şükela:  tümü | bugün
  • haddizatında okumayan kesimdir.

    "eğitim-bir-sen ve gazi üniversitesinin yaptığı anket çalışmalarına göre, türkiye'de öğretmenlerin yüzde 8'i hiç kitap okumuyor. yüzde 39'u bu konuda bilgi vermek istemiyor. yüzde 28'i de ayda bir kitap okuyor. öğretmenler 4 yılda sadece bir kitap okuyor. sadece öğretmenler değil, öğretim üyeleri de okumuyor. öğretim üyelerinin yüzde 22'si sadece akademik yayın okuyor. yüzde 56'sı ise ayda bir iki kitap okuyor. öğretim üyelerinin de yaklaşık yüzde 50'si kitap okumuyor. okuma alışkanlığı okumuş kesimde de çok yaygın değil. vatandaşın durumu ise daha vahim. türkiye, kitap okuma alışkanlığında çoğu afrika ülkelerinin bile gerisinde kaldı. abd'de kitap okuma yüzde 12, japonya'da yüzde 14, türkiye'de ise on bin de bir. bir japon yılda ortalama 25, isviçreli 10, fransız 7 kitap okuyor. türkiye'de 6 kişiye yılda bir kitap düşüyor. gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığında türkiye'nin okuma alışkanlığı yok denecek kadar azdır.''
  • ülkenin geldiği noktada eleştirilerin hedefi iktidar partisidir, doğru. fakat ülkenin geldiği bu durumda tek eleştirilecek olan kesim iktidar partisi değildir. iktidar partisi, gökten inip gelmedi, yoktan varolmadı, bu ülkede 80 ihtilali sonrasında adım adım cumhuriyet rejimine karşı işleyen karşı devrimin bir sonucu olarak ortaya çıktı. fakat bu süreç, bu süreç içerisinde olan herkesin sorumlu olduğu bir süreç. dolayısıyla ben bu yazıda, okumuş kesimin sorumsuzluğunu izah edeceğim.

    okumuş kesim diye tabir edilen insanları önce bir tanımlamak gerekir. üniversite mezunu, kabaca hayatını kotarmış, bir şekilde sistemin içinde tutunan orta sınıf bir kesimdir. bu kesimi ülkenin geri kalanından ayıran şey nedir peki ? değerlere sahip olmak, en azından çoğu bunu reddetmez. "bizim değerlerimiz var", eğitime eklenen bir bonustur. benim de derdim gerçekten bu insanların iddia ettikleri gibi değerlerinin olup olmadığı.

    ben 2003 senesine itü'ye girdiğimde okulun %60'ı anadoludan gelmişti ve sınıfsal olarak insanların dağılımına baktığımda her çeşit insanı görebildiğimi söyleyebilirim. zenginler azınlıktaydı, hali vakti yerinde denebilecek orta sınıfın az üstünde olan ailelerden gelenler de vardı, memur/işçi çocukları da vardı, mühendis/doktor çocukları da. yani orada, türkiye'ye dair bir fikir edinebileceğiniz bir karma/karışım mevcuttu. okulda araba sahibi olanlar oldukça azınlıktı, renault spring'i olan birini hatırlıyorum mesela. 2014 senesinde okula gittiğimde biraz daha farklı bir karmayla karşılaştım, bir sınıf kayması yaşandığın söylersem yanılmış olmam. bundan da şu anlamı çıkarmıştım o zaman: "artık anadoludaki akıllı ve zeki çocukların itü, odtü gibi üniversitelede eğitim görme fırsatı kalmamış."

    şimdi tekrar dönelim okumuş kesime. mesela 1980 ihtilalinden önce yapılan 1977 genel seçimlerine bakalım: 77 seçim sonuçları chp %41.4 ile birinci parti ve üç büyük ili, yani istanbul, ankara ve izmir'i birinci parti olarak almış. 1977 üniversite mezunu oranları oldukça düşük olmalı fakat buna dair beni destekleyecek olan istatistiği internetten bulamadım. şu zamanla karışlaştırılmayacak bir eğitimsizlik söz konusu, fakat sorun eğitim değil kültür. benim vurgulamak isteyeceğim şey, türkiye'deki sorunun sadece eğitimden kaynaklı olmadığı olacak zaten.

