şükela:  tümü | bugün
  • marmaris'e yaklaşırken önce tepeden görünen, daha sonra -artık- yanından geçilen yol.
    ben çocukken bu yoldan gidilebiliyordu. ve lakin otomobillerin ağırlığının yolda çökmeler meydana getirdiği ve bunun da ağaçların köklerine zarar verdiği gerekçesiyle yol kullanıma kapatılıp biraz uzağında yanında başka bir yol yapıldı. iyi de oldu.

    annem çocukken arkadaşlarıyla en büyük eğlencesinin o yoldan geçerken ağaçları saymaya çalışmak olduğunu söyler. kendisi 66 yaşında. kimbilir ağaçlar kaç yaşında...
  • eskiden marmaris'e gitmek için kullanmak durumunda olduğunuz yoldu ancak şimdi tam yanındaki anayol kullanmak suretiyle gidiliyor.
  • yalnızca fotoğraflardan gördüğüm ve inanılmaz hoşuma giden yol. yalnız şu yolda yürümek için bile gidebilirim buraya.
  • ülke sınırları içindeki en güzel yollardan biri. gökova eski marmaris yolu olarak da bilinir. 1938 yılında, bölge bataklıklarını kurutup, sıtmayı önlemek amacıyla dikilen okaliptus ağaçlarıyla çevrilidir. sakar geçidinden cetvelle çizilmiş gibi gözükür.
  • halikarnas balıkçısı'nın manevi oğlu, yazar şadan gökovalı'nın zamanında gökova muhtarı olan babası mehmet gökovalı'nın girişimleriyle 1938 yılında avustralya'dan getirilen okaliptus fidanların dikildiği, tarihsel olarak önemli olan eski karayollarından biri.

    devamında akçapınar köyünün içinden geçerek marmaris'e doğru devam eden bu yol, 1996'da hemen yanından yeni bir yol geçirildikten sonra her eski karayolu gibi kaderine terkedilmiştir. akçapınar köyünün gelişiminin durması bu sebepten olmuştur diye düşünüyorum. yanındaki yol duble yola dönüşmüştür ama bu yolun üzerindeki asfalt pek yenilenmemektedir.

    ama halen birçok turist tarafından ilgi çekmektedir. hatta dondurmam gaymak filminde dondurmacı ali usta'nın dondurma sattığı yerlerden biridir. bu vesileyle de usta oyuncu turan özdemir'i saygıyla anmış olalım.
  • yıl 1938’di.
    o yıllar ege’nin kuş uçmaz, kervan geçmez bir köyünde, bir muhtar halkla elele vererek önemli işlere imza atıyordu..
    muhtar aydın, çalışkan, çok sevilen, doğayı çok seven, çok bilge bir insandı..
    yörede nam salmıştı..
    köylüler muhtara besledikleri güvenle özverili çalışırdı..
    köylerine yol, köprü, okul gibi bir çok eser diktiler.
    ancak, bölge bataklıktı..
    tüm ova sivsinek yuvasıydı..
    bu nedenle sıtma gibi salgın hastalıklar köylüyü canından bezdirmişti..
    insanlar ölüyordu..
    muhtarın ogüne kadar 8 kız çocuğu olmuş, 4’ü maalesef ölmüştü..
    son çocuğu erkek doğdu.
    muhtar erkek çoçuğun şerefine halkına söz verdi.
    o bataklık kurutulacaktı.
    çünkü bataklık kurursa, sıtmanın da kökünü kurutacaklardı..
    insanlar yaşayacaktı..
    dönemin valisi de çalışkan, görev bölgesini ve bölge halkını düşünen, üstelik muhtarı çok seven biriydi.
    muhtar ve köylüler valiye çıktılar.
    bataklığı ve onun neden olduğu hastalıkları anlattılar.
    vali, muhtarı ve köylüleri dinledi.
    bilim insanlarına danıştı..
    sonunda çare bulundu…
    bataklığı besleyen sularını kesmenin tek yolu okaliptüs ağacıydı..
    lakin ülkede bu ağaçtan yoktu..
    yörede yaşayan dünyaca ünlü bir yazar girdi devreye..
    avusturalya’dan yüzlerce okaliptüs fidanı getirildi.
    köylüler kadın erkek hep birlikte işe koyuldu.
    fidanlar 3 kilometre boyunca tüm ovaya cetvelle çizilmiş gibi karşılıklı dikildi.
    ve ağaçlar büyüdükçe bataklık kurudu
    sivrisineklerin ve hastalıkların da kökü kazındı..
    böylece muhtar, erkek çocuğunun şerefine halkına verdiği sözü tutmuş oldu.

    bugün marmaris’e ya da datça’ya karayoluyla gelenler, sakar’dan gökova’ya indiklerinde iki tarafı dev okaliptüslerle çevrili uzun ince bir yola hayran kalır.
    çok kişi bir mola verip, o seyri doyumsuz yolda fotoğraf çektirir.
    nostaljik ve otantik ortam herkesi büyüler.
    insanlar o yeşil tünelden akçapınar köyüne gidip çay, kahve, ayran içer.
    bir çok dizi, film ve klip o yolda çekilmiştir..
    işte o yolun iki tarafındaki okaliptüsler 1938 yılında gökova köylülerinin diktiği fidanlar..
    şimdi birer dev oldular..
    bazılarının boyu 20 metreyi geçti..
    o muhtar gökova köyü muhtarı mehmet gökovalı..
    o dönemin valisi recai güreli..
    o fidanların avusturalya’dan getirilmesi için devreye giren ünlü yazar halikarnas balıkçısı cevat şakir..
    peki, muhtarın oğlu kim biliyor musunuz?
    şadan gökovalı..
    muhtar mehmet’in oğlu..
    halikarnas balıkçısının manevi evladı..
    bir bilge..
    bir bilim insanı..
    bir doğa aşığı..
    bir turizm rehberi..
    bir arkeoloji uzmanı..
    bir yazar..
    bir şair..
    bir gazeteci..
    ve benim üniversitedeki hocam..
    prof. dr. şadan gökovalı..
    *. *. *
    eskiden o yol kullanırdı..
    şimdi yanına maalesef duble yol yaptılar..
    adına “sevgi yolu” dediler ama sevgisiz bıraktılar..
    sahipsiz ve korumasız kaldı..
    yoğun yağış ve fırtınalar ağaçlara zarar veriyor..
    ve de yurdum insanı..
    gövdesi kazılmadık, yazı yazılmadık ağaç bırakmadılar.
    hedef tahtası yapıp silahla ateş edenler bile var..
    o ağaçlar yavaş yavaş ölüyor..
    böyle giderse, o yol tarihe karışacak.
    *. *. *
    bazen televizyonda cumhurun başının muhtarlarla yaptığı toplantılara denk geliyorum..
    hayretler içinde izliyorum..
    elpençe divan durmalar..
    ayakta alkışlamalar.
    sloganlar..
    biatlar..
    zamane muhtarlarını izlerken o okaliptüsler geliyor aklıma..
    muhtar mehmet geliyor..
    halikarnas balıkçısı geliyor..
    ve hocam şadan gökovalı..
    ah güzel ülkem benim..
    ah canım memleketim..
    ah yurdum insanı..
    ah gözleri görmeyelim..
    ah deryayı bilmeyenim
    nereden nereye geldik..
    farkında mısın?.

    www.haberhurriyeti.com / sedat kaya