şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: ölesi gelmek)
  • (bkz: intihar)
    (bkz: otanazi)
  • hayat yorgunu olma durumu
  • kafka'ya göre,anlamaya başlamanın bir göstergesidir.
  • ölmeyi istemek, aslında çok genel bir çerçeve içinde incelendiğinde, çaresizliğin ta kendisi gibi duruyor. ancak çaresizlik durumundaki bireyin, önceden bu durumda olmamış olması kesinse, yani sürekli bir çaresizlikten muzdarip değilse, o halde mutlaka bir şey(ler) yitirerek bu pozisyona düşmüş demektir. kaybettiği şey ne olursa olsun, onu yıkıma götürmüştür. o halde şöyle bir diziyle karşı karşıyayız; normal -> kayıp -> çaresizlik. bu durumun kesinlikle dünya algılayışıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. insan ölmeyi istediği noktada, bir şeyi yitirmiş olduğuna dayanıyorsa, o halde insan bu dünyadaki herhangi bir şeye bağımlı olabilen varlık olmasından ötürü, hangi inanç sistemiyle veya felsefe akımının açıklamasıyla olursa olsun, bir şekilde dünyevi olandan kendini soyutlayabilerek ölmeyi isteme çaresizliğinden kendini sıyırabilir. bunun çok zorlanmadan bir yere vardığını görebiliyorum, o da şu; onca düşünce sisteminin bir şekilde insan mutluluğu için öneriler de bulunduğunu düşünürsek; bilge kişi ne olursa olsun ölmeyi istemeyecek kişidir. tabi bu şu demek değildir; ölümden nefret etmek veya ondan korkmak, bunları asla kastetmiyorum. demek istediğim bütünüyle; ölmeyi istemek düşüncesinden uzaklaşmaktır. epikurosçu "ölüm varsa biz yokuz, biz varsak ölüm yok." ifadesinden aldığım ilhamla, varlığımızın ancak yaşamamızla açıklanabildiğini söyleyebilirim. tabi burada yaşam kavramını da iyi analiz etmek lazım; çünkü insan yaşadıkça ölme sürecindedir. ben bu satırları yazarken yaşıyorum, ancak bir taraftan da ölüyorum. sizler bu satırları okurken yaşıyorsunuz ancak bir yandan da ölüyorsunuz, yani yaşama süreci aynı zamanda ölme sürecidir. o halde ölmeyi isteme'nin de bu açıdan ratio'su tümüyle ortadan kalkıyor. çünkü insan zaten ölüm denizinin üstünde bir gün batacağını bilerek bir kayığın içinde yaşamasını sürdürüyor. ölmeyi istemek bu yüzden bana göre; çaladüşüncenin ürünüdür.

    romalılarda bir söz varmış. birinin ölümünü bildirecekleri zaman vixit diyorlarmış, vixit yani "yaşadı". o kaba romalılardan çıkmış aslında ne kadar da ince bir ifade. "yaşadı" ve ilginçtir; ölen biri için "bir zamanlar yaşıyordu" demiyorlarmış; "yaşadı" diyorlar. bilerek imperfectum değil de perfectum zaman kullanıyor. burada dramatize edilmiş bir yaşamdan bahsetmiyoruz, ölüm gibi yaşama da doğal bir süreçtir. perfectum'un kesinliği bana bu duyguyu veriyor, imperfectum zaman ise bu duyguyu vermeyebilirdi; her ne kadar "yaşıyor olmak" bir süreci anlatıyorsa da. burada romalı kesinliği vardır, o yunan estetiğini andıran bir süsleme yoktur. o zihin şunu da söyler "vivorum meminerimus" yani "hayattakileri hatırlayalım." veya "ölüleri bir kenara bırakalım, hayattakilere bakalım biz" gibi. o kafadan çıkmış ifadeler kesinlik taşır, bunu biraz irdeleyin, hissetmeye başlarsınız. fortuna fortes der mesela o kafa. "talih cesurlara yardım eder" böyle kesindir ifadeler neyse tekrar iç açıcı bir konu olan ölmeyi istemek'e döneyim. (oy iç açıcı!) yaşadı ile öldü ne kadar doğalsa, doğdu da o kadar doğaldır ya; o halde birbirlerini takip eden bu üç farklı vakadan her biri, diğerlerinden pay almıştır veya alacaktır. doğan biri yaşar ve ölürken, yaşayan biri hem doğmuş hem ölecektir. ya da ölmüş biri hem doğmuş hem de yaşamıştır. bu tabi doğanın işleyişinin gereğidir. başlar, sürer ve biter. o halde sürme aşamasında, yaşadığını sorgulayabilen tek canlı olan insanın, birbirinden pay alan bu üçlü düzenin tekerine çomak sokmasının bir manası yoktur. başta belirttiğim kaybedişler, yitirişler insanı ölmeye itekleyiyorsa burada bir sorun vardır. öncelikle bu sorunun ne olduğu anlaşılmalıdır ki; kişi ölmeyi istemek'ten vazgeçebilsin -ya da şimdi aklıma gelen bir şeyi söylemek istiyorum; vazgeçsin veya vazgeçmesin; bu entirimin böyle bir niyeti yok ben sadece sorunun ne olduğunu görebilsin istiyorum, sorunun ne olduğunu anladıktan sonra da ölmeyi istemeye hala devam edebilir, keyfi bilir- .