    80 de darbe olduktan sonra ortadirek denilen ortasınıfı adeta yokeden liberal ekonomi politikaları uygulandı. kit'lerin (bkz: kamu iktisadi teşebbüsleri) özel kurumlara satılması, ithal ikameci modelin terk edilmesi, hayali ihracatlar, devlete ait her şeyin satılması, eğitimde özelleştirme ve türkiye'nin ilk özel üniversitesi bilkent'in açılması, 80 darbesinin ardından ne kadar direniş kültürüne sahip grup varsa bunların ezilmesi vs.. vs..

    80-2010 arasında 30 sene var, bu 30 sene içindeki ilk 20 sene, anadoluda bir öğrencinin ya da ortasınıf bir vatandaşın anadolu liselerine ya da fen liselerine girip, oradan itü, odtü, boğaziçi gibi okulları kazanabildiği, ve en azından devletin bedava eğitimiyle, cumhuriyetin kazanımlarıyla yaşamına yön verebildiği bir dönemdir. 2000'den sonra aynı şeyin geçerliliğini adım adım yitirdiğini, ve eğitimin özel okullara kaydığını, devlet okullarındaki iyi hocaların özel okullara geçtiğini, devlet eğitminin devlet eliyle niteliksizleştiğini söylemek yanlış olmaz.

    geçmişte özel okulların bu ülke için tehlike arzedeceğini söylediğimde "bunlar komünist palavraları" diye eleştiren insanlar olmuştu çevremde. çocuklarını özel okullarda okuttular, sadece kendilerini düşünerek. onlar gibi bir çok liberal de daha iyi bir geleceği çocuklarına sunmak için onlara özel okullarda en iyi eğitimi almaları için çabaladılar. bunlar için kimseyi eleştirecek değilim. fakat o çocuklar en iyi eğitimi alırlarken, 20 sene önce iyi bir eğitmi alabilen anadolu çocuğu şimdi o eğitimi alamaz oldu. fırsat eşitliği bozuldu, ve bu süreç son 5 senede değil, 2000'lerin başlarında hatta 90'ların sonlarında başladı. o dönem, bugün hükümeti eleştirenler bu eğitim politikalarını eleştiriyor muydu ?

    ülkenin geldiği nokta feci. gençlik için tek çıkış yurtdışı, eğitimli bir kesim de sürekli batıya göçüyor. bu göçün ülke için iyi olduğunu söylemek imkansız fakat bugün gücü özel okulda okumaya yetmeyen çocuklar eğitim göremezken, bir zamanlar bu ülkenin en iyi eğitimini alanlar yurtdışına çıkıyor. bunu da özellikle belirtiyorum ileride buna vurgu yapacağım.

    şimdi gelelim okumuş kesimin ülkedeki tavrına. 2013'te akp iktidarının söylemleriyle gezi olayları patladığında bir anda insanlar kendilerini sokakta buldular. 2013 özellikle iktidarın siyasi dilinin sertleşmeye başladığı dönemdir. bu dönemden sonra da iktidara yönelik eleştirilerin özellikle eğitimli ve okumuş kesimde yaygınlaştığını görüyoruz. buna özellikle dikkat çekiyorum, sanki 2013'e kadar ülkede her şey güllük gülistanlıkmış gibi bir durum söz konusu değil, fakat kaygı ve tepkiler, 2013 senesinde ve sonrasında patlıyor.

    yukarıda eksik bıraktığım onlarca şey var. 80-2000 arasında ülkenin cumhuriyetin nimetlerinden nasıl budandığından tutun da ülkede olan karanlık olaylara, solun yokedilip ezilip ülkede tek çıkışın amerikanın çizdiği siyasal islama dönüştürülmesine kadar çok şey var. bu süreçte iktidar şakşakçılığı yapanların bir kısmının çocukları şimdi akp iktidarını eleştiriyor, sermayedardan yana olanların akıl bulanıklığından tut da ideolojik olarak içi boşaltılmış gençliğin kendini leviathan'vari bir devlet karşısında sırf "birama karışamazsın, yaşam tarzıma karışamazsın" gibi basit söylemlere iktidarı eleştirmesi apayrı bir tartışma konusudur.

