şükela:  tümü | bugün
  • el yazması olmasına rağmen 15 ytl'ye aldığım eser. hahah... şaka bir yana canımdan çok sevdiğim sözlükçüler, burjuva politik-iktisatının eleştirisini amaçlayan bu genç/erken dönem marx klasiği çok güçlü bir feuerbach etkisi taşır ve yabancılaşma literatürünün köşe taşlarından birisini sunar. kitabın girişinde de belirtildiği gibi feuerbach'daki tarihsiz-sınıfsız yabancılaşma, marx'ın bu eserinde işçinin yabancılaşmasına dönüştürülür. dolayısıyla yabancılaşma kapitalist sisteme, özgül bir tarihsel-toplumsal biçeme has bir olgu olarak tartışılır. kitapta emeğin ücretinin kapitalist ve işçi arasındaki "düşmanca boğuşma" ile belirlendiği süreç, toprağın rantı, mülkiyeti ve özel mülkiyet sorunları ile birlikte ele anır. kitabın sonu hegelci diyalektik ile bir tartışma biçimindedir. benim en sevdiğim bölüm ise yıllar geçse de geçerliliğinden hiçbir şey kaybetmeyeceğini düşündüğüm "burjuva toplumunda paranın gücü" bölümüdür.

    yabancılaşma süreci içinde paranın rolüne vurgu yapan marx baba bize paranın burjuva toplumunda her şeye kadir ve evrensel bir nesne olduğunu anlatır. bir de bir edebi atıflar yapar ki ..off... goethe'nin faust ve shakespeare'in atinalı timon'undan ("altın...sarı, pırıl pırıl, halis altın (...) şu kadarı yeter bunun çevirmeyi karayı aka, eğriyi doğruya...") alıntılarla süsler meselesini..."para yoluyla elde edebileceğim herşey (...) kendimim. (...) çirkinim ben, ama en güzel kadını satın alabilirim. demek ki çirkin değilim" der marx. para her şeyi satın alabilir ve kendi gerçekliğini yaratır, der. "olmayacaklar"ı birbirine yaklaştırır, der. yine marx'dan bir alıntıyla bitirelim:

    "cesareti satın alabilen kişi, korkak da olsa cesurdur."...marx'ın el yazmalarındaki bu bölüm, kapital'in meta fetişizmi bölümüyle ("ilk bakışta bize önemsiz gözüken metalar"dan bahseden süper bölüm) birlikte okunduğunda daha iyi gider. afiyet olsun efendim.
  • beni çok saçma bir şekilde duygulandırmış bir kitaptır. şöyle ki:

    ''karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılığında sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir''
    tabi biz bunu biliyorduk da. marx ın bile yüzümüze vurması hiç hoş olmadı.
  • sosyalizmin stalinin rusyası , berlinde monoblok apartmanlar, kuzeykorede iki tane çakma hissi uyandıran amerikan traşlı diktatör, pragda vaclav haveli bunaltan 40 yıllık baskı rejimi, doğu almanyalı dopingçi atletler
    demek olmadığını bünyeye hatırlatmak için dönüp dönüp okunası eser
  • batı marxizmi üzerine düşünceler'de perry anderson, marksist teorinin odak noktasının avrupa'da siyaset ve ekonomiden felsefeye kaymasını ikinci kuşak marksistlerin nerdeyse hepsinin (lukacs, lefebvre, goldmann, korsch, marcuse, della volpe, adorno, colletti, althusser) akademisyen ve felsefeci olmasına bağlar. resmî merkez de parti toplantılarından üniversitelere taşınmıştır.

    fakat anderson bu odak kaymasını sadece dışsal sebeplere bağlamanın zafiyetinin de farkındadır: marksist kültürün kendi içinde de güçlü bir iç belirleyici olmasaydı bu kayma o kadar genel ve kesin bir şekilde olmazdı, der. anderson'a göre burada belirleyici olay, marx'ın en önemli gençlik eseri olan 1844 paris elyazmalarının geç ortaya çıkmasıdır. ilk etkisi nazizmin 1933'teki zaferi ve rusya'da 1934 temizliği dolayısıyla silinip giden bu metinler bilhassa üç düşünür üzerinde derin ve kalıcı bir etki bırakmıştır: lukacs, marcuse ve lefebvre.

