şükela:  tümü | bugün
60 entry daha
  • bu başlıkta kendini bulan insanların ve ölmeyi bayılmak sananların tam olarak vanish fiiline maruz kalmasını istiyorum. yok olun, gözden ırak olun, bir anda kaybolun, toplum içine karışmaya kalkıp kaosun içinde sağlıklı kalmaya gayret eden insanların hayatına izler bırakıp da zevk almaktan vazgeçin artık. kimse peri masalı yaşamıyor, şunun bir bilincine varın. "ölmek istiyorum" diye gezinenlerin veya hayatında bir şeyleri yoluna sokmak için çaba sarf ettiğini iddia edip "hiçbir şey değişmiyor her şey aynı ve yalan yeaa"nın arkasına saklananların kendine verdiği zarardan çok dünyaya verdiği zarar beni rahatsız ediyor. hiç kimse güllük gülistanlık ya şa mı yor. anlıyor musunuz? en zengini de, orta sınıfı da, sokakta yaşamaya mecbur kalanı da. istisnasız herkesin bir meşakkatli gidişatı var ve bununla cebelleşmek kendi elinde. önemli olan dünya hayatı boyunca bunun varlığından şikayetçi olup söylenmek yerine olmayanı oldurmaya çalışmak, olmuyorsa olana erişene dek dünyayı ve kendi yaşamını güzelleştirmeye çabalamaktır.

    yaşamak istemiyor musun? aldığın her nefes sana zor mu geliyor? geçen her saniye kendine yeni bir şeyler katmanın ve gezegenin nimetlerini deneyimlemenin değersiz olduğunu mu düşünüyorsun? cevabı basit. o zaman siktir git sık lan kafana. sık. yapsana bunu? yapamazsın değil mi? sen çile bülbülüsün çünkü ve sen hariç hiç kimsenin büyük problemleri, çözemedikleri yok değil mi? kendi hayatına son veremeyecek kadar korkaksın, çünkü "yaşanacak güzel şeylere dair umudum kalmadı" "dünya bu kadar bir yer" gibi serzenişlerde bulunurken kendine yalan söylediğinin sen bile farkındasın. senin gibi insanlar ya geç bitecek ergenliğini tamamlayana kadar karşılaştığı durum ne olursa olsun eşlik ettiklerini süründürmekten ve bir farklılık yaratmak isteyenlere zarar vermekten başka bir şey yapmıyor, kendi ayakları üzerine bastığı ilk an "ben çok değiştim yeaa" diye triplere giriyor, ya da son nefesine kadar söylenmeye devam ederek anbean içten çürüyor. ben kendimi bildim bileli senin gibi insanları değiştirmeye, her insanın içinde olan o ışığa dokunup aydınlatmaya çalıştım ama yok, kişi kendi içinde kendini bu sefilliğe layık gördüğü müddetçe yaşamının bir sinek kadar değersiz görülmesine mahkum. hiç kusura bakmayın. senin o söylendiğin yasalar, çıkarlı insan ilişkileri, toplum kuralları, eline geçmeyen paralar, istediğini almana engel olan her şey var ya; hah onlardan büyük patlama'dan bu yana herkes şikayetçi. yalnız değilsin yani. hoş diyorsan ki ben bu halimden memnunum, o zaman arzu ve isteklerine ilişkin hiçbir insani faaliyeti yaşamaya hakkın yok senin. bir kere kendi hayatını değersiz görüyorsun sen, başkalarınınkiyle ortaklaşmaya ve onları sömürüp soldurmaya ne hakkın var?

    herkes kendine yetmeyi bilecek. şükretmeyi bilecek. inançlı veya inançsız, inandığı tek soyut değer var olmanın dayanılmaz hafifliği ve yaşamanın güzelliği olacak. gerçek acıyı tatmış ve bunu sanatına yansıtarak insanlara duyurmuş -neredeyse- tüm değerli ve yaşayıp geçirmiş insanlar toprağa karıştı bile. ama hepsinin senden bir farkı vardı, goethe yaşama kaygısı'nı anlatırken kendini ve dünya sızısının amacını sorguladı. sokrates son savunmasını yaparken bir yandan kendi içindeki çatışmaları yönetiyordu. başardı veya başaramadı, fakat hissedip bize aktardıkları gerçekti, gerçek. aşık veysel kara toprağı anlatırken bir kuru ekmek parçasıyla karnını tok tutmayı bilerek tıngırdatıyordu bağlamasını. dolayısıyla şu yüzyılda hele ki bir sevdiğini toprağa vermeden, yirmili yaşlarında kendini iyi hissetmek için her türlü şeyi yaptıktan sonra "ben çok kötüyüm yeaa her şey hep kötü" diyorsan hayatının hak ettiği değer ignorelanmak. senin köpeksi hazlarından vazgeçmediğin ve sonrasında şikayet ettiğin o hayata sahip olmak için canından olmuş talihsiz insanlar gördü geçirdi bu dünya. özellikle orta yaşlarının sonuna varmadan da o rezil gidişatına söylenmek ancak ve ancak şark kurnazlığıdır.