    burada önemli nokta, topluma bir değer katma hevesi olmayan, toplumsal sorumluluğu bulunmayan, ailesi tarafından "sen oku kendini kurtar" bilinciyle yetiştirilen, bencil, sorumsuz, ideolojisi olmayan, apolitik, aldığı eğitime göre muamele bekleyen (bunun doğruluğunu her şekilde tartışırım insanlarla), içten içe 'boşuna mı okuduk bu kadar, bana bakın' gibi bir talebi olan, toplumundan soyutlanmış ve toplumuna bir şey katma hevesi olmayan bir kitleden sözetmek istiyorum.

    türkiye'desin, ülke gelecekte yaşayacağı can çekişmenin ilk emarelerini gösteriyor, ileride yaşanacak semptomların kökü burada. 90'larda adım adım eğitimde önemli değişiklikler uygulamaya alınmış, özel okullar gitgide artıyor, dershaneler patlıyor, vakıf üniversiteleri destekleniyor ama sen uyuyorsun o esnada. başında annen ve baban "çalış oğlum, it gibi çalış ki iyi bir yeri kazan, maaşın iyi olsun" diyor. bu düşüncenin kendisinden bile iğrenç, mide bulandırıcı bir yarış arzusu ve bencillik var. "çalış yavrucuğum çalış da bu ülkenin halkına hizmet et, insanlara faydalı ol" değil, "çalış yavrum it gibi çalış da maaşın bol olsun, müdür olup arkadaşlarına hükmet, sınıf atla". bu insanlar üniversiteyi kazanyor, arkadaşları eylem yapıyor, politik kümeleşme var, gene aynı ağız şunu diyor: "sen millete bakma, elaleme bakma, etliye sütlüye bulaşma, su testisi su yolunda kırılır, sen sadece eğitimine odaklan." arkadaşlarının bazıları gözaltına alınıyor, bir kısmı okuldan atılıyor, konu mankenimiz sadece eğitimine odaklanıyor, notlarını paylaşmıyor, beraber çalışmayı sadece kendi çıkarına düşünüyor, duruma göre vazife almayı öğreniyor, adım adım ilkesizleşiyor, bencilleşiyor, yaşamını bir sınıfsal kaygıya dayandırmaya başlıyor, yarış, her şey bir yarış, aynen ilkokulda, ortaokulda, lisede olduğu gibi;

    "yarış, ve arkadaşlarını yen! onların üzerine çık, sınıf atla, para kazan, iyi bir firmada müdür ol."

    işte okumanın ilahi amacı, ailelerin dikte ettiği ve sizin yere göğe sığdıramadığınız okumuş kesimin bilincine ekilen tohum.

    bu arkadaşlar, geri kalmışlığın en derin yaraları içinde kıvranan bir halkın ortasında, topluma tek bir katkıda bulunma kaygısı yaşamadan yıllar boyu, kaldırımın kenarında biten bir mantar ya da çimen gibi yaşadılar. bütün şehir betonla nefes alamaz olmuş önemli mi, onlar küçüçük bir yarıkta yolunu buluyorsa sorun yok. ta ki biri onları huzursuz edinceye kadar, ta ki 2013 senesine kadar.

    o vakit ben de soruyorum, 2013 senesine kadar en ufak bir politik bilinçlilik göstermeyen, mezun olduktan sonra iş hayatının ahlaksızlığına uyum sağlayan, toplumuna hiçbir katkıda bulunmayan bu kendini bulunmaz hint kumaşı sanan okumuş kesimde eleştirilecek tek bir yan yok mudur ? bu ülkenin bu noktalara gelmesini iktidarın yanlış politikalarına dayandırırken, o iktidarı oraya taşıyan yozlaşmışlığı ve sermayenin ahlaksızlığını eleştirmemek, ve bu ahlaksızlığın bir parçası olan zavallı ailelerin bencilce yetiştirdiği, ülkesine hiçbir katkıda bulunma hevesi göstermeyen okumuş kesimin kendi içindeki sorunu eleştirmemek mümkün mü ?

    ya da siz, ülkenin geldiği bu akp gerçekliğini sadece 2002 senesine bağlayarak hataların en büyüğüü yapıyorsunuz. 80 ihtilali ile acımasızca liberalleşen türkiye'nin yaşadığı ekonomik buhranları, ileriki gelecekte şehirleri dolduracak anadolu gerçeğini görmek istemiyorsunuz. yarım kalmış bir cumhuriyet projesini baltalayanın batı sermayesi olduğunu, akp öncesinde önce okumuş kesimin beyninin yıkandığını, dolayısıyla okumuş kesimin de ahlaken, vicdanen bunlardan sorumlu olduğunu anlamak istemiyorsanız o zaman bir ömür boyu akp'yi eleştirirsiniz ama bu ülke, kendini tedavi etmek için ihtiyaç duyduğu insanları da asla bulamaz.