    tarih ve sınıf bilinci'nin 1967'deki önsözünde lukacs, elyazmalarının çözümlenmesi sırasında riazanov'un yanında çalışma deneyiminin, marksizme bakışını hepten değiştirdiğini söylemiştir. marcuse 1932'de die gesellschaft dergisine yazdığı bir makalede elyazmalarının, bütün bir bilimsel sosyalizm teorisini yeni bir temele oturttuğunu ilan etmiştir. yazmalar, marcuse'e göre, tarihî maddeciliğin felsefi temellerini ve bu temelin marx'ın bütün eserleri içinde anahtar nitelikteki önemini ortaya koymaktadır. lefebvre ise, paris'te elyazmalarının yabancı dillere çevirisinden sorumluydu ve marx'ın eserlerini elyazmalarının ışığında bir bütün olarak yeniden kurmaya yönelen ilk büyük teorik eser de lefebvre'nin 1934-35'te yazdığı "diyalektik maddecilik" idi.

    elyazmaları'nın marksist teorinin yorumlanma sürecine etkisi ikinci dünya savaşından sonra daha çok hissedildi. italya'da della volpe tarihî maddecilik teorisine genç marx'ın "hegel'in hukuk felsefesinin eleştirisi"ni çevirirken bağlandı. fransa'da sartre ve merleau-ponty'i marksizme çeken yine genç marx'ın ortaya çıkan yeni metinleri olmuştu. sartre'ın (maddecilik ve devrim) eseri temelde 1844 elyazmaları'ndan destek alıyordu.

    anderson'un bu olayın ve sürecin bütününe dair yorumu daha da ilginçtir: böylelikle batı marksizmi bir bütün olarak marx'ın kendi gelişme yolunu da çelişik biçimde tersine çevirmiştir: tarihî maddeciliğin kurucusu, zamanla felsefeden uzaklaşıp önce siyasete, sonra da düşüncesinin merkezi olarak ekonomiye yönelmiş, gençliğinde uğraştığı dağınık konuları olgunluk döneminde ikinci sıraya itmiştir; geleneğin 1920’den sonra ortaya çıkan temsilcileri ise olgun marx’in en çok ilgilendiği sorunları hemen hemen aynı biçimde ikinci sıraya atıp ekonomiye ve siyasete sırt çevirerek felsefeye yöneldiler. burada bir daire çizilmiş, süreç başlangıç noktasıyla buluşmuş gibidir.

    perry anderson. batı marxizmi üzerine düşünceler. s.86-89.
  • eric fromm, althusser'in aksine, marx'ın bütünlüğünü ve sürekliliğini yaşamının sonuna dek koruduğunu savunur. buna göre, 1844 elyazmalari ve ilerki dönem kitaplar arasında epistemolojik kopuş değil, tamamlayıcılık ve tutarlılık mevcuttur.
  • marx'ın ilk dönem eserlerindendir; bu dönem düşünürün daha hümanist bir dönemi olarak olarak değerlendirilir. murat belge'nin çevirisiyle yayınlanmıştyır, geçenlerde hil yayınlarından çıkna karl marx-felsefe yazıları kitabı içinde de bulunabilir.
  • gyorgy lukacs'in katkılarıyla bugunlere gelen önemli yazılar topluluğu.
  • (bkz: hand made)
  • marx'ın klasik siyasal iktisatçıları ve hegel'in fenomenolojisini incelemesi, yazılarının çarpıcı kısımları alıntılaması ve yorumlaması temeline oturan kitap. elyazmaların belli bir kısmı günümüze ulaşabildiğinden bütünlüklü bir yapıt olmaktan öte birçok konu üzerinde yazılmış notlar olarak görülebilir. marx, daha sonra yapacağı analizlerden biraz farklı kaleme aldığı, althusser'e göre epistemolojik kopuştan önce yazıldığından pek önemsenmemesi gereken, hümanist bir eser. özellikle ilgi çeken birkaç alıntı yaparsak:

    "işçinin kendi ürününden dışlaştırılması, sadece emeğinin bir nesne, dışsal bir varoluş olduğu anlamına gelmez, onun dışında bağımsız, ondan başka bir şey olarak var olduğu, karşısına dikilen bağımsız bir güç olduğu anlamına da gelir; yani işçinin nesneye aktardığı hayat, yabancı ve düşman bir şey olarak kendi karşısına çıkmaktadır."*

    "emeğin ürünü işçiye ait değilse, yabancı bir güç olarak karşısına dikiliyorsa, bu ancak ürün işçiden başka bir insana ait olduğu için böyle olabilir."**

    "karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılığında sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir."***

    * marx, k. (2005) 1844 elyazmaları, birikim yayınları, istanbul, s. 76.
    ** a.g.e., s. 85.
    ***a.g.e., s. 153.