şükela:  tümü | bugün
  • chan-wook park'in yazip yonettigi, 2004 yili cannes film festivalinde grand prix odulunu kazanmis guney kore filmi. hayatimda izledigim belki de en huzursuz edici filmlerden biriydi diyebilirim. bu kadar iyi yonetilmis, karakterlerin bu kadar kendilerini bulduklari ve gercekci oynadiklari, goruntuleri, ve degisik cekim stiliyle ve her sey den onemlisi alisilmisin disinda yazilmis oykusuyle seyircileri koltuklarinda donduran bir film. izledikten uzun bir sure sonra bile etkisinden cikmasi zor, hakkinda konustukca tuyleri urperten bir eser. tam tarantino tarzi bir film oldugu icin grand prix'yi almasinda populer yonetmenin onemli bir yeri oldugu dusunuluyor. ama kesinlikle filmin kendisi de oldukca basarili ve orjinal. kisaca film bir gece telefon kulubesinin onunden kacirilan ve 15 sene boyunca kucuk bir odaya tek basina hapsedilen bir adamin, kendisine bu tuzagi kuran insandan intikam almasinin hikayesi.
  • en rahatsiz edici, en hasta, en asap bozan, ama izlemesi bir o kadar zevkli olan, muthis gorselligi, hasta edici kurgusu ile tek kelime ile buyuleyici bir filmdir. filmin moralist giden kurgusu fakat buna nazaran filmin tum beklentileri yikan anti-moralist sonu arasinda sikisip kalmis seyirci, sinema salonunu sanki suratina tekme yemis bir sekilde terkediyor, ama filmin etkisi ise insanda uzun zaman cikmak bilmiyor. filmin son derece rahatsiz edici sahnelerle dayali doseli olmasida nitekim filmin halen dunyanin cogu yerinde gosterime girmemesinin nedenidir. film bu yilki cannes film festivalinde dagitici bir firma bulunmasi umudu ile gosterime sunuldu, fekat festivaldeki en buyuk odullerden birini almis olmasina ragmen hic bir film sirketi daha filmin dagitim haklarini satin almadi. nitekim filmin region 3dvd si coktan cikti, birde ustune ustelik yakin bir zamanda da region 0 dvd ( tum dvd playerlarda calisan bir region bu) si piyasaya surulerek tum dunyadaki sinema severleri az buz sevindirmedi. kesinlikle, herkese hitap eden bir film olmamakla birlikte; steven spielberg tarzi mutlu sonlarla cosan, sinemaya eglenmek hos vakit gecirmek icin giden, fazla vahset-kan goremeyen sinema seyircisinide nitekim timarhanelik edebilir bu film. lakin, herseye ragmen defalarca izlenmesi gereken bir saheser olmus, emegi gecen herkesi tebrik etmek isterim.
  • tahminen tarantino'nun cabalariyla cannes'da buyuk juri odulunu kazanan, bu odulu fazlasiyla hak etmenin yaninda, altin palmiye'yi de belki fahrenheit 9/11den bile daha fazla hak eden guney kore filmi. karlovy vary film festivali'nde filme giderken, sadece kultlesme potansiyeli olan bir uzakdogu dovus filmi gorecegimi zannediyordum. oysa film kitano, miike, nakata isimlerinin hatirlattigi her seyi teker teker asti, bambaska yerlere gitti, neye ugradigimi sasirdim. tarantino'nun filmi tanitmasina gerek bile yokmus cunku bu filmin ileride kult olmamasi gibi bir ihtimal yok. aska dair her turlu tabuyu yikan, kill bill'i solda sifir birakan, gercek bir "sinemada sinir tanimama" sahaseri. yaraticiligin doruk noktalarindan.
  • tekrar tekrar izledikce etkisi daha da artiyor. bir film her izlenildiginde sonunu bilmenize ragmen bu kadar etkiler mi insani, ellerini titretir mi, gozlerini yasartir mi, ter icinde birakir mi?? kim ne derse desin bu film kesinlikle film tarihinde yapilmis en basarili filmlerden biri. lumiere abiler filmlerini ilk defa bir sinema salonunda seyirciye gosterdiklerinde, trenin istasyona yaklasma sahnesinde seyirciler nasil korkudan yerlerinden firliyorlarsa, oldboy da seyicide boyle bir etki birakiyor cunku bir belgesel olmamasina ve tamamen kurgulanmis bir film olmasina ragmen, gercek bir olay gozlerimizin onunde gerceklesiyormus etkisinden kurtulamiyoruz. kendime defalarca "yok boyle bir sey hepsi kurgu hepsi kurgu, kurgu, kurgu.." desem de film bir orumcek agina hapsolmusum gibi beni hapsediyor kendine her izledigimde, mazosist miyim neyim hala da izliyorum, cunku film mukemmel gercekci aktorluk -min-sik choi'un egilip ayakkabilarini yalamak istiyorum basarilarindan dolayi- ve senaryo, yonetmenlik haricinde ayni zamanda da super sinematik anlara sahip, gecmisle simdiki zamanin birlesimi, birbiri uzerindeki etkisi film teknikleriyle o kadar guzel gosterilmis ki hiroshima mon amour'dan beri gordugum en guzel flashback sahneleri - gecmisle simdiyi duygusal ve psikolojik olarak birlestiren kurgular oldboy'da beni buldu. sinema tarihindeki en guzel flashbacklerden biri de sanirim dae-su'nun lise caglarini hatirladigi ve okulun merdivenlerinde woo-jin'i takip ederken hem gecmisteki dae-su'yu hem simdi ki yasli dae-su' u takip esnasinda gordugumuz sahnedir. ayni teknik bir cok yerde daha kullanilmis, hatta sonlara dogru filmi izleyenlerin buyuk ihtimalle hatirliyacaklari tetik sahnesinde kendisini asmistir. filmi yapan dahi beyinler ve oynayan hicbir pozitif sifatin tanimlayamayacagi kadar basarili oyuncularin onunde egiliyorum-eternity4ever'la beraber.
