şükela:  tümü | bugün
  • okumaktan zevk almak, mutluluk duymak.
  • kitap okurken oluşan hayattan kopma duygusunu sevmek.
  • bir cocuga asilanmasi en guzel davranislardan, duygulardan biri.
  • genellikle yuksek lisans yapacak olanlarin kullanageldikleri bi laftır

    -abi nabcan okulu bitirince? askere mi gideceksin yoksa çalışacak mısın direk?
    +yok abi yuksek düşünüyorum.
    -a neden abi yetmedi mi okumak artık
    +okumayı seviyorum be guzelim

    şekilde de görebiliriz.
  • insanlar okumayı neden sever sorusuna verilmiş en güzel cevaplardan biri burada.
  • zor kazanılan bir özellik. öyle üç beş hatta elli yüz kitapla olacak iş değildir. bir nevi zihin terbiyesidir. tadı başkadır. internetle büyüyen gençliğe anlatması zordur, çünkü kitabı sadece bilgi kaynağı zannederler ve internetle kıyaslarlar.
  • dikte edilemez, öğretilebilir mi? sanmıyorum.
    bir çocuğa kitap okumak nasıl aşılanır? başaramadım iki çocuğuma da kitap okumanın keyfini aşılamayı.
    çocuklarımla ilgili beni üzen ender şeylerden biridir bu.
    konu çocuklara bir şeyi aşılamayı başaramamak değil yani benim başarısız oluşum değil;
    onların bu keyfi yaşayamıyor oluşları, yaşayamayacak oluşları. bu kültürden yoksun büyüyor oluşları, okumanın insana katacağı zenginliğe heves etmiyor oluşları..

    ilkokul bir'e başladığımda okuma yazma biliyordum ben -anam sağ olsun öğretmendir, öğretti kadın-
    neyse başladık okula ulan herkes ebe übe yapıyor ben çatlıyorum sıkıntıdan heceleme filan acayip mutsuzluk verici benim için.

    anam baktı çok mutsuzum getirdi bir kitap attı önüme; (bkz: gülten dayıoğlu)- fadik

    "al bunu oku, bitirir de özetini yazarsan yenisini veririm"
    düştüm kitabın içine //ben olsam o kitabı seçmezdim//

    gülten dayıoğlu'nun bence gereksiz hüzünler taşıyan kitaplarını bitirince (bkz: mehmet seyda)'ya döndük ;
    sonra doğum günüm geldi birisi bana (bkz: jules verne) getirdi.

    çıldırdım lan!
    ilaç gibi geldi adam bana, dayıoğlu'nun travmatik hikayelerinden sonra.

    sonra bırakmadım, bırakamadım işte.

    şimdi uzunca bir süre, -ki maksimumu iki aydır, bir kitap okuyamamışsam kendimi heba olmuş hissediyorum.
    dergiler, senaryolar, metinler filan sayılmıyor bana göre, elimde tutarak, sayfasını çevirerek, kokusu hoşuma giderek, ayracını kaybetmeden bir kitabı okumaktan bahsediyorum.
    yapmayınca huzursuzlanıp sıkıntı çıkarıyorum mesela civardakilere.

    benim annem erkek kardeşlerime de kitap verdi, okuyun dedi.
    sallamadılar, bir tanesi üniversiteye başladıktan sonra kaçırdığı zamanı telafi edebilmek için çılgınca okumaya başladı,işi yüzünden okumak zorundaydı...

    ötekinin eline tek kitap almışlığı yoktur.

    biraz kişilikle ilgili sanıyorum.

    bu günlerde çocuklarımla çatışmaktan
    oku demekten faydasını anlatmaktan sıkılmış haldeyim, bütün yaz hiç kitap okumadılar mesela,
    ikisi de anlamsız boş ve gereksiz olduğunu düşünüyor.
    büyük oğlum karikatür dergilerini okuyor yahut kitaplarını.
    küçük olan ona da yanaşmıyor.

    üzücü...
    okumayı sevmemek üzücü.

    öyle çok uyaran var ki;
    öyle çok çabuk, seri, hızlı, renkli uyaran var ki beyinleri kitap okumayı yavaş ve renksiz olduğu gerekçesiyle reddediyor sanırım.

    çocukları kitap konusunda başıboş bıraktım bu yaz.

    çatışma yok sulh var evde.

    epeyce uzun oldu yazı,bu yazıyı okumak için de okumayı sevmek gerekecek sanırım.
  • kişinin duyarlılık ve algı kapasitesinin belirtisidir.
    öyle okurlar var ki tamamen teknik bir konuya ilişkin bir yazıda bile 'edebi' bir tat bulabiliyorlar. bu aslında okuma eyleminin kendisinin de çok boyutlu ve sanılandan daha derin bir konu olduğunu gösteriyor.