şükela:  tümü | bugün
2 entry daha
  • şu sıralar sık sık düşündüğüm eylem.

    11 yıl lise öğretmenliği yapıp her sene düşen entelektüel seviyeyi, hayal gücünü, okuma oranını, konuşma üslubunu, yazma becerisini, anlama seviyesini gördükçe alternatif eğitim yöntemlerini deneyip deneyip bir sonuç alamayınca ortaokul öğretmeni olayım dedim bu yıl. aynı yetersizlik yanında tüm dünyanın etraflarında döndüğünü düşünen çocukların tüm dünyanın kendileri ve çocukları etrafında döndüğünü düşünen ebeveynleriyle karşılaştım bu kez de.

    ebeveynleri mi eğitmeli, geleceğin ebeveynlerini mi?

    özel okulda çalışıyor olmak işin tuzu biberi. aman aileler canım aileler diye diye iş ahlakından uzaklaşan patronlar mı dersiniz, siz 657 değilsiniz kurallar bunlar diyenler mi, neticede burası bir işletme öğrenci yoksa maaş da yok diyenler mi.

    neresinden tutsan elinde kalan bir sistemde günden güne azalan idealizmime eklenen bedensel ve zihinsel yorgunluk, bir işi sadece öyle emredildiği için yapmış olmanın vicdani yükü, kişisel gelişimim için ne zaman ne para bulamamam beni meslekten soğuttu.

    hep mesleğimi seviyorum ama çalışma şartlarımı sevmiyorum derdim. mesleğimi sevmemi sürdürecek çalışma şartları artık mevcut mu bu ülkede ondan artık emin değilim.

    bir yerde birileri bu işi doğru yapıyor ama ben henüz tanışamadıysam eğer lütfen beni de bilgilendirin.
  • edebiyat öğretmeni olarak 27. yılımı çalışıyorum, devletteki 1 yıl ücretli öğretmenliğimin dışında hep özel sektörde çalıştım. 13 yıl dershanede, 13 yıl özel okulda... çocuklar dersimi de beni de sağ olsunlar hep çok sevdiler, saydılar. ben de hep çok çalıştım, öğrendim, okudum, anlattım. sınıfın kapısına kadar öğretmenlikten nefret ederek gidip içeri girer girmez anlaşılmaz bir enerjiyle ders anlattım. ama son beş yılda dayanamaz oldum. sokaktaki ve sınıftaki insan kalitesi hızla düştü, ektiğimizi biçemez olduk. ayrıca derste anlattıklarıma inanmıyorum, çünkü çağdaş hayatta bunların evrensel olarak bir değeri yok. müfredat berbat, idareciler aptal, cahil ve hain; patronlar gaddar, saygısız, sömürücü ve açgözlü. öğretmen arkadaşlar dangul dungul; okumuyor, araştırmıyor, öğrenmiyorlar. öğr. odasında alışveriş, makyaj, giyim, araba, futbol ve dedikodudan başka laf yok. mesai boyunca (8-17)dışarı çıkmak yasak, yemekte bile... maaşlar devletin 1000 tl gerisinde, sendika yok, toplu sözleşme yok, angarya çok. ama yine de tek çocuğun, yani senede bir çocuğun bile hayatını olumlu yönde değiştirme ihtimalim var ve bırakamam. biz bırakırsak ben bırakırsam yerimizi daha iyi biri almalı, çocukları bu öğretmen müsveddelerine bırakamayız. öğretmenlik inat etmektir; iyi, doğru ve güzel için ayak diremektir. dayanmalıyız...
  • sekiz yıllık öğretmen iken yaptım ben bunu. başka türlü hayallerimin peşinden koşmak için yaptım. iyi ki yapmışım. kimi zaman yüreğinizin bir köşesinde sızı bıraksa da geçen güzel günlerin geri gelmeyeceğini bilirsiniz.
    eğer kafanıza koymuşsanız en kısa zamanda yerine getirmelisiniz. çünkü kafanızda ayrılmayı planlarken çocuklara faydalı olamazsınız. ya hep ya hiç yani. kimsenin hayatından vakit çalmayın ve bunu yapın.
    kararınızın sonucunda içinizde bir üşüme oluyorsa bırakmayın ama... siz bu meslek için dünyaya gelmiş olabilirsiniz.

