşullarında !öğretmen kimdir? nedir? sadece öğreten kişi mi!
    annem *biz çocukken* ders çalışalım diye çalıştığı köylerdeki çocukların sıkıntılarını anlatırdı , nerden bilebilirdim ki bu yaşananların başıma geleceğini;üstelik anlatılanlar 30 yıl önceydi...
    daha yeni öğretmensin konyanın bir kırsalında göreve başlamışsın idealistsin ya;düşünüyorsun şunu da yaparım bunu da...
    çalıştığın yerde zaman geçtikçe anlarsın öğretmenliğin ne demek olduğunu.
    öğrencin öğle yemeğinden arta kalanları gizlice cebine koyar kardeşi doysun diye ,bazen öğretmeninin verdiği harçlığı babasına götürür ,babası su parasını ödesin diye,öğretmeni dersle ilgili malzeme ister gözünün içine bakar ben alamam diye...

    öğretmen ne yapmalı! müfettişlerin her yıl gelip incelediği bir sürü kağıt parçalarını düzenleyip ne olursa olsun müfredat programını mı uygulamalı yoksa ;sabahları okula aç gelip, derslerde uyuklayan bu küçücük yüreklerin aç karnını mı doyurmalı ?

    öğretmen her ikisini de yapmaya çalışır ; gücü yettiğince ildeki kırtasiyelerden,yakınlarının çocuklarından boyalar ,kalemler kıyafetler bulup buluşturur,köylerini ziyaret eder...teftiş notu yüksek olan bir öğretmen arkadaşı bir gün şunu söyler;
    -" hocahanım sen bu çocuklara çok yüz veriyorsun,allışmış bunlar bu hayata hangi birine yetişeceksin"evet bu mudur? öğretmen olmak ve o yüz verdiğim:)öğrencilerim hala beni arıyorlar.

    gün gelir ilden gidiş-geliş yapan öğretmen otobüsü kaçırır ,ancak öğle otobüsüyle işine gider çünkü başka araç yoktur ,müdürü onu bir sarı zarfla karşılar...

    bir zaman sonra öğretmen kendi memleketine tayin ister ve ataması
    yapılmıştır...sevinir, il merkezinde çalışacaktır soğuk konya günleri bitmiştir
    sabahın altısında kalkmayacak,kaloriferi yanan sıcak bi okulda çalışacak...
    evet okulu sıcak,evine yakın, arkadaşları öğretmen gibi. lakin aradan aylar geçince anlar öğrencilerin aynı olduğunu ülkede bir şeyler değişmediği için dershaneye gitmek isteyip de gidemeyenler,sınav için parası olmayanlar,delik ayakkabıyla okula gelenler...
    yeni okulunda artık kantinde vardır
    kantinde nöbetçi olduğunda daha da iyi anlar öğretmenliğin ne demek olduğunu ;bir şeyler almak için sıraya giren öğrencileri(parasının olmasıyla gururlanmış ) izleyen öğrencisini gördüğünde; kantinde onun için de bir hesap açtırır.
    tostun ve gazozun bir insanı bu kadar güldürebileceğini,sevindirebileceğini
    öğretmen olunca anladım,bir de şunu anladım ki ;öğrendiklerimle *uygulananların aynı olmadığını...
  6. kpss den sonra artık bir çok eğitim fakültesi mezunu için hayaldir öğretmen olmak.
  7. bacaklarınızda varis olmasıdır. günlük konuşmalarınızı dahi gayri ihtiyari yüksek sesle ve tane tane yapmanızdır.
  8. uğrunda gençliğimizin en güzel yıllarını harcadığımız, çoğu şey gibi dışarıdan göründüğünden zor bir olay. insanı krize sokan anları da vardır. yakaladığım onca başarıya rağmen, bir gün zengin babası tarafından kafa göz dalınıp morartılmış minicik bir ilkokul öğrencisini görüşüm; bu duruma isyan etmem ama bir öğretmenin alkolizm, fabrikatörizm gibi etkenlere engel olamaması benim için en şok edici tecrübelerdendir. görevimiz tehlike vardır ya, öğretmenlik odur işte.

    aylarca uğraşırsınız çocukları kulak memesi kıvamına getirip bilgileri istediğiniz gibi öğrenmeleri için. sonra bir olay olur bazılarının motivasyonu dibe düşer, tekrar başlamak zorundasınızdır; artık devreye meslek değil insaniyet girer. bu yüzden işine hakkını veren saygıdeğer öğretmenlerimiz çok yorulurlar.

    hiç çocuğuyla ilgilenmeyen ailelerin veli toplantısı rüküş kıyafetlerle gelip "çocuum niye düşük not alıyo, niye mutsuz?" diye sormalarına dişleri sıkarak ve anlaşılmayacağını bile bile mantıklı şekilde açıklama getirmeye çalışmaktır bazen öğretmen olmak. yüzlerce örnek çıkar böyle.

    ya da bir iki öğrencinizin yıllar sonra bir mekanda sizi görüp örrrttmennnimmm diye üzerinize atlaması ve sarılması sizi en baba romantic comedy'den hüzünlü filmden daha çok duygulandırıp gözlerinizi yaşartabilir.

    zor iştir bu. her meslekte olabildiği gibi gönlü olmayanların uzak durması gereken ve para uğruna insanları kandırmaması gereken bir iştir ayrıca. dilerim ki eğitim sistemi daha iyi olur ve herkes daha iyi şartlara kavuşur.

öğretmen olmak hakkında bilgi verin