şükela:  tümü | bugün
  • yıl 1997..
    memleketine ara sıra f-16 ile ziyarete gelen ve ilçedeki vatandaşlarının gurur kaynağı olan "pilot rüştü" nün okulun çatısını silme geçmesi. (çok çok yakından büyük bir gürültüyle)
    sonucunda da okul çatısının uçması. ders saati olduğundan okul bahçesinde öğrenci olmaması olası bir faciayı da önlemişti tabi o ayrı..
  • faşizm derecesinde milliyetçi bir ilin bir okulunda derse yeni girilmiş, öğrencilerle yeni tanışılmıştır. ingilizce şöyle güzel, öğrenirseniz şu işinize yarar, dünyanın değişik yerlerinden arkadaşlar edinebilirsiniz benzeri demeç verilir. maksat çocuklara yabancı dile karşı olumlu tutum kazandırmaktır. çocuk şöyle bir serzenişte bulunur:
    -biz şimdi ingilizce öğreniyoruz da ingilizler de türkçe öğreniyor mu?

    çocuk bu konuda aydınlatıldıktan sonra şu fantastik yorumu yapacaktır:
    -ama ben ingilizceyi öğrenirsem türkçeyi konuşamam.
    +olur mu öyle şey? ben nasıl türkçe konuşuyorum?
    -ben siz değilim.
    +hıııı (iç ses: işimiz var)
  • bir kaç yıl önce görev yaptığım okulda öğleden sonra derse girmeyen müzik öğretmenini aramaya başlarız. telefonu kapalıdır. tüm personel seferber olmuş koca okulun her tarafında aranmaktadır. en son tuvalete bakarız. genç öğretmen hıçkıra hıçkıra ağlıyor. biliyoruz ki aşk acısı çekmektedir. biz teselli etmeye çalışırken müdür noktayı koyar:
    - oğlum gençsin yakışıklısın gitar da çalıyon. akşamları git bir yerde hem çal hem söyle de kendine gel.
  • hiç unutmadığım o lanet an.
    cografyacı ömer yağmur ismi.
    zil çalmış ama ben dalmışım camdan aşağı bakmaya devam ediyorum.
    sınıfa girmiş arkamdan bana sesleniyor.
    neyaaapiiiiiiösuüuüün öküz aleyhisselâm ..
    belanı versin senin.
  • lisedeyim. sınıfım 13 kişilik ve sadece 3 kız var benimle birlikte. erkek yatılı bir lise olduğu için okulda genel olarak kız öğrenci sayısı çok düşüktü. diğer iki kız arkadaşlarım birbirlerini beni tanımadan yıllar önce de tanıyan çok soğuk ve içe kapanık tipler. sadece başkalarına karşı değil, birbirlerine bile böyleler. sadece oturup birlikte ders çalışırlardı. azıcık dersi kaynatsak, ya da hoca başka bir konuya girse "hocam lütfen" tarzı bakıp rahatsız olurlardı hemen. ağır cemaat ablalarıydı ikisi de. tabi o zamanlar, şu anda ne düşüncedeler bilemem; liseden beri gorusmedik. ben dershaneye bile gitmedim zaten. bunlar hep öğretmen masasının tam karşısında, en önde otururlardi. sıralar kişiseldi ve kocaman sınıfta sadece 13 kişi olunca herkes sırasını istediği yere çeker otururdu. ben de sirami oradan oraya sürükler ama genelde en arkada otururdum, boyum da biraz kısa halbuki ama rahattım orada. sınıftaki diğer iki kızdan çok farklıydım. onlar zaten aralarına kimseyi almadıkları için mecbur erkek gruplarında takilirdim. okulun en sevilen ve en sevilmeyen öğrencisiydim, herkes tanırdı beni. yani hem cok sevilir hem de çok hirpalanirdim. bir hocamız şöyle demişti benim için "ya bu kızı herkes ne kadar da çok seviyor, ilginç hakikaten. ama işte ayının apalağını sevdigi gibi seviyorlar; sorun burada." şair hocalarimizdan biri şiir yazardı bana. çocuk şiirleri gibi şiirlerdi, yanlış anlamayın.
    bir keresinde sınıftan beni attırmak için imza toplamışlar. sınıfta kızlar hariç herkes imzalamış, haklarını yemeyeyim, kızlar hiç karışmamış. zaten iyi kızlardı aslında ama soğuktular sadece. sınıf başkanı da tabi imzalamış hatta bazıları ikişer üçer tane imzalamis. en sonunda sınıf başkanı kağıdı müdüre götürecekleri sırada bana gösterdi, sonra nasılsa ben kağıdı alıp saklamıştım onlardan, eve getirip çöpe atmıştım. normalde evde kimse çöpü karıştırmaz ama bu kagidi bulup çıkarmışlar çöpten. hatta kardesim hâlâ sakliyormus. sınıftakiler tekrardan öyle bir girisimde de bulunmadılar.