    sen pencereni açtığında ciğerlerini ferahlatan havadan mutlu olmuyor, gülümseyen her çocuğun yarına bir umut değil de kaosun içinde sıkışıp kalmış bir kurban olduğunu düşünüyorsan odana kapanır ölümü beklersin. bunu istiyorsun demektir.

    yaşamak güzel şey kardeşim, her şeye ve herkese rağmen.
  • pek çokları gibi benim de ara ara girdiğim durum. hatta şu anda tam da ruh halimi özetler nitelikte. bence bunu insan kendi kendine yapmıyor. sadece kendi kendini üzmüyor. bu duruma gelene kadar ne kadar kazık yemiş olduğunu, insanlara artık hiç güveni kalmadığı, yaşamında önünde duran her şeyden, herkesten, her ilişkiden zevk alamayacak raddeye geldiğini/getirildiğini unutmamak gerekiyor. insanlar bencil.
  • olum gibi bir sey oldu ama kimse olmedi
  • ne demiş yazar? olmak ya da olmamak,işte bütün mesele bu.
  • tam olarak arafta kalma. bir yandan bu düzen nereye gidiyor.,böyle daha ne kadar yaşayacağım,istediğim hayat bu muydu diye yaşamı sorgularken bir yandan da her şeyin istenilen gibi olabileceğine inanma durumu.
  • elindekinin kıymetini bilmeyip şımarıkça tüketmektir her anı, her güzel şeyi. hani çocukken, belki milyonlarca çocuğun sahip olamadığı bir oyuncak alındığında sana, iki oynar sıkılırdın ya, kırar atardın bir kenara, bir daha yüzüne bakmazdın. aynen o şekilde aslında deli gibi zevk alınabilecek, başkalarını mutluluktan delirtecek şeyler varken elinde, hayattan zevk almamak tribine giriyorsun. şimdi gözlerini kapat bir süre, kansere yakalandığını düşün, sağlıklı yaşadığın geçmişte karşılaştığın ve elde ettiğin şeyleri düşün, bunlar;
    - aşk olabilir,
    - güzel bir bahar sabahı yüzünü yalayan bir esinti,
    - sokakta süt verdiğin minnoş kalpli bir kedi yavrusunun cılız miyavlaması,
    - şöyle dolu dolu bakılan gökyüzünün o muhteşem mavisi,
    - doğa yürüyüşü esnasında keşfettiğin küçük bir pınardan eğilip su içmen,
    - okuduğun bir kitap, seyrettiğin film,
    - babaannenin yaptığı leziz yahni vs. olabilir. ne kadar da kıymetli ve yaşanası şeyler olurdu değil mi? bunların güzel ve keyifli olabilmeleri için kanser mi olman gerekiyor kuzum? yaşamaktan zevk almamak ne demek? şimdi elindeki klavyeyi, pc'yi, instagram'ı, facebook'u bırak, dışarı çık ve kaldır kafanı havaya bulutlara bak, güneş değsin tenine, bir anlığına unut tüm her şeyi, 13 milyar yaşındaki ucu bucağı olmayan evrende sahip olduğun küçüklüğe rağmen var oluşunun keyfini hisset taa hücrelerinde. yaşa hayatı hiç ölmeyecekmiş gibi.
  • ikisi birlikte pekala mümkündür, hatta gayet de yaygındır. hayatını bir ideal uğruna feda etmiş ya da tüm ömrünü insanlık adına bilimle uğraşmış ve zamanı yetiremeyen insanları bir kenara koyarsak ölümden en çok korkan ve en uzun yaşamak isteyenler, genel kanının aksine hayatı en iyi şekilde yaşayanlar değil, bunun tam tersidir.

    yaşadığı hayatın bir boka benzemediğini düşünen kişi çok uzun yaşamak ister, olur da şansım döner, yaşayamadığım yılların acısını çıkartırım diye.

    çaresi nedir derseniz büyük oranda şans derim. insanın başka insanlara ihtiyacı var her anlamda ve karşına iyi, kafa dengin insanların çıkması ve hayatında kalması büyük oranda şans. ama kişinin kendi kendine yapabileceği bir şey de var. bıkmadan, küçümsemeden, yeri geldiğinde sapık gibi -aldırış etmeden- küçük mutluluklar üretmeye çalışmak.
  • üstelik araftayım firardayım hastayım hattaaaaaa diyerek haykırasım geldi. tam olarak şu an içinde bulunduğum durum.
  • sonra sık sık köprünün oralarda gezmeler, gidip gelip ecza dolabını karıştırmalar, baba yadigarı silahla bakışmalar falan...
  • işte bunlar hep koynuna girip salya sümük rahatça, utanmadan ağlayabilecek bir insan olmamasından şu kodumunun hayatında.

    halbuki, "boşver lan, öleceksek de yanımda sen olacaksın" diyen bir yürek olsa yanımızda. pefff, yak abi yak zaten çok oldu ciğerleri mikeli.
455 entry daha

hesabın var mı? giriş yap