    ps: benim içimde bir üşüme olmuştu ama o bir başka hikayenin konusu.
  • geçtiğimiz dönemde aynı okulda görev yaptığım meslektaşlarımdan bir kısmının bu öğrenci kazanacak mı ki sen bu kadar uğraşıyorsun dedikleri, ders başarısı düşük ve sosyal anlamda da oldukça içe dönük bir öğrencimi sınava hazırlamam ve güzel sanatlar lisesini üst sıralarda kazanması neticesinde benden fersah fersah zaten uzak olmasına rağmen daha da uzaklaşmış bulunan eylem. bir öğrencinin dahi hayatını kurtarmasına vesile olmak, hayatına dokunmak az şey değil. yaşadığımız bütün olumsuzluklara rağmen az şey değil. geçenlerde 6. sınıfta bir kız öğrencim getirmiş ders defterini hocam ne olur imza atın diyor. attım. sonra bir renkli kalemle daha atmamı istedi onu da attım. ya nasıl diyeyim o çocuğun gözlerindeki mutluluk o çocuksu sevinci... size karşı gösterdiği adeta ulvi bir varlıkmışsınız gibi başka yerde ve hatta hiçbir yerde göremeyeceğiniz sevgisi... ne bileyim, güzel be öğretmenlik. herşeye rağmen güzel...
  • bir kere yaptığım ve bir daha, en azından kendi isteğimle, yapmak istemediğim hata. tüm sayılan sebeplerle yeter artık diye yolun başından dönmüştüm. sonrasında gitgide bir özlem büyüdü içimde. sınıfta olmak, anlatmak, tüm o gözlerle bir bir bakışmak, gençlerle, çocuklarla iletişim kurmak istedim. bin kere pişman oldum. bırakmak akla konduysa bu özlem iyice düşünülmeli. bir arkadaş başka bir mesleği hiç hayal etmedim derdi. bir başkası, hafif de sitemle, para için yapılacak bir iş değil dedi.
    özellikle lise öğrencilerini gördükçe aynı sorgulamalara düşüyorsun. ama bir oturup bakınca çerçeveye, dünya bambaşka bir yöne giderken, neyi öğretmeye diretiyoruz bu çocuklara? bu çağa uymayan, hiçbir gereksinimi karşılamayan yığınlarca bilgi... hepsine gittikçe yabancılaşıyorlar. boşluklarını dolduracak ne veriliyor?
    umutsuzluğu öyle yükledik ki hepsine, pırıl pırıl bir öğrencim diyor ki ; "hocam bizim nesilden bir şey olmaz. sizin zamanlarınız gibi olamadık biz." öyleyse bizim muhteşem geçmiş nesillerimiz nasıl bu kadar rezil bir dünyayı yüklediler omuzlarınıza?
    dünya değişiyor. başka yollar, yönler var. gün dahi başka türlü doğacak. hakkımız yok onlara daha başından umutsuzluk yüklemeye.
    henüz öğrenciyken staj hocamız; "ne olursa olsun gelecek elinizde. bir çocuğu bile kazanmak birçok şeyi değiştirmektir." demişti.
    kıssadan hisselerle giderken, bir başka arkadaş da ne yapsa etse ısınamadı mesleğe. yeri geldi kendi bıktı, yeri geldi çocuklar kaçacak delik aradı. yolun başında vazgeçip başka bir alana yöneldi. daha mutlu oldu. ne bir özlemi ne bir uktesi kaldı.
    bu meslek mantığın terazisi ile çalışmaz. tamı tamına bir gönül işidir. gönülde başka bir aslan yatıyorsa zorlamaya da lüzum yoktur. bırakın başkalarının gönlü dolsun.