    erkek olsam tam serseri olurdum ama kız olduğum için yarım serseriydim. saçlarımı hep kısacık kestirip jöleyle şekillendirirdim. çok tuhaf geliyor bu şu anda bana. tabi o zamanlar başörtüsü yasağı vardı lanet olsun ki! uniformamiz vardı ama kızlar tercihen pantalon da giyebilirdi. (kız erkek öğrenci eşitliği) ben pantalon giyerdim. ceketim omzumdan asagi sürünüp düşerdi, aldırmazdım. cok rahattım yani her konuda. okul nispeten serbest ve sakin bir okuldu. cok eğlenceli geçti ama yıllarım. gülmekten kıpkırmızı olmadığım gün yok gibiydi. yine de hep hayalimdi üniversitede kalabalık sınıflarda, amfilerde falan ders işlemek, bir kaos ortamı olsun isterdim ama malesef üniversitede de 13 kişiydik. daha doğrusu ilk yıl 34 kişi olarak başladık ama ikinci yilimizda bile on küsürdük, en sonunda da kırıla kırıla 6 kişi mezun olduk. fakat üniversitede erkekler nedense hep altta kaldılar, sınıf 2 erkek 11 kiz oldu ve bu yüzden de asla lisedeki kadar eğlenmedim ünide. kızlar espri yapmayı bırakın, hocalarin benim gulmekten kırıldığım esprilerine bile bön bön bakarlardi sadece. üniversite de çizdiğim öğrenci profili lisedeki gibiydi. ünide bir (derste bir hocayla aramızdaki yanlış anlaşılma yüzünden) lisede iki kere disiplin kuruluna verildim mesela. hepsinde de hemen affedilmistim ama..
    bu arka plani da verdikten sonra,
    bir gün lisede kimya dersinde, (liseden kimya, coğrafya ve almanca hocalarımın yeri ayrıdır bende.)hoca nedense tahtada dersini anlatırken bir an için arkasını döndü, o en önde oturan kızlara bakıp "ben bu sınıfın kızlarını her yerde örnek gösteriyorum. çok zeki, başarılı, terbiyeli çok hanım kızlarsınız. her açıdan numunelik." falan diye biraz da aşırı bir şekilde metihler dizmeye başladı. kızlarsa utançtan iki büklüm başlarını öne egmisler hiçbir şey söylemeden dinliyorlar sadece. buna sinir oldum. içimden 'ayıp vallahi, bu kadar iltifata insan bir teşekkürü çok görmemeli' derken ben de sınıfın bir kızı olduğum için sonuçta, bari ben teşekkür edeyim diye düşünüp "çok teşekkürler hocamm" diye bağırdım en arkadan. hoca birden irkildi, bildiğiniz irkildi. arkaya doğru baktı beni görebilmek için ama boş boş bakıyor " bu da nerden çıktı" der gibi. ben zaten biliyorum beni kastetmedigini ama teşekkür edilmesi gerektiğini, yoksa kırılacağını falan düşünmüştüm. hoca öylece hiçbir şey demeden bakıyordu ki çocuğun biri arkasını dönüp "ya sana soylemedi spacelens, herşeyi de hemen üzerine alınma yea" dedi gayet sakin bir ses tonuyla. bu da böyle tuhaf bir animdir.
  • imam-hatip ortaokulunda öğle yemeği ve namaz arasından gelen 11-12 yaşındaki öğrenci, nöbetçi öğretmenleri olduğu için bana arkadaşını şikayet ediyor. şikayet şu: "hocam, bu şerefsiz, haysiyetsiz, din, kuran bilmez ben secdeye giderken üzerimden dombalak açıp bana namazı bozdurdu."
  • ders arasında öğretmen, yanında öğrenciyle, o an çok yoğun olan müdür yardımcısının kapısını çalar,

    -geeel...
    -necmi hocam, bu salih bütün ders gene sınıfta gezdi durdu, beni hiç bir şekilde dinlemiyor, gücüm kalmadı artık, kızın ona!
    -tamam asiye hanım, şu an yetiştirmem gereken evraklar var, bir sonraki teneffüs gelin kızayım.
    -......
  • derste mastürbasyon yapan ortaokul öğrencisine ne yapacağını bilemeyen öğretmenin -kadın- durumu sınıf öğretmeni ile paylaşmasından sonra, sınıf öğretmenin öğrenciyi depoya indirip ifadesini alması ardından da beden eğitimi öğretmenin durumu öğrenmesi ile onun da ifade alımına yardımcı olmasından sonra öğrencinin aklında olayın babasına gidip gitmeyeceği kuşkusu... yer : bağcılar
  • ikinci siniftayim ama birinci sinifin butun derslerini alttan aliyorum. sosyoloji dersindeyiz. iki section var bizimkine feride acar giriyor, digerine ayse ayata giriyor. biz ferideyi beklerken birden sinifa ayse girdi. herkes sasirdi bu kim falan filan derken malum ben hocayi gecen seneden tanidigim icin basladim ondeki iki kiza of of bu ayse cok fenadir soyledir boyledir diye anlatmaya. ondeki kizlar da hocaya caktirmadan kikirdiyolar. o sirada benim yanimda oturan ve arkadas-sevgili complicated oldugum kiz da kiskandi ve daldi ortaya:
    - kizlar arkadasimin adi nediyebilirimki 86li kizlardan hoslanir, siz de 86liydiniz di mi?