şükela:  tümü | bugün
  • bir olayin olmasi, artik yapilacak bir seyin kalmamasi hali. ok yaydan firladi, ati alan uskudari gecti veya gecti borun pazari da denebilir tabi.
  • "what happened had happened and couldn't have happened any other way"

    morpheusun, merovingianın hadi len* çekmesinden sonra hadiseye bakış açısı.

    (bkz: kaderde varsa yapacak bir şey yok)

    (bkz: kaderine inanan istatistiklere inanmaz)
  • olmusle olmusa care bulunmaz atasozunun gundelik hayattaki karsiligi.
  • "herkes gibi olmak için herşeyi unutup hiçbir şey olmamış gibi yapmalıydım" (kırmızı saçlı kadın- orhan pamuk)

    hiçbir şey olmamış gibi yaparak üzerlerini unutuş perdesiyle örttüğümüz, karanlıklara boğduğumuz, görünürlük evreninden dışladığımızı zannettiğimiz negatif eylemlerimiz o karanlık dünyada büyümeye, güçlenmeye devam ederler. onlar karanlıkta büyürken, biz onların tarihe karıştığını, yokolduğunu varsayarız, uzun süreler boyunca sanki onlar hiç olmamış gibi yaşarız. sonunda öyle bir an gelir ki, varlıklarının inkar edilişlerinin intikamını almak için mahpus kaldıkları karanlıktan gözü kanlı bir canavar olarak çıkarak başımıza olmadık bir felaket getirirler. çaresizce şu cümle dökülür felakete maruz kalanın duaklarından:

    "olan oldu."

    olan şey her ne olursa olsun, o sanki hiç varolmamış gibi davranamayız. o, mevcudiyeti içinde ilgilenilmeyi talep ediyor, unutulmayı, yok sayılmayı değil. varolan herşey gibi kendisine yaşam payı verilmesini, yoksayılmamayı istiyor. inkarında ısrarcı olandan intikamını içinde zaman öğesini barındıran "olan" olmaktan çıkıp, zamansız bir "oldu"ya dönüşerek alıyor. "olanla ölene çare bulunmaz" lafındaki olan, "oldu bitti", "öldü" anlamındadır. zamansız "oldu bitti" aşamasına varana kadar olanı yoksaymaya devam edenin bir parçası da ölüyor sonunda.

    çaresizlik belirten bir cümle değil bence "olan oldu". olanlara kör kalmanın sonunda başa gelen felakette dahi sorumluluğunu inkar etmeye devam edenin kaya kadar sert cahilliğinin ifadesi. olanı oluşu içinde algılamak için gereken çabaya cahil kalan, sadece ne olduğunu bilir, sonundakini görür, başına gelenlerle yaşar devamlı. oldukça tehlikeli bir kapanım var "olan oldu" cümlesinde.
  • ajda pekkan'ın söylediği 'gözünaydın olan oldu sonunda' parçasını 1980'ler gibi dinleyen annem ve olasılıkla bir kısım köylü 'gözünaydın oğlan oldu sonunda' gibi algılıyor öylece benimsiyor ve yorumluyorlardı. onlar için bu parça umulmadık bir yerden, doğum ve erkek çocuk doğurma üstünden popülarite ve sempati kazanıyordu. (bkz: ajda pekkan/@ibisile)

    being john malkovich filminde olduğunu tahmin ettiğim bir replik vardı: "davet ettin sanmıştım." bence olanakları çok geniş, işlenmesi gereken bir kalıp. "davet ettin sanmıştım." repliği ilk bir arkadaşımın dikkatini çekmişti: john malkovich bir karıya yumuluyor. karının suratında bir şaşkınlık, hani neredeyse tacizimsi bir durum. ileri gittiğini anlayan veya iyi anımsamıyorum olan olduktan sonra* john, "davet ettin sanmıştım." diyor, kadın da "evet, etmiştim." diye yanıtlamasın mı! bu sahneyi ileriki bir tarihte yazımda aynen kopya çekmiştim işte.

    valentin:
    "sokma tanrıyı bu işin içine, bırak onu!
    artık olan oldu ne yazık,
    bundan sonra da gereken olacak.
    sen, gizlice başladın işe bir kişiyle,
    çok geçmeden iş gelecek başkalarına,
    bir düzineyi bulunca seni tutanlar
    bütün kent girecek sıraya, seninle yatmaya.
    bir doğmaya görsün yüzsüzlük,
    gizlice getirilir dünyaya,
    çekilir gecenin örtüsü başına, kulaklarına." goethe - faust (çev. ismet zeki eyuboğlu)

    (ilk giri tarihi: 26.1.2014)

    (bkz: con summatum est)
    (bkz: valentin/@ibisile)
    (bkz: olan olmuştur olacak olan da olmuştur)
  • içinde duyguların dört nala koştuğu bir can bonomo şiiri. en sevdiklerimden. "şiir..." demişti biri, "faili meşhur bir cinayetin ve bir o kadar da babasına yakışan kız çocuğudur. belki bu yüzdendir en iyi şairler erkeklerden çıkar." haklıydı belli ki.

    karanlık çocukluklarımızda
    kahkaha aramaya çıksak mesela mumla.
    bir gölge dahi bulamasak bizimle ilgili.
    dalga geçsek, pişmanlıklarla, sağla, solla.
    acıyı neşeye çeviren olguyu icat etsek.
    aydınlansak,
    değişsek.

    olur mu o zaman?

    yüzümüzdeki mazeretleri bıraksak bir kenara.
    aklımızdaki masumiyetlerle sevişsek.
    şafak vakti sen yorulsan.
    aşkımızı iç eden medeniyetlerle döğüşsek.
    güneşi doğursa akşamcı bir makinist.
    sen varsan alkole de hacet yok.
    belki bir şişe şarap ve biraz da opioid antagonist.
    kahvaltı da hazırlarım sana akşam olunca.

    olur mu o zaman?

    siyasi bir parti kursak seninle avrupa menşeili.
    evcilik ve fraksiyonculuk oynasak çocuklarımız büyürken.
    sen bir dakikalık sevgi duruşlarımızda kapatma gözlerini.
    ben biraz ekmek ve peynir de getiririm eve gelirken.

    hem bak,
    bütün bunlar bir yana;
    güzel şiir de yazarım ben sana.

    sen oluruna olmaz dersen,

    olan olmuş

    olur mu ozaman?