şükela:  tümü | bugün
  • hoşgörülü olmaya başlamak, karşındaki kişinin de duyguları, üzüntüleri olduğunu farkedip, kızmadan önce bir kez daha düşünmeyi başarabilmek..
  • kimi yazarlarca törpülenmek olarak da adlandırılan süreç...doğuştan gelen özelliklerin yavaş yavaş sindirilmesi, kaybedilmesi ve toplum tarafından biçilen rollere tam uyumluluk sağlanması olarak tanımlanan dönem...
  • çeşitli acılı süreçleri de yaşamayı içinde barındıran kavram.
  • kadayifin diger tarafinin da pismesi.
  • öldürmeyen acının yaptığı şey*
  • hamlığını kabul etmek. hep ham olacağını bilmek.
  • sahip olamadığın ve asla olamayacağın şeyler için artık daha az üzülmek, hatta direkt üzülmemek.
  • yaşla gelişen kaşarlanma hadisesi.bir nevi hayattan beklentilerinizle bekleyemeyeceklerinizi ayırma yetisidir.
  • "yaşanmışlıklarla yaşın kesiştiği noktasında duruyorum hayatın... eski enerjim mi kalmadı yoksa yapacak daha özenli ayırıcalıklar mı var beni mutlu kılan bilmiyorum ama eskilerdeki kadar çok vurmuyorum kendimi sokaklara, barlara her hafta sonu... hafta sonu daha çok şey ifade etmeye başladı artık, çılgın eglencelerden. bir dostla yapılan güzel bir sohbet ya da iyi bir oyun, güzel bir şarap eşliğinde dinlenilen iyi bir tango belkide... sanki hayatımdan gürültüyü çıkartmak ister gibi. ve bu gürültüyle birlikte biraz da, hayatımda gürültü yapan tüm ögeleri ve hatta kişileri bile... hepsini çıkartmak, süzgeçten geçirmek, özetini çıkartmak dostlukların hatta.

    içimden geldiği gibi ve tadına vararak yaşamanın kıymetini bilmek ve doyasıya sürdürebilmek için varlığımı, gereksiz tavırları, anlamsız konuşmaları ve inanmadığım herşeyi çıkartıyorum hayatımdan bir bir. hakettiğim gibi ve hak edenlerle yaşamak.. işte herşeyin de özeti bu sanırım... hakedilmiş kazançlar ve yine hak edilmiş yenilgiler... evet, yenilgilerimizi de alıp benimsemeliyiz çünkü; her düşüş ve her yenilgi bize çok şey öğretir... biliyorum.

    dedim ya özet cıkartmaya başlıyorum diye... dostluklarımın bile özetini çıkartmaya başlıyorum... hani şu etrafımızı güneşli günlerde saran, arayıp soran iyi gün dostlarını süzgünün üzerinde bırakıyorum yavaş yavaş ve kötü gün dostlarımı alıyorum yanıbaşıma. omuz hizamdaki insanlardan başkasına ihtiyacım yok biliyorum...

    zamanın kıymetini daha yeni yeni anlıyor insan... gece kuşları gibi gezip o dogan günün güzelliğini yorganın altında karşılamıyorum artık.. yeni güne merhaba demek çok daha güzel ve çok daha verici kılıyor insanı. hem gidecek onca uzun yol varken şu hayatta, kestirmedir buradan giderim diye girilen ama hiçbiryere cıkmayan yollara saptıgımızda, hep gelgitlerle dolar hayatımız.. ve bu da sadece zaman kaybına yol açar. işte bu yüzden, zamanında, geç kalma telaşı olmadan uzun da olsa bildiği yoldan ilerlemeli insan...

    sevgiyi galip kılmalı hayatta, sevgiyi takıp gözbebeklerine bakmayı bilmeli insan... bazen bir demet papatya bile yeterli olmalı hayatın o güzel kokusunu duymaya. ve sevgiyi alıp kullandıgımız sürece biliyorum ki, ne yürümek zor gelecek ne de kötüleri seçecek gözbebeklerimiz... onlar hep geride kalacak, önündeki kocaman dur işareti ile.

    küçük hataları daha bir hoşnutlukla karşılamaya başlıyor insan... fazla üzerinde durmadan ve izin vermeden seni yıpratmasına. saksıdaki küçük sardunyanın açışını beklemek heyecan veriyor... ya da mutfaktaki kaynayan demliğin tıkırtısı, okunan kitaba nasıl güzel eşlik ediyor diye düşünüyorsun. ve sezen in şarkısı takılıyor dudaklarına " anneni daha sık anımsıyor ve hatta anlıyorsan..." içinde seni terk etmeyen, hiçbir koşulda yüzünü asmayan çocuga sarılırken sımsıkı...

    ve sanırım bu yenilenen ve gittikçe hayatını düzene sokan, hoşnutluk veren durumun adı olgunluk... yaşanmışlıkların, görmüş geçirmişliklerin, yaşayamadıkların, içinde kalanlar, evrene savrulanlar, ellerinde sımsıkı tuttukların ya da avucundan kayıp gidenler... yıllardır söndürdüğün onca mumun ve sarfedilen onca nefesin bir yekünü olarak geliyor yanına... bir kucak dolusu karşıladığın olgunluğun..."