şükela:  tümü | bugün
  • (1959 erzurum) istanbul üniversitesi felsefe bölümünü bitirdi. aynı bölümde master yaptı. viyana üniversitesi'nde doktora öğrenimini yarıda bıraktı. viyana'da yaşıyor. şiir ve yazıları yazko edebiyat, üç çiçek, poetika, düşler gibi dergilerde yayınlandı. şiir kitapları; pembe aralık (1986), suların durulduğu yerde yalnız askerler (1994), kan geleneği (1997).
  • oktay taftali.

    1958 erzurum doğumlu. şair, felsefeci, pedagog.

    haydarpaşa lisesini bitirdi, 1982 yılında istanbul üniversitesi felsefe bölümü'nü...

    ilk şiir kitabı pembe aralık 1986'da yayımlandı. suların durulduğu yerde yalnız askerler 1993'te, kan geleneği 1998'de... şiir ahlak ve estetik (deneme, 1993), medya cağında düşünce (deneme, 1995) diğer yapıtlarıdır.

    1980'den beri üç çiçek, poetika, fanatik, düşler dergisi çevresinde yer aldı. oluşum, somut, yazko edebiyat, varlık, sombahar, e gibi dergilerde şiir ve denemeleri yayımlandı.

    ona göre şair ve şiir şöyle bir şey:

    "şair kendisine sunulan bu dünyadan hoşnut değildir. ona göre bu yarım yamalak dünya ve onun yalan yanlış gidişi, sürekli onarılmak zorundadır. şiir yazma eylemi, işte bu onarma çabasının bizzat kendisidir. eğer yalnızca söz ve dil, bu dünyayı onarmak için yeterli olsaydı, imgeye gerek yoktu. ancak şair için,dünyanin eksikliği karşısında dil, çok "az" dır. yetersizdir. dile müzik, ritm, mimari eklense bile fazlaca bir şey ifade edilemeyeceği açıktır. şair, yalnızca maddi bir veri, bina yapımında kullanılan bir tuğla gibi, ele aldığı sözcükleri imgeye dönüştürür, resimler, hayaller, tütsüler, coşku ve gözyaşı üretir. bütün bunlar tasarım dediğimiz büyük sezgi savaşının sonunda, şair denilen ölümlünün dışına çıkar. onun dışında bir hakikat olarak, elinizdeki metni oluşturur. bundan böyle şairin, onarmaya çalıştığı bu eksik dünya karşısında, sıradan bir ölümlü olmasını anlamını yitirecektir."

    ---

    şair, 1980-1999 şiirlerini * * * "sivil aşk yoktur" ismi ile kasım 1999'da gendaş yayınları'ndan yayımlamıştır.
  • (bkz: seftali)
  • yeniharman'da yazmaktadır.
  • kendisini yeni harman ve kaçak yayın'daki yazılarından tanırım. şair ve felsefecidir kendisi ama ben bu dergiler aracılığıyla kendisinin sadece düz yazılarını okudum. ahlak ile ilgili yazar. insanları tek tipleştiren modernizme, küreselleşmeye ve bunlara kaynaklık ettiği gerekçesiyle aydınlanma düşüncesine çatar. iyi de yapar. batı düşüncesini, sömürgeciliğini, emperyalizmini eleştirirken ne şoven bir dil kullanır ne de başka bir kültürü, insanı özünde diğerinden daha değerli görür. bunu bir yazısında açık açık dile getirdiği için rahatlıkla söylüyorum. aydınlanmayı ve modernizmi eleştirirken yine onun bir ürünü olan kominist jargona hapsolmaz. bilimperest değildir. idealist de değildir. savaşlar, zulümler geçmişte var olduğu gibi gelecekte de var olacaktır. beni ciddi olarak etkileyen ve bana ilham veren sayılı kalemlerdendir. faydalanın derim, naçizane tavsiyem, ha bir de ahmet özcan var, o da açar beni. biri daha sağda biri daha solda olsa da benzetirim ikisini. ortak payeleri anti-emperyalizmdir.
  • (bkz: keon)
  • bir uzun mektup ve hayal yöreadlı kitapları cadde yayınlarından çıkmış yazar
  • böyle yeni ekol sol gösterip sağ vuranlardan, gönül insanı formasyonlu, anadolu fetişisti bir adam. yazılarında durmadan batılı düşünürlerden alıntı yapar ki, "batılı düşünürleri de biliriz" diyebilsin, çünkü durmadan batı bitti, tükendi savları atıp tutup durur. batılı düşünürden yaptığı alıntı genelde böyle kendi söylediğine varacak bir cümleciktir, kendi söylediği ise anadolu ve doğunun ne kadar yüce olduğu, batının ise ahlaki açıdan çöktüğüdür. bu adam böyle yazıp gider, kimse tarafından kaale alınmazken (çok şükür), son okuduğum yeni harman sayısında, kendi yazarımızla röportaj yapalım, kendi kendimize gelin güvey olalım ekolü bir röportajda şöyle bir temennisi olduğunu gördüm. efendim sokaklarımızda güvence kalmamış, kapkaçtı şuydu buydu derken, sokaklar yürünmez hale gelmiş ya; buna çözüm olarak, "eski güzel, büyük değerimiz" mahalle mefhumu tekrar canlanmalı, mahallenin gençleri mahallenin asayişini sağlayacak şekilde yapılanmalıymış.