    çünkü eleştirinin olmadığı yerde dönüşüm olmaz, dönüşüm olmadığı sürece de bu ülke değişmez. bu ülkenin cumhuriyetin ilk senelerindeki devingenliğe sahip insanlara ihtiyacı var, "ben maaşımı alayım, biramı içeyim, yaşam tarzıma kimse karışmıyorsa bana ne ?" diyen sorumsuzların sonucunda ortaya çıktı bugün yaşadığımız sorunlar. buna dair eleştiri yapmadığınız her gün, her şey daha kötüye gidecek çünkü olup bitenlerden ötürü muhafazakar simitçiyi , muhafazakar işçiyi eleştiriyorsunuz fakat onların fakirleşmesine sebep olan bu iğrenç sistemin en sinsi, en sorumsuz kesimini dışarıda bırakıyorsunuz.

    "geçmiş sorumsuzluğunun günahlarının hesabını veriyorsun ey bön kafa"
  • ne okuduysa beyhude okumuş kesimdir zira güzelim ülkenin ahvali ortadadır. çok merak ediyorum uluönder bu toplumda nasıl bir ışık gördü?
  • ülkenin bugün geldiği noktada "nerede yanlış yaptık" diye sorması gereken yegane kitledir. öncelikle kimdir bu "okumuş kesim" ve neden değerlidir, neden sorumludur, neden hatalıdır bunları tartışmak ve konuşmak gerekir. ben bu yazıda onlardan biri olarak onları eleştireceğim, ve içlerinde bulundukları sorumsuz konformist hali, kendi aralarındaki ahlaki açmazları ve sosyal kopuklukları, kendi içlerindeki kompleksleri dile getireceğim. sorumluluk duygusu olan ve aynaya bakma medeni cesaretine sahip olan insanlaradır bu yazım.

    öncelikle hangi kitleden bahis ettiğimi tanımlamak isterim. mevzu bahis ettiğim kitle, üniversite mezunu, beyaz yaka işlerde çalışan, görece ortalama üzeri eğitime sahip, interneti sıklıkla kullanan, batıdaki gelişmeleri üstünkörü takip eden, batılı yaşam tarzına görüntüde ve biçim olarak (özde değil) adapte olabilmiş, iyi bir eğitim alabilmesi için ailesinden destek almış, kabaca "kendini kurtarmış" diyebileceğiniz doktorlar, mühendisler ve ortalamanın üzerinde bir hayat standardını tutturabilmiş insanlardır.

    80 milyonluk ülkede, ülkenin sayılı üniversitelerinde okumuş insanları (boğaziçi, itü, odtü, bilkent, sabancı, yüksek puanla giriş yapılabilen ve tıp eğitimi veren okullar, vs.. vs..) ayrı bir kefeye koyup onlara dair bir eleştiri yazısı yazıldığını hatırlamıyorum bugüne kadar. ülkenin "işte eğitim sistemimizin pırlantaları" diye el üstünde tutulan, eğitim sisteminin elitleri denebilecek bu grubun toplumsal sorumluluk namına yapmaları gerekenlere dair bir tartışma ve eleştiri eksikliği mevcuttur fikrimce. hele ki son senelerde gitgide artarak konuşulan "beyin göçü" söz konusuyken ve sürekli "daha iyi bir yaşamdan ötürü ülkeyi terk ediyorlar" düşüncesi pompalanırken, sanki tüm toplumun kendisini bu "değerli beyinler" için feda etmesi gerekirmiş gibi bir algılama söz konusu ki bu hastalıklı bulduğum düşünceye şiddetle karşı çıkacağım bu yazıda. sebeplerini de detaylı şekilde açıklamaya çalışacağım.

