şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: sevcan/@jasek)
  • nazim hikmet 1956 yilinda yazdigi kiz cocugu siirinde konuyu asagidaki sekilde ele almistir:

    kapıları çalan benim
    kapıları birer birer.
    gözünüze görünemem
    göze görünmez ölüler.

    hiroşima'da öleli
    oluyor bir on yıl kadar.
    yedi yaşında bir kızım,
    büyümez ölü çocuklar.

    saçlarım tutuştu önce,
    gözlerim yandı kavruldu.
    bir avuç kül oluverdim,
    külüm havaya savruldu.

    benim sizden kendim için
    hiçbir şey istediğim yok.
    şeker bile yiyemez ki
    kâat gibi yanan çocuk.

    çalıyorum kapınızı,
    teyze, amca, bir imza ver.
    çocuklar öldürülmesin
    şeker de yiyebilsinler.
  • hiç saçları beyazlamamış bir dedesi oluyor insanın. saçları, dökülmemiş. duruşu, çakı gibi dik fotograflarda. torunun da çocuğu olmuş ama o hala siyah saçlı. öyle bir yanılsama.
  • annem öbür dünyada herkesin 30 yaşında olacağını söyler. bir hristiyan bana tanrının krallığının kapılarından küçük bir çocuğa dönüşmeden kimse geçmeyecek demişti. bütün bunlar ebedi gençlik mitosunun efsanelerle pekiştirilmesi. ölen birini de hatırlarken, ölümün en bulaşmamış; ama bir yandan da bir hayat biriktirmiş, o birikmiş hayatla bizimkine dokunmuş hallerini zihnimiz özenle seçiyor. uzun, ağır bir hastalık sürecinin ardından geldiğinde ölüm, bunun gerçekleşmesi daha uzun zaman alıyor. çünkü o bitap düşmüş sevgili hayal; kokusuyla, acısıyla, umutsuzluğuyla hala o yatakta yatmaktadır. doktorun verdiği ömür biteli çok olmuştur, bedenin acıları son bulmuştur; peki ya yaşayanlarınki? artık bu kurtuluşu kendine itiraf etmeden istemeye başlamış, en az yatan hasta kadar acı çeken yaşayanların iç hesaplaşması başlamıştır. bunun doktoru kim olacaktır? bu hala sürünmeye devam eden hayalet, yaşlanmasını sürdürmektedir üstelik. yaşamışlar bilir; bu acı, suçluluk, vicdan azabı duygularının ayrışmaya başlaması bir yılın an az yarısını devirmeden olmaz. sonra bir gün, bir gece o ıstıraplı hayalet bir düşe gelir. üzerinden hastalık ve yaşlılık sıyrılmıştır. hem de o hastalığın sinsice başladığını sonradan hatırladığınız zamanlardaki yaşındadır tam.uzatılmış ölümünün başladığı, ilk doktor randevusu için telefonu kulağınıza götürdüğünüz zamanlarda. o düşte şefkatle yasını tutmaktan hiç vazgeçmeyecek olanı yatıştırır. artık bundan sonra gerçekten evi, hastalığıyla terkedecektir. ölen kişi hep aynı yaşta kalır; çünkü sündürülmüş, parçalanmış, uzatılmış ölümleri doğamız aklımızdan daha zekice davranıp yaşam olarak kabul etmemesi gerektiğini anlıyor. hayatının tam sonlandığı noktayı buluyor.
  • kişinin zamansız gitmesiyle orantılı ve kişiyle bir yaşanmışlık geçirmeye bağlı olarak etkisi daha da artan algı fenomeni. yaşasa babanız-anneniz kadar olacaktır belki ama gözünüzde canlandırınca amca-teyze, hatta abi-abla bile diyesiniz gelmez. zaman geçer roller değişir, siz onun abisi-ablasıymışsınız gibi gelmeye başlar.
  • 29'unda olan bayanlarin da en az 3 senedir olu taklidi yaptigini isaret eden durum.
  • “selim artık hepimizden küçük olacak esat. hepimiz yaşlanacağız: saçımız dökülecek, derimiz buruşacak. kendimizi, aynada gördüğümüz ihtiyar suratımızla tanıyacağız. fakat selim hep yirmi sekiz yaşında kalacak bizim için. gençlik fotoğraflarımıza bakar gibi olacağız onu hatırladıkça. selim hep genç kalacak.”
    turgut özben, tutunamayanlar'dan.