  • efenim beni de eğilme kervanına katan güzide filmdir bu. öyle salt domalıyorum sanılmasın. gerçi bu filme can da feda döt de feda. gördük ki tarantino, ritchie, boyle, besson, topluca şu fly'daki* teleporter'a konup yönetmen yahnisi yapılsalar ortaya bir chan wook park anca çıkar, onu da speedball'la tamamlamak şart olur. tarantino bu filmin sırf gardrobundan sorumlu derim, gerisine aklı ermez. ritchie kesin iç dekorlara kasmış, muhterem boyle bey sinematografi ve kamerayı olduk olmadık yerlere sokmaktan sorumlu kılınmış, besson da sanırım kurguya şık firepower yerleştirmekle görevlendirilmiş. senaryoyu zaten bu zibidilerden hiç birisi akıl edemez, neden diye sorarsanız, uzak doğu bambaşka bir cemiyet. belki de filmi beğenememizde bir oryantlizmciliçililç... neyse...

    şimdi utanarak da olsa benim içimi kemiren hususu zikredeyim (ulan hep otisabi'den alıştım bu ağızlara ben), bu filmin sonunda ben "bi dakka şimdi kim kimi zitmiş yahu" diye forumlara daldım, gel gelelim sonunu anlamamamı bütün asyalalıları birbirine benzettiğimden çakamadığımı çaktım. ha sadece o da değil, plot twist yapa yapa kurgu yorulması da olmuş, ama stilize yorulmuş, manzara koymuş. film dendiği kadar rahatsız edici değil, çünkü aslen psikolojik bir gerilim yok, daha çok negatif görsellik üzerinde durulmuş, filmde de dendiği gibi "hayal gücün var, derdin var kardeşim". delirip camdan atlamak isteyenler 3 haneke izlerlerse işlerinin burdakinden çok daha kolay olacağını düşünüyorum. hani filmde kafkaesque bir "nnnoooluyoruz"culuk yok değil, ama hikayenin çözümlenemeyen bir tarafı yok, "seyirciye bıraktı yönetmen ayh ne hoş orgazmmm zımm zımm" asla değil yani. gerçi bir tek şey yoruma kalıyor belki de, ama bunun genelde seyircinin aklına geleceğini pek sanmıyorum, seyirci %90 ilk olasılığı benimseyecek ve çıkıp gidecek.

    spoiler yapmadan bunu da atlattığımıza göre gelelim hayvanlara eziyet konusuna. evet kültürel rölativizm cart curt diyoruz ama bu film dendiği gibi geniş sörkülasyona sokulursa, sensitif meatball amerikalılar koreyi bombalarlar, zaten bir sebep arıyorlar (ben de biliyorum götteki çıbanın kuzey olduğunu ama bush bilmiyor, bilemedi). sorun şurda. başroldeki hüseyin peydah/cüneyt arkın kombosu adam oturup bir loligoyu diri diri yiyor. beni bozmadı çünkü ben zaten oldum olası onları hayvandan saymıyorum, yağda kızarınca bana rahat rahat onion rings olarak da yutturmuşluğu vardır annemin. hatta adama daha bir yazık, harbiden yiyo (bu bağlamda kusma sahnelerinin de aradan tüm gerçekliğiyle çıktığını tahmin ediyorum). babi deniro boksör olacam diye vücut yapalı sinemada böyle özverili oyunculuk görmedim, işin korkunç yanı, insanların kendilerini aşmak gibi de bir derdi var. kim bilir daha neler görcez.

    bir de bu filmin giriş yazıları ve hatunları pek $ukela!
