şükela:  tümü | bugün
  • fuzuli'nin oldugunu sandigim; "o baliklar ki denizin içindedir, denizi bilmezler" anlamindaki; psikolojik, sosyolojik, siyasal ve benzeri bir sürü baglamda siklikla alintilanan dize. insanin kendine karsi bir uzak açi gelistirmesinin anlam ve önemi üzerine.
    bu lafla beraber aklima hep fransiz bir yazarin dedikleri gelir: adam yazilarini hep eyfel kulesinin altindaki kafede yazarmis. sormuslar, "çok seviyorsun burayi da o yüzden mi burada yaziyorsun?" demis ki, "aksine, nefret ediyorum eyfel kulesinden, ve koca sehirde onun gözükmedigi tek yer burasi". en zoru insanin içinde oldugu seyi görmesidir demeye getiren anekdot..
    bir de bu söylemi yenmis, en azindan yenmek için vakarla çabalamis kucuk kara baliki anmak istiyorum bu baglamda.
  • nur yoldaş'ın ağzından döküldüğünde ayrı bir tat veren sözler

    (bkz: sultan-ı yegah)
  • halil berktay'ın moderniteyi anlatırken kullandığı meşhur söz öbeği...
  • olaya bir de su acidan bakalim
    (bkz: we re just two lost souls swimming in a fish bowl)
  • hayali'nin şiiridir
    "cihan-ârâ cihan içindedir, arayı bilmezler,
    ol mâhiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.
    harabad ehline dûzah azabın anma ey zâhid
    ki bunlar ibn-i vakt oldu, gamı feryadı bilmezler.
    şafak-gün kan içinde dağını seyretse âşıklar
    güneşde zerre görmezler, felekde ayı bilmezler.
    hamîde katlerine rişte-i eski takup bunlar
    atarlar tîr-i maksûdı, nedendür yayı bilmezler.
    hayalî, fakr şalına çekenler cism-i uryânı
    anunla fahr ederler, atlas u dîbâyı bilmezler."
  • istanbullu'ya cuk oturacak söz. her tarafı deniz şehrin, ama eh işte kilyos'ta adalar'da filan iki gıdımlık sahil kalmış yüzebilecek. zaten olan o pis denizi de ayda bir filan görebiliyoruz. şöyle temiz güzel bir denizde doya doya yüzmek için bilmem kaç yüz km yol yapmanız gerekiyor. yazık lan, vallahi yazık.
  • bir kaç ay evvel, moda'nın günbatımında arkadaşım dinletti bu parçayı. bir nakış gibi işledi içime. ince ince.

    1500'lü yıllarda hayali'nin yazdığı kelimeler, bugün 2010'lu yıllarda nasıl da sapasağlam, nasıl da gerçekliğinden hiçbir şey kaybetmeden dikiliyor karşımıza. çünkü gerçek, zamana, mekana ve kişiye göre değişmiyor.

    şiir'in tamamı aşağıda:

    cihân-ârâ cihân îçindedir ârâyı bilmezler
    ol mâhîler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler

    harâbât ehline dûzah azâbın anma iyi zâhid
    ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler

    şafak-gûn kan içinde dâğını seyretse âşıklar
    güneşte zerre görmezler felekte âyı bilmezler

    hamîde kadlerîne rişte-i eşgi takub bunlar
    atarlar tîr-i maksûdû nendendir yâyı bilmezler

    hayâlî fakr şâlına çekenler cism-i uryânı
    anınlâ fahrederler atlas ü dîbâyı bilmezler

    yıldızlar hep gökyüzünde duruyorlardı. öylece asılı! sanki biri yukarıdan görünmez iplerle asmıştı onları gökyüzüne. şekilleri, renkleri yoktu. ben geldiğimde vardılar, büyürken vardılar ve hep olacaklardı.
    bir gece avşada bir evin çatısında, ellerimi başımın altında kavuşturarak izledim yıldızları. hareketsiz öylece duruyorlardı. ve milyarlarca! milyarlarca! yaşadığım şeyin benim küçük, benim bi'çare hayatımdan daha büyük olduğunu, büyük ve daha büyük bir şeyin bir parçası olduğunu hayatımın, o yıldızlara bakarak idrak ettiğimi anımsıyorum.

    görürken görememe hali, gören gözlere sahipken kör olma durumu yani. dünyayı, evreni görüyoruz, algı dünyamızda her şeyin bir karşılığı var. ama derinliği yok.

    (bkz: #13689602)

    bir de bunu dinlemek şart: http://www.youtube.com/watch?v=49erpvgvek4

    insan; yaşadığı şey'in, aradığı ve yaşama sebebi olan şey olduğunu anlayamıyor yaşarken!

    ne kötü!
  • (bkz: mağara alegorisi)
    (bkz: platon)