    çok güzel tabii, oktay taftalı ve benzeri adamların kendilerine özel, cafcaflı, "batılı" bir dilleri var. yapılanmak diyorlar, oluşum diyorlar falan feşmekan ya, bilimsel konuşuluyor sanıyoruz. yukardaki alıntı röportajın içeriğindendi, birebir böyle bir cümle yoktu ama genel konuşma biçimleri böyle. bir de tabii nostalji olgusu; bir yerde eski ve güzel değerimiz kahvehane kültüründen bahsediyor oktay bey mesela, "kahveleri yeniden tanımlamak, kahvelerin yerel hayatımızdaki önemini vurgulamak gerekir" diyor. solcularımızın kimi zaman ne kadar havai işlerle uğraştığı hep görüp irkiliyordum ama, mahallenin gençlerini mahalle asayişini sağlamaya davet etmeye ilk defa rastlıyorum. ben size tercüme edeyim, cafcaflı laflar yüzünden ne kadar halkçı, özgürlükçü, "yiğit" bir anadolu genci oktay taftalı'nın ilüzyonuna girersiniz yoksa:

    efendim sayın taftalı şunu teklif ediyor kısaca: her mahallede, hitler jugend tarzı, mahallenin gençleri toplansın toparlansın, mahallede şüpheli bir şahıs varsa (mahalleye göre değişir, misal muhafazakar bir mahallede uzun saçlı bir genç şüphelidir) bu şüpheli şerefsizi alıp bir güzel dövsün, o itoğlu it de mahalleye bir daha uğramasın. mahallenin gençlerinin yaptıkları da yanlarına kar kalsın. stres atsınlar. stres atsınlar ki gençliğimiz stressiz olsun, hem bakın bir taşla iki kuş. stresini mahallede adam döverek atan gençler, iş hayatlarında daha enerjik ve "ahlaklı" olacaklar.
  • somali mardin

    en son yagmurdan ve sunnet dugunlerimizden bu yana
    kabilemizin uzerinden, cocuklarimizin olumune inanmak turu
    kayitsiz ve dogaclama bir surgun gecti

    alize esiyordu...

    omrum
    yine kara irklarin cumaya donuk yuzlerinde
    seni yadsiyan bir gercek gibi kol geziyor olum
    ve bir ihaneti kanitlarcasina kuma karisiyor
    yerli kilavuzun talihsiz kani
    gergefe gelirken butun hayat bilimlerimiz
    biz bir koleyi bile doyuramiyoruz, o sabrediyor
    sabredecek insani doguracak ruhu
    seytani cole gomecek ve ormanlastiracak buralari
    tarihi yazidan eskidir, yaziyi bilmez ve denizi asla torelerimizin
    buyurdugu en buyuk zûl
    katliamdan sonra kadina konusmama kefareti
    katliami ve surgunu kim emretmis
    ve bunlarin uzerinden zaman nice gecmistir

    tanrim sen konus
    bir tufek harbisi gibi namluda gidip gelen
    ve bilgece
    ve bir hayli utangac gecen
    su genc omrumuzun
    denizi gorecegi nereden bellidir
    tanrim sen konus
    simdi bir tek soz, siyahi bir hikmet soylemenin yeridir

    omrum.