  • ilgiyi hak eden ve eğlenceli bi kaç saati garantileyen film ... ammma ... yine de biraz fazla abartıldığını söylemek sanırım yanlış olmaz.
    evet, herkes artık hollywood'dan sıkıldı ve yükselen asya sinemasının (yükselen ne kelime? patlayan!) gerek daha önce gümüş perde üzerine yansıtıl(a)mayan görselliği ve şiddeti yansıtma ve hatta tüm cüretkarlığıyla seyircinin gözüne sokma yarışı, gerekse ince ince işlenen senaryodaki twistler ve -artık neredeyse her asya filminin olmazsa olmazı olan- seyirciyi çocukluk/ilk-gençlik dönemi travmaları alt metinleriyle sersem etme çabası sonucunda "nev-i şahsına münhasır" bir noktaya gelmesinden hemen herkes mutlu.
    saydığımız bu gerekçelerden ötürü, kore-hong kong-tayland ve tabi ki japonya eksenindeki bu sektörün de yavaş yavaş entropiye girmesi, kendini tekrarlayıp kendinden yemeye başlaması kaçınılmaz. küçük bütçeli - büyük gişeli "wonder"ların ardından artık ciddi bütçeli yapımlara geçen asya sineması için kendine bir rol model belirlemek de pek kolay değil (neredeyse yakında merkezini tokyo'ya taşıyacak olan dreamworks son olarak janghwa hongryeon'un remake projesi üstünde çalışmaya başlamış. lütfen eli kalem tutan birileri hollywood'a gitsin ve orijinal bi senaryo yazsın artık.)
    oldboy hakkında üç beş kelime etmek gerekirse, ichi the killer'daki "özür dilemek için kendini dilini kesen insan modeli"nden* tutun da audition soslu lolita sendromuna, david finchervari iç mekan geçişlerinden kitano tarzı dış mekanlara, çayırlara, çimenlere, karlara ve daha ilk 15 dk. içinde filmin sonunu belli eden ve the story of o'dan hatırladığımız elektra kompleksiyle intikam alma hikayesine kadar say say bitmeyecek parçalardan oluşan kocaman bir kolaj çalışması demek sanırım yanlış olmaz. yine de sushi restoranındaki sahne, başarılı flashbackler, zaman zaman tempoya gaz veren müzikler, bütünlüğünü koruyan senaryo ve yer yer şiddeti tiye alan üslubuyla oldboy, şu an afm fitaşın bilmem kaç tane salonunu işgal eden piyasa filmlerinden kat kat fazla seyredilmeyi hakediyor.
    filmin en büyük eksiği için de chan-wook park'a hitaben, o çok özendiği koroshiya 1'den alıntı yapacağım: "abi iyi güzel olmuş ama there is no love in your violence..."
  • ichi the killer'dan once, battle royale'den sonra, ucleme halinde izlendigi takdirde tam anlami ile beyin dollenmesi yasatabilecek yapim.
  • filmden biraz evel cikmanin etkisiyle...direk yorumlari almak uzere eksi sozluge girdim....fransa'da neredeyse her sinemada gosterimde su anda...... ben daha detayli bilgi gireyim
    old boy
    guney kore yapimi -2004- 1.59dk suruyo
    park chan-wook amcam yonetmis
    choi min-sik, yoo ji-tae, gang hye-jung amca ve teyzeler oynamis

    film bastan sona sizi elinde tutuyo...her sahnesi cok akillica kurgulanmis..sonuna kadar siz de oh dae-soo yla beraber guzel finali bekliyosunuz.....finale yakin bolumlerde "dil bolumu" diyelim bi anda icinizden hassiktirlerle basiniz iki eliniz arasinda tamamen sinemayi kurguyu salonu unutup gercek bi olaymis gibi uzulup kendinizi yiyorsunuz.....hele hele tekrar ayni sahnede sevisme seslerinin duyulmasiyla yikiliyor seyirci......hic bi umut kalmiyo.....diger amcanin intihari ne kadar teselli bilinmez o biraz da belli bisey....ama kopruden atlayan kardesinin elini birakan elin silah isareti yapip daha sonra silahin patlamasi ve bunun gibi bir suru bolum bir suru gonderme oyle basarili ki.....birkac kere izlenebilir.....siddet iceren sahneleri gercekten korkutucu...yine de son sahnenin cok gereksiz oldugunu dusunmekteyim...
    aklimda kalan kareleri de eklemek istiyorum; oh dae-soo'nun 15 sene sonraki elinin ilk yagmura dokunusu / gordugu halisilasyon derinin altindan cikan karinca / yenen canli ahtapot / bir kereden cekilmis toplu dovus sahnesi/ diş sokulme sahneleri/ kendi cocuklugunda okulunun orda kosturdugu sahne...bi de bilemiiyorum bana mi oyle geldi ama butun odalar birbirine benziyor ve butun duvar kagitlari da birbirine mi beziyordu....
  • 15 ekimde gösterime girecek olan film 4 gözle bekliyoruz
  • film ekimi kapsaminda çete halinde izleyecegimiz film..sabirsizlaniyoruz..tarantino referansli her filme koşa koşa gideriz abi..