    ülkenin küçük burjuva kesimini oluşturan bu beyaz yaka kitlenin kafasında "biz bu ülkenin eğitimli ve değerli bir parçayısız" algısı söz konusu. genel olarak iktidara yakın seçmen kitleyi çokça haklı bulduğum sebeplerle eleştiren bu kesimin "bu ülkenin değerli bir parçasıyız" düşüncesine karşı çıkmadığımı da belirteyim. doğrudur, bu ülkenin gelişebilmesi için eğitimli kitlenin devinimine ihtiyaç vardır, yarın öbürgün gelişmiş ve üreten bir türkiye olacaksak, bu kitle olmadan bunun da mümkün olmadığı açıktır. fakat, "bu ülkenin değerli kesimiyiz", bir yandan kendi içinde bir eşitsizliği ve kendini halkın geri kalanından üstün görmeyi de içinde bulundurur. okumuş ve eğitimli bir insandan beklenmeyen bir ayrıcalık talebini buluruz karşımızda. bu ne demektir ve bunun topluma katılan değer açısından hesabını yapmak gerekir. her şeyin başında, bu düşünce şeklinin etik olarak doğruluğu da tartışmaya açıktır.

    haddinden fazla bir saygı beklemektedir bu kesim, buna karşın topluma kattığı değer tartışmalıdır. yaptığımız ticaretin ve ihracatın içinde, dünya marketinde yarışabilecek özelliklere sahip ürünlerimiz yok, savunma sanayinde ürettiklerimiz dışında aklıma pek bir şey gelmiyor ki o alanda da dünyanın başını çekmiyoruz, doğu ve afrika dışında mal satamıyoruz. o halde bu okumuş kesim, hangi sebeplerle bu ülkede özel bir ayrıcalık bekliyor, yani mevcut bir değer katma söz konusu değilken, "ben bu ülkenin eğitimli kesimiyim, daha fazla saygı ve ayrıcalık istiyorum" düşüncesinde bulunan "ülkenin gelişmesinde payım var" algısı, hayalidir, dilüzyondur.

    ülkenin ekonomisi ve üretimi ortada, bu durumda senin topluma kattığın değer de ortada. fakat bu duruma rağmen, piyasa şartları sebebiyle ortalama üstü bir maaş alıyorsun, aslına bakarsan "iyi eğitim aldım, ve bunun karşılığında hepinizden iyi yaşamayı hak ediyorum" gibi gerçek dışı, etik değerlere uymayan, eşitliğe aykırı "daha iyi şartları hakediyorum" söylemi, geri kalmış ülkelere has sınıf atlama çabasının sonucunda ortaya çıkan komplekslerden ve hezeyanlardan türemiştir.

    kimdir bu okumuş kesim ? ülkeye dair hiçbir katkıda bulunmayan, servis hizmetinin ötesinde hiçbir şey yapamayan, çokça yabancı büyük firmaların, ya da bu büyük firmalara servis hizmeti üzerinden iş yapan türk firmalarının teknik bölümlerinde çalışan, mesleğine dair hiçbir şey üretmeyen, üretemeyen, mesleği ile bu ülkeye katkı sağlayamayan insanlardır. tabii ki bu mevcut durumdan ötürü bugüne kadar uygulanmış yanlış politikaların da etkisi vardır, fakat "bu ülkede ben hepinizden önemliyim" söylemine ya da düşüncesine sahip insanların anlaması gereken bir şey var: "siz hiçbir öneme sahip değilsiniz".

    hiçbir öneme sahip olmamanızın sebebi de değersiz ve önemsiz olmanız değildir. "falanca üniversiteden mezunum ve ayrıcalık bekliyorum" kolaycılığına sahip olduğunuz için, ülkede farklı bir muamele bekliyorsunuz, fakat bu farklı muamelenin altını dolduracak katma değerden yoksunsunuz. eğitimsiz ve cahil halkı yerden yere vuruyorsunuz, fakat eğitimli insanlar olarak temel ahlak ve etiğe hiçbir şekilde uymayacak bir sınıfsal ayrıcalık talebiniz var. halkı koyun olmakla suçluyorsunuz, fakat mesleki hayatınızda koyun olmaktan öte bir tavır koyamadığınız için haketmediğinize inandığınız maaşlara tav oluyorsunuz. yaşamınız boyunca, başkalarından daha zeki olduğunuz size sürekli pompalandığı için (bu doğru olsa bile eşitsizlik için bir savunma olması bile ahlaksızlıktır), her alanda birer pırlanta olduğunuz sanrısı içindesiniz. işin en ironik ve trajik kısmı ise, eleştirdiğiniz insanların ahlaksızlığı, sizde de var, zira bir esnaftaki haksız ayrıcalık talebinin aynısını siz savunuyorsunuz, burada esnafla sizi ortak kılan şey, eşitsizliğe olan açlığınız.

