şükela:  tümü | bugün
  • 9 eylül üniversitesi gsf sinema tv bölümü başkanı. simulasyon kuramları dersini dillere destan bir tarzla vermektedir. bir derste öğrencilerine aynen şunları söyleyerek kendisine olan saygımı iyice sağlamlaştırmıştır:"hepiniz bu okula inek olarak girip, sosis olarak çıkıyorsunuz..."
  • oğluyla beraber bir tiyatro oyunu izlediğini gözlerimle gördüğüm pararomantik,transromantik ve marjinal profesör.oyun için kendisine ayrılan yere oğlunu oturtarak gözlerimi yaşartmıştır.
  • radikal ikide bir vakitler başörtüsü üzerine, uyduruk kelimesinin iflas ettiği bir yazı yazmış ve jakobenlik ile cahillik arasındaki o harika irtibatı kendi yazısıyla gözler önüna sermiş bu ülkede yaşamadığı aşikar olan olan hoca,akademisyen ve profesör...bahsi geçen yazıda başörtüsünü tarihönce çağlardan kalma pagan bir alışkanlık olarak ele almış ve de örtünmenin "moderndışılığı" üzerine boyundan büyük laflar etmiştir.zaten akabinde nuray mert kendisine sağlam bir ayar vermiştir.
  • bugunku yapi kredi'de duzenlenen what is the matrix konulu toplantida dinleyiciler tarafindan az kalsin linc edilecekolan kişi kendisi. lakin, peygamber karakterli beni bile çileden çikartmiş, tartişmaya sokmustur. az değildir, çoktur.
  • yapi kredideki konusmasinin kendisini gecin metni* bile bu adama omur billah dusman olmaniza yeter. fikirlerini degil densizligidir sorun, yaninda tasidigi hemfikir ogrencileri* korosudur. onyargilari asacak mucizeyi yaratabilir mi bilinmez...
  • beyninin çalışma mantığı şöyledir:
    "kendisi fakültenin alsancak'ta olduğu dönemde odasını faruk kalkan'la paylaşmaktadır.bir öğrenci odaya girer ve sorar:
    -hocam faruk hocayı arıyorum.
    adanır yanıtlar:
    -o zaman bul.
    (homur dumur homur)
  • ülkemizde bir hayli yaygın olan yabancı filozofların distribütörlüğü müessesinde kendisini baudrillard'ın türkiye şubesi olarak tanımlayan, baudrillard'ın öğrencisi olduğu iddiası dışında varoluşuna bir başka gerekçe bulamayan ne var ki, baudrillard'ın fikirlerinden en ufak bir kırıntı dahi kapamamış profesör zımbırtısı.
    dokuz eylül üniversitesi radyo-televizyon bölümünde öğretim görevlisi olan oğuz adanır tarafından çevrilen baudrillard'ın birçok eseri, imla ve noktalama konusundaki sayısız hata ve eksiklikler bir yana, anlaşılması güç, uzun, devrik cümleler ve anlatım bozukluklarıyla beraber neredeyse ikinci bir çeviriye ihtiyaç bırakacak türdendir. baudrillard'ın temel eseri simulakrlar ve simülasyon kitabının yine kendisi tarafından yapılan çevirisine biraz eğilirsek sanırım ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır: yanlış yere konulan yahut açılıp da bir türlü kapanmayan parantezler, noktalama eksikleri ve anlatım bozuklukları öznesi veya yüklemi unutulmuş cümlelerle birleşince kitabı okumak adeta bir yapboz oyununa dönüşüyor.
