şükela:  tümü | bugün
  • marx'ın ilk dönem eserlerindendir; bu dönem düşünürün daha hümanist bir dönemi olarak olarak değerlendirilir. murat belge'nin çevirisiyle yayınlanmıştyır, geçenlerde hil yayınlarından çıkna karl marx-felsefe yazıları kitabı içinde de bulunabilir.
  • gyorgy lukacs'in katkılarıyla bugunlere gelen önemli yazılar topluluğu.
  • (bkz: hand made)
  • marx'ın klasik siyasal iktisatçıları ve hegel'in fenomenolojisini incelemesi, yazılarının çarpıcı kısımları alıntılaması ve yorumlaması temeline oturan kitap. elyazmaların belli bir kısmı günümüze ulaşabildiğinden bütünlüklü bir yapıt olmaktan öte birçok konu üzerinde yazılmış notlar olarak görülebilir. marx, daha sonra yapacağı analizlerden biraz farklı kaleme aldığı, althusser'e göre epistemolojik kopuştan önce yazıldığından pek önemsenmemesi gereken, hümanist bir eser. özellikle ilgi çeken birkaç alıntı yaparsak:

    "işçinin kendi ürününden dışlaştırılması, sadece emeğinin bir nesne, dışsal bir varoluş olduğu anlamına gelmez, onun dışında bağımsız, ondan başka bir şey olarak var olduğu, karşısına dikilen bağımsız bir güç olduğu anlamına da gelir; yani işçinin nesneye aktardığı hayat, yabancı ve düşman bir şey olarak kendi karşısına çıkmaktadır."*

    "emeğin ürünü işçiye ait değilse, yabancı bir güç olarak karşısına dikiliyorsa, bu ancak ürün işçiden başka bir insana ait olduğu için böyle olabilir."**

    "karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılığında sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir."***

    * marx, k. (2005) 1844 elyazmaları, birikim yayınları, istanbul, s. 76.
    ** a.g.e., s. 85.
    ***a.g.e., s. 153.
  • el yazması olmasına rağmen 15 ytl'ye aldığım eser. hahah... şaka bir yana canımdan çok sevdiğim sözlükçüler, burjuva politik-iktisatının eleştirisini amaçlayan bu genç/erken dönem marx klasiği çok güçlü bir feuerbach etkisi taşır ve yabancılaşma literatürünün köşe taşlarından birisini sunar. kitabın girişinde de belirtildiği gibi feuerbach'daki tarihsiz-sınıfsız yabancılaşma, marx'ın bu eserinde işçinin yabancılaşmasına dönüştürülür. dolayısıyla yabancılaşma kapitalist sisteme, özgül bir tarihsel-toplumsal biçeme has bir olgu olarak tartışılır. kitapta emeğin ücretinin kapitalist ve işçi arasındaki "düşmanca boğuşma" ile belirlendiği süreç, toprağın rantı, mülkiyeti ve özel mülkiyet sorunları ile birlikte ele anır. kitabın sonu hegelci diyalektik ile bir tartışma biçimindedir. benim en sevdiğim bölüm ise yıllar geçse de geçerliliğinden hiçbir şey kaybetmeyeceğini düşündüğüm "burjuva toplumunda paranın gücü" bölümüdür.

    yabancılaşma süreci içinde paranın rolüne vurgu yapan marx baba bize paranın burjuva toplumunda her şeye kadir ve evrensel bir nesne olduğunu anlatır. bir de bir edebi atıflar yapar ki ..off... goethe'nin faust ve shakespeare'in atinalı timon'undan ("altın...sarı, pırıl pırıl, halis altın (...) şu kadarı yeter bunun çevirmeyi karayı aka, eğriyi doğruya...") alıntılarla süsler meselesini..."para yoluyla elde edebileceğim herşey (...) kendimim. (...) çirkinim ben, ama en güzel kadını satın alabilirim. demek ki çirkin değilim" der marx. para her şeyi satın alabilir ve kendi gerçekliğini yaratır, der. "olmayacaklar"ı birbirine yaklaştırır, der. yine marx'dan bir alıntıyla bitirelim:

    "cesareti satın alabilen kişi, korkak da olsa cesurdur."...marx'ın el yazmalarındaki bu bölüm, kapital'in meta fetişizmi bölümüyle ("ilk bakışta bize önemsiz gözüken metalar"dan bahseden süper bölüm) birlikte okunduğunda daha iyi gider. afiyet olsun efendim.
  • eric fromm, althusser'in aksine, marx'ın bütünlüğünü ve sürekliliğini yaşamının sonuna dek koruduğunu savunur. buna göre, 1844 elyazmalari ve ilerki dönem kitaplar arasında epistemolojik kopuş değil, tamamlayıcılık ve tutarlılık mevcuttur.
  • beni çok saçma bir şekilde duygulandırmış bir kitaptır. şöyle ki:

    ''karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılığında sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir''
    tabi biz bunu biliyorduk da. marx ın bile yüzümüze vurması hiç hoş olmadı.
  • sosyalizmin stalinin rusyası , berlinde monoblok apartmanlar, kuzeykorede iki tane çakma hissi uyandıran amerikan traşlı diktatör, pragda vaclav haveli bunaltan 40 yıllık baskı rejimi, doğu almanyalı dopingçi atletler
    demek olmadığını bünyeye hatırlatmak için dönüp dönüp okunası eser
  • "...marx’ın ilk dönemlerinde yazdığı eserler maalesef mücadeleden kaçmanın aracı haline gelmiştir. özellikle de 1844 elyazmaları ilk baskısının yapılması 1930’lu yılların ortalarına kadar sarkmış olduğundan bir “gelenek” yaratmak için biçilmiş kaftandır: bu kesimlere göre marx ve engels zaten sonrasında bu çizgiden sapmıştır, onları özlerine döndürmek gerekir; 1930’lara kadarki sol hareket ise bu eserden (ve diğerlerinden) haberdar olmadığından yanlış bir çizgi izlemiştir. şimdi çeşitli burjuva ideolojilerinden yararlanarak taşları yerine –kendi istedikleri yere, burjuva düzenin tam ortasına– oturtma zamanıdır!
    peki, ne demiş, ne yazmıştır da marx, nerede liberali, küçük burjuva filisteni, stalinizmden korkup kapitalizme sığınanı varsa 1844 elyazmaları’nın üzerine atlamış ve bu kitabı pazarlamaya çalışmıştır?
    aslında marksizm 160 yıldır öyle çok kesim tarafından “savunuldu”, öyle çok metni öyle farklı şekillerde tahrif edildi ki, maalesef “neden özel olarak erken dönem eserleri?” diyemiyoruz. yine de 1844 elyazmaları’na gösterilen rağbetin güçsüz de olsa bir dayanak noktası, bir nesnel zemin olduğunu varsayarak ilerleyebiliriz, fakat her halükârda meselenin özünün bu olmadığını unutmamak gerekiyor, zira yöntem ve yaklaşım bakımından marx ve engels’in diğer eserlerinin başına gelenlerden farklı bir durum yoktur: marx’tan belli amaçlara istinaden marksizme aykırı öğeler bulup çıkararak, devrimci mücadele vermemenin teorisini yapmak, aslolan budur. ..."
    devrim kaçkınlarının sığınağı: “genç marx” miti (2. bölüm)