    ayrıca, firmaların vizyonsuz ve yiyici müdürleri, mankafalı yöneticileri gökten zembille inip gelmiyor. hepsi de ülkenin değerli üniversitelerinden mezun olup o konumlara geliyorlar. onlar da sizler gibi okumuş, onlar da sizin gibi hesap kitap içinde fakat bu sisteme daha kolay adapte oldukları için, network hegamonyası diyebileceğim bir yapının içinde daha faal olduklarından, halk tabiriyle işin kaşarı olduklarından o noktadalar. fakat bu onların da ülkenin eğitimli kesiminden oldukları gerçeğini değiştirmiyor.

    sayalım bakalım, ülkenin en büyük firmaları, bunların tepesindeki müdürlerinden direktörlerinden aşağısındaki çalışan mühendislerine herkes okumuş. tabandaki işçi yön vermiyor bu sisteme, sokaktaki simitçi ya da esnaf, veyahut sabah akşam ahlaksızlıkla suçladığınız minibüs ve taksi şoförleri yön vermiyor bu firmalara. beceriksiz bencil mühendisiyle, ahlaksız yiyici müdürü yön veriyor. sen dönüp, ana yolda başkasının hakkını gasp eden minibüs şoförüne, daha çok kazanmak için her kepazeliği yapan taksiciye laf atıyorsun, fakat "ben iyi eğitim aldım, ve onlardan daha çok kazanmak, daha ayrıcalıklı muamele görmek, el üstünde tulmak istiyorum" dediğinde, bu ahlaksız talebi eğitimle süslediğinde aynı zamanda taksicinin, minibüs şoförünün, köylüden 3'e aldığını 30'a satan nakliyatçının fırsatçılığıyla aynı düzlemde konuşmuş olmuyor musun ? o vakit neyi eleştiriyorsun sevgili arkadaşım, sen ayrıcalığı topluma kattığın hangi değere karşı istiyorsun ? bu toplumda eleştirdiğin her şeyin bir parçası olmuşken, hangi yüzle, hangi tutarlılıkla "koşulsuz ayrıcalık" hakkını talep ediyorsun ?

    işin sosyal sürecine de bakmamız gerekir. "aman benim oğlum/kızım çok zeki, ona en iyi eğitimi vereyim" diyerek onlar için her şeyi yapan anne babalar, çocuklarını bu topluma iyi mühendis, yi doktor, toplumun ahlaklı bireyleri olmaları için mi yetiştiriyor ? yoksa "aman oğlum parayı vursun, toplumsal statüsü yükselsin, sınıf atlasın o da ezsin, müdür olsun, ezilmesin" gibi, ahlaksızlığın ve zavallılığın dibine vurmuş, bencilliğin ve ilkelliğin dip sularında yüzen bir bilinçaltıyla mı yetiştiriyor ? talebiniz nedir sizin, başkalarının street-wise denilen hayat bilgisiyle yaptığı ahlaksızlığı siz eğitimle mi yapmak istiyorsunuz ?