    buradaki sorun bana göre; kişinin neyin kendisine ait, neyin de ait olmadığını bilmemesinden kaynaklanıyor, en kısa tabirle bu. quantum satis demişler, boş yere değil bu. yani ayarını, dozunu iyi bileceksin. elinde, eteğinde olan her şey sana mı aittir, ki yitirdikten sonra ölmeyi istiyorsun? bunun için kendime döndüğümde; benim de bir gün mutlaka ölmeyi istemiş olduğumu ya da olmamışsam da olabileceğimi görüyorum. her şey ekşi sözlük'te yazmaya benzemiyor, bir gün kendimi bu dehlizin içine düşmüş bulabilirim. bana ait olduğunu düşünmek suçundan ötürü böyle bir cezaya çarptırılmayı hakedebilirim. bana ait olan şeylere bakınca, dün ne varsa, bugün de o şeylerin olmasını istiyorum. bunu istediğim zaman, kaybedecek şeylerim olmuş oluyor. bu ne demektir? bu şu demektir; terentius'un bir eserinde geçen (ter. andr. 630) "bana en yakın olan ben kendimim" yani o müthiş latincesiyle; "proximus sum egomet mihi" inancından (bakın buna gerçeklik demiyorum, inanç diyorum.) "bana en yakın olan sahip olduğumu düşündüğüm şeylerdir" inancına saplanmış olduğumdan, mutluluğumu buna bağladığım sürece, sahip olduklarımı yitirdiğim an mutsuz olurum, kendimi çıplak hissederim (oysa çıplaklık ne güzel bir şey. tabi geceyarısı magazin programlarında ergenlere masturbasyon malzemesi olan tiplerin çıplaklığından bahsetmiyorum.) bunun sonucu da çaresizlik ve en nihayetinde ölmeyi istemek'tir. ölmeyi isteyen kişi, benim fikrime haddini aşan kişidir, aynen ağaca hızar vurmak gibidir, eminönü'nde kıt yeşillikteki laleleri koparmak gibidir, doğanın akışının belirlediği ölçüye "bedene sahipliğin" verdiği bir güvenle saldırmaktır, onu manipule etmektir. bunun cezasını dinler verdiğini iddia ediyor (allahın verdiği canı allah alır vs.); yunan tragedyası da zaten hybris diye bir yasa koymuş, sen ona düşersen bir şekilde karşılığını bulursun. çünkü evren gibi, insan da ad infinitum'dur, ad interim değildir. yani sonsuzdur ama geçici değildir. nereden bakarsanız bu böyledir. ruha inansanız da inanmasanız da insanın bir şekilde toprağa karışıyorsa; o yolla, eğer külleri nehre, şuraya buraya fırlatılıyorsa da o yolla bir şekilde doğaya karışıyor. toprak altında bedenimizi kemiren kurtların yok olduğunu düşünemeyiz, zaten doğada yok olma yoktur. kurt 'un midesinde dönüşeceği yeni veçhenin derdine düşüyor insan. öyle acayip bir devinim. ha ruh diye bir şeye inanırsanız, o zaman işiniz daha kolay. zaten ruhun var olduğunu söyleyen her inanç sisteminde, ruhun boyut değiştirerek yaşadığından söz ediliyor. yani ölmeyi isteyen kişi için kaçış yoktur. aslında şöyle bir başlık açılabilir, ben açmayayım da başkası açsın; boyut değiştirmeyi istemek, böyle bir başlık açılabilir. gayet de güzel olur, o başlıkta da bir şeyler karalarız hep beraber. boyut değiştirmeyi istemenin dünyevi nedenleri üzerinde tartışırız ama biz şu an başka bir başlıktayız, çok fazla zamanınızı aldım, o yüzden ufak bir kapanış paragrafıyla kapatayım entiriyi.

    insan olabilecek en iyi dünyada mı yaşıyor, çok tartışılabilir. ama ben bunun çok da önemli olduğunu düşünmüyorum açıkçası, zaten ölmeyi istemek durumu bütünüyle dünyanın güzelliğiyle falan alakalı bir şey değildir, benim düşünceme göre; kendisine dönememiş, sahip olduğunu düşündükleriyle yaşamayı hazmedememiş (bunu asla para, mal mülk olarak değerlendirmeyin, daha derin düşünüyorum; yani nefes alıp vermek. bu bile yeter mesela.) insanlar, yaşamanın alius et idem yani farklı ve aynı olduğunu yani daha net konuşursak; bunun değişken olduğunu (boethius, felsefe'nin tesellisi'nde kaderin hem alan hem veren olduğunu söyler. bu yüzden kader aldığında üzülmek yersizdir.), bu değişkenliğin de aslında insanın kendisine dönmesiyle problemsiz hale getirebileceğini, yük olmaktan çıkacağını bildiklerinde artık ölmeyi istemez hale gelebilirler. çünkü yaşamak, çok salakça veya mantıksız gelebilir kimilerinize ama; gerçekten özel bir şeydir. doğmuş olmak'ı düşünün ne kadar özel bir şey, hele ki doğrulmuş olmak, ne kadar manalı, nefes alıp vermek hatta doğanın belirlediği sınırlar içinde ölmek, adım adım, saniye saniye yaşarken ölmek, ne kadar özel bir şey. evet aniden kapa entiriyi.
  • bazen yanlış anlaşılma sonucu gerçekleşendir "olmeyi istemek" durumu.

    dünyadaki kötülükleri bahane ederek ölmeyi istemek fiiliyatını gerçekleştiren varsa şuna bir baksın bakalım, belki vazgeçer:
    kotuluk dunyanin guzelligi icin zorunludur
  • (bkz: olur öyle)
  • (bkz: a dying wish)