    “akla uygun bir ortam oluşturmayan bilimsel deney, eskiden imanın topluluk önünde bağırta çağırta itiraf ettirmeye çalışmaktadır.” (s.188)
    gibi hatalı çevrilmiş bir cümleyle kitap boyunca sıklıkla karşılaşmak mümkün. diğer yandan çevirmenin, baudrillard’ın düşüncesine yaklaşımı da en az özensiz çeviri kadar kaygı verici. kitabın hemen başında yer alan ve simulasyon kuramı’nın “ne işe yaradığını” sorguladığı önsözünde, oğuz adanır, baudrillard’ı, sinematografı icat etmiş ama bunun ne işe yarayabileceği konusunda “en ufak bir fikri olmayan” mucit kardeşlere benzetiyor. böylece adanır, son derece pragmatik yaklaşımıyla, baudrillard’a, asla yanaşmadığı “çözüm üreten, kurtarıcı filozof” rolünü biçiyor. ama yine adanır’a kulak verirsek burada bir çelişki olmadığını görmek mümkün, zira baudrilard, kuramını ortaya atarken bu işlevselliğin “farkında bile değil”! tabii bu durumda, işlevselliğe indirgediği kuramın nasıl kullanılacağını açıklamak da adanır’a düşüyor. adanır’a göre simülasyon kuramı, (baudrillard’ın kabul etmeyeceği son derece batı-merkezci bir tanımlamayla) “geri kalmış” üçüncü dünya milletlerinin bugün bir kısır döngü içinde dönenip duran batı toplumlarına yetişmek için ellerine geçen tarihi fırsatı ortaya koyuyor. yom sanat dergisi’nin mart-nisan 2003 tarihli 11. sayısına verdiği bir röportajında da adanır, bu tarihi fırsatı değerlendirmenin yolunun aydınlanmış bir burjuvazi oluşturmak, eğitimi yaygınlaştırmak ve “kafaları değiştirmekten” geçtiğini söylüyor. oysa bu idealler, baudrillard’ın baştan aşağı eleştirdiği batı toplumlarının karakteristik özelliklerinden başka bir şey değil. düşünür, modernizmi ve aydınlanmayı uygulamalarından da öte tüm ilke ve idealleriyle beraber eleştirirken, insanların başına ne geldiyse bu “kafaları değiştirme” çabasından geldiğini vurguluyordu. hatta adanır’ın çevirisini yaptığı simulakrlar ve simülasyon kitabının, hayvanların durumuyla insanlarınkini son derece ironik bir dille karşılaştırdığı “hayvanlar” başlıklı bölümünde düşünür, tıpkı kilisenin bir zamanlar ilahi aklı kanıtlamak için işkenceye başvurması gibi bugün de bilimin kendini kanıtlamak için üzerimizde sayısız deneyler yaptığını ve bunun sonucunda, hepimizin her biri rasyonalite yoluyla açıklanabilecek refleks davranışlar gösteren birer deney hayvanına benzediğimizi ifade ediyor. yine konu edindiğimiz kitabın, “değerin son tangosu” başlıklı bölümünde baudrillard, aydınlanmacı ideallerin yeniden üretildiği üniversiteleri, “anlamını yitirmiş bir değer konusunda, umutsuzca eğitim vermeye çalışan bir yer” olarak tanımlıyor.
    işte bu noktada, yani düşünürün söylemi ve çevirmenin düşünürden yaptığı çıkarsama arasındaki uçurum, kitaptaki çeviri hataları ile birleşince ister istemez insan elinde tuttuğu kitaba şüpheyle yaklaşıyor. “acaba burada yazılanlar gerçekten baudrillard’ın mı düşüncelerini yansıtıyor yoksa çarpıtılmış bir düşünsel garabetle mi karşı karşıyayız?” neyse ki, düşünürün karşılaştırma olanağına sahip olduğumuz başka kitaplarının yetkin çevirileri ve tabii orijinal metinleri mevcut. o. adanır’ın çevrilerindeki vahim durumun düzeltilmesinin elzem olduğunu belirtip bu önemli düşünürün özenli ve anlaşılır çevrilerine kavuşmayı temenni etmek ve o zamana kadar fransızca bilenlerin baudrillard'ın kitaplarını orjanalinden okumalarını salık vermekten başka elden bir şey gelmiyor...
  • son derece provake eder, çok basarilidir bu alanda. yapi kredi'deki "matrix" söleninde de bülent somay'i bile bu anlamda bastan cikarmistir. akilli olup adamin asil demek istediine bakmak lazim gelir. zira bana biri sorsa seker gibi adam derim adanir için. simdi herkes o "matrix" meselesinde adanir'a saldirdi da neden diger konusmacilarin ne kadar saçma konustuuna deginmedi. o insanlar o kadar zirvalamasa idi adanir da o denli sert(katilimcilarin yorumuna göre yani) olmaz idi diye düsünüyorum ben.
  • baudrillard bildiği kadar türkçe bilseymiş fena olmayacakmış.