    başka bir şey daha. bu okumuş ve batı değerlerine adapte kesimin kendi arasındaki kopukluk, bencillik dillere destandır. arkadaşının aldığı maaşla kendisininkini karşılaştırıp depresyona giren, okul arkadaşını yaptığı yüksek lisans ile ezmeye çalışan, bilgiye erişebilen değerli bir insana asla yakışmayacak bir zavallılık ve ilkellikle yarış için her şeyi mübah bulan insanların bireysel hırslarıyla düştüğü haller içler acısıdır. daha birbirleri arasında bir örgütlülük, bir komünite bilincine sahip olma becerisine bencilliklerinden ötürü erişemeyen bu insanlar, halkı hangi haklı gerekçelerle "koyun" olmakla suçluyor ? sen bu halka bile değil kendine ne verdin ki ne gibi bir ayrıcalıkla karşılanma hakkını kendinde görüyorsun ? kendi aranda bile kıskançlık, kavga, gürültüden hiçbir konuda yardımlaşamazken, sosyal bir organizasyonu bile sağlamaktan muafken, taksim'in barlarında biranı içtiğin sürece ülkede olup biten olaylara karşı kayıtsız kalırken, o biraya ya da batılı yaşam tarzına dokunulduğunda mı sesin çıkıyor, bir şeylerin kötü gittiğini anlıyorsun ? arkadaş bu nasıl bir ahlaksızlık ve sorumsuzluk ? bunun eleştirisini yapmadan, ülkedeki bu kokuşmuşluğun bir parçası olduğunu kabullenmeden nasıl bir kibirle hala "bu halk koyun" deme cüretini gösteriyorsun ? bir defa kendini eleştiremezken, beceriksizliğini, bencilliğini, zavallılığını tartışamazken, karşıt siyasal fikiri kibirle suçlamayı nasıl sindirebiliyorsun ? o vakit senin, eleştirdiğin siyasal fikirden en ufak bir farkın var mı ? o vakit diyemezmiyiz ki okumuşuyla cahiliyle bu ülkede bir ahlak/etik sorun vardır.

    ama yok, paşazade hazretleri iyi okullarda okumuş, halk kendini onun için feda etmeli. herkes önüne kırmızı halı sermeli, doktorsa ayda 20.000 tl kazanacak rahat edecek, yoksa ülke geri kalmış demektir ve suçlu halktır, mühendisse ayda 15.000 tl kazanacak, aksi takdirde suçlusu bu halktır, geri kalmışlığımızın bir göstergesidir, neden ? çünkü paşazade hazretlerimiz çok zeki, onun varlığı sayesinde bu ülke gelişecek, o topluma "görünmez" bir katkı sağlıyor, ülkemiz bizim bilmediğimiz müthiş gelişmiş ürünlerle dünya pazarnıda yarışıyorsa sebebi onun zekasından, ve varlığındandır. eğer biz bu okumuş paşazadelerimizi kaybedersek, aman ha! ülke korkunç bir kaosa sürüklenir, o vakit uzay üslerimizi, avrupalıların kıskandığı arabalarımızı ve katma değerli teknolojik ürünlerimizi üretemez oluruz, çünkü paşazadelerimiz kızıp yurtdışına giderler, aman tanrım belki de terk ederler bizleri! onlar bizleri terk ederlerse biz ne yapar, ne ederiz, vah halimize, bu değerli demi-god'ları, bu eski yunan mitolojisinden fırlamış yarı-tanrıları kaybedersek bir anda basit bir afrika ülkesine falan dönüşürüz öyle değil mi ? böyle mi sevgili paşazadeler, yoksa siz farklı mı düşünüyorsunuz ? "ben daha çok kazanacağım, ben ayrıcalıklı olacağım" demek, üstü kapalı "iyi eğitim gördüğüm için milletin tepesine bineceğim" demek değil midir ?

    yani sevgili okumuş kesim, diyorum ki;

    sana olan tepkinin yersiz olmadığını, kibirli olduğunu, başarısız olduğunu, kendi aranda arkadaşlarınla bile bir düzen kuramadığını, halka hiçbir şey vermek gibi idealist bir değerin olmadığını, aslında bencilin önde gideni olduğunu, fırsatını bulsan senin de ayrıcalık için insanları ezmekten geri kalmayacağını, kibirini kıran şeyler karşısındaki kızgınlığının yapmak isteyip yapamadığın her türlü ahlaksız eşitsizliğe dayalı olduğunu, hayallerinin para kadar ucuz olduğunu, kişiliğinin statü kadar boş olduğunu söylüyorum.

    sen bunların eleştirisini yapmazken, eğitimsiz ve cahil olarak gördüğün insanları eleştirdiğinde, aslında kendi sorumluluğundan kendini azad etmek gibi korkunç etik bir hataya düştüğünü, yaşamın boyunca konformist bir şekilde suya sabuna karışmadan sorumsuzca yaşarken, senin de ahlaksızlıkların tarafında olduğunu izah ediyorum.

    bunların eleştirisini yapacaksın samimiysen, önce o iğrenç kibirini yenmeyi öğreneceksin, hata yaptığını kabul edeceksin, kendini eleştireceksin, bir şeylerin iyi gitmesini istiyorsan "biz çok bencildik, arkadaşlarımız arasında bile bencildik, sorumsuzduk, hırslıydık ve yaşamımızın tek kıstası, paradan ve statüden ibaret içi boş başarılardı" diyeceksin. bunları kendine söyleyecek cesaretin olacak. "bizim halkımız da koyun" derken, arkadaşlarınla kurduğun zayıf ve kopuk ilişkileri, ve bunların ardındaki bencil ve kibirli tavrını hatırlayacaksın, "hata yaptık" demesini öğreneceksin.

    ya da işin kolayına kaçacaksın, eleştirdiğin şeyin bir parçası olarak sen de hep halkı, cehaleti, cahil kitleyi, ülkedeki genel gidişatı eleştireceksin ve eline hiçbir şey geçmeyecek, kendini kandıracaksın, ülkenin el üstünde tutulması gereken bir değeri olduğunu sanacaksın (ülkede katma değeri olan doğru dürüst ürünler olmamasına rağmen).

    unutma okumuş insan,

    anadoludan büyük şehirlere gelen insanlar, adapte olmaya çalışırken onların gelenekselliğini ezerek o insanları dışlayan ve siyasal islamın, tarikatlerin, cemaatlerin kucağına atan sendin. fakire fukaraya el verip, onlara destek olacağına konformist yaşamayı tercih eden, ve kazandığından hiçbir şey vermeyen sendin, bu boşluğu gören cemaatler bu ülkenin genç ve saf beyinlerini mankurtlaştırırken izleyen sendin, "tehlikenin farkında mısınız" dendiğinde bile bununla güle oynaya dalga geçen, "eski kaldın, git artık" diyen sendin. hesaplaş kendinle, çünkü ülkesine hiçbir şey katmaya hevesi olmadığı halde ahlak ve sorumluluktan bahis eden, hiçbir sosyal becerisi olmayan içi boş bir kesim olduğun gerçeğiyle yüzleşmen gerekiyor, yüzleşmemiz gerekiyor.
  • rahmetli babamın hep beni işaret ederek, taş attığı kesimdir.
    "okumuşsun ama boşa okumuşsun"
  • çoğunluğunun maalesef cahil kaldığı kesimdir. kişi belirli bir tahsil seviyesine ulaşınca ileri görüşlü olmaz, geniş vizyon, düşünme, sorgulama, mantığı kullanma, gelişime açık olma gibi özellikler bekliyorum ben. öyle kabul etmek istiyorum.

    karşılaştığım manzara ne? teknolojiyi intertten interneti instagramdan ibaret zanneden, kafasını çalıştırmaya korkan, derdini anlatmaktan aciz, ilgi alanı sosyal hayatı olmayan tuhaf bir kitle.

    eğitimi sevmeyen kesimle eğitmenliği slayt okumak zanneden kesim birleşince ortaya bu çıkıyor demekki.
  • (bkz: helal kesim)
  • hata yaptığımız doğrudur.

    biz insanlarımızın balık tutmayı öğrenmeyi tercih edeceğini düşündük hep. yemek için emek vermek isteyeceğini farzettik.

    biz insanımızın sadakayı tercih edeceğini tahmin edemedik.

    biz insanımıza sadaka bulabilmesi için, birilerinin onu sürekli sömürmesi gerektiğini anlatamadık.

    ekleme: gerçek, acı ve kısadır. birisi uzun uzun acıdan, gerçekten bahsediyorsa bil ki ya yalan söylüyordur, ya da gerçeği görmek istemiyordur.
  • 18 paragraflık eleştiriye 3 satırla "insanımızın sadakayı tercih edeceğini tahmin edemedik" demek, "ben eleştirileri umursamıyorum, tek suçlu insanımızdır" demektir. ne zaman öğreneceksin eleştiri oklarının senin hayrına olduğunu ey "eğitimli" insan? ne zaman "biz hata yaptık, insanımızı bu cehalete sürükledik ve bu sürükleniş esnasında konformist olduk, o insanlara bir şey vermek için çaba sarfetmedik, kendi aramızda bile organize olamadık" diyeceksin ?

    sabah akşam başkalarına "koyun" diyerek mental masturbasyon yapmaktan ne zaman kurtulup "biz nerede hata yapıyoruz, biz bunları nasıl düzeltebiliriz" demeyi öğreneceksin ? ondan sonra kibir yok diyorlar, kibir boku içinde yüzüyoruz.