şükela:  tümü | bugün
  • içinden çıkılmaz bir duygudur. herhangi bir anda bazen* tanıdık bir koku aklınıza düşürüverir onu. önce tebessüm edip iç çekersiniz sonra tuzlu gözyaşlarının tadı eşliğinde burnunuz sızlamaya başlar. gözlerinizin önünden arı uçuşu hızında onunla yaşadığınız anlar geçer ve telefon edip hiç olmazsa sesini duyma isteği dayanılmaz olur. hatta bazen eliniz telefona gider ve bir anda telefonun öbür ucunda onun sesini bir daha hiçbir zaman duyamayacağınızı bir kez daha hatırlarsınız.

    işte o an yaşama sizi sıkı sıkı bağlayan ipleriniz gözyaşlarınız eşliğinde kopar hem güler hem ağlarsınız.
  • zor bir gün geçirmişsinizdir, her şeyin üstünüze üstünüze geldiğini düşündüğünüz bir anda shuffledaki playlistte birden içinizi en çok acıtan şarkı çalmaya başlar, ışıkları söndürüp yatağa girmek istersiniz, yapamazsınız, ertesi güne yetiştirilmesi gereken sorumluluklar vardır, telefon çalar, karşıdaki ses son derece şen şakraktır, dünyada hala mutlu insanlar olduğunu hatırlamanız işinize yaramaz, bir bahane bulur kapatırsınız telefonu, kalbinizi sıkan o burgu nefes almayı gittikçe güçleştirmektedir, birden her yer aydınlanır, aklınıza o'nu aramak gelir, bi tek o anlayacaktır, eliniz telefona gider, bi alev sarar sonra telefonu birden, geri kaçar eliniz, o yoktur artık, aradığınızda orda olmayacaktır, telefona "bu muydu kafana taktığın şey, atla gel hemen" diye cevap vermeyecektir, "hadi güldür beni çok mutsuzum" dediğinizde dünyanın o en güzel gülümsemesiyle "palyaçon muyum ben senin" diyemeyecektir bir daha, gitmiştir, çok da uzun zaman geçmiştir üzerinden, alışamamışsınızdır, aklınıza birden o hasta yüzüyle benzer bir problemle boğuşmakta olan sizi neşelendirmeye çalışması gelir, ağlarsınız, tıpkı konuşmaya hali yokken sizin mutsuzluğunuzu gördüğü, çaresizce çabaladığı için delicesine üzülüp arka odaya gidip sessizce, o duymasın diye yumruklarınızı ağzınıza bastırıp ağladığınız o akşamki gibi ağlarsınız, telefonda ettiği sitemler gelir aklınıza, "özledim seni" deyişi, nihayet yanına gidebildiğinizde çektiği acılar yüzünden ona sıkı sıkı sarılamayışınız, hastane günleri gelir, herkesin koridorlarda birbirine moral vermeye çalıştığı, o morallerin onun çektiği acılara en ufak bir faydasının olmadığı o günler gelir, taş suratlı doktor ve hemşireler imgelenir kafanızda, ürperirsiniz, sessiz sessiz ağlayışı gelir gözünüzün önüne, sonra gittiği o gün gelir aklınıza, 5 dakikalık yolu "acaba geç kalır mıyım" denen dünyanın o en lanet korkusuyla adeta ışınlanarak alışınız, sonra yan odadan gelen dünyanın o en ızdırap verici seslerine kulağınızı tıkamaya çalışmanız ve gidişine engel olamayışınız gelir, o gittikten sonra inanamamanız, inanabilmek için herkesin engel olmasına rağmen gidip yüzüne, kendinizi bildiniz bileli hep içleri gülen ama artık hiç açılmayacak olan o gözlere bakışınız gelir aklınıza, belki daha buralardadır diye çaresizce o gözkapaklarının titremesini bekleyişiniz gelir aklınıza, kolunuzdan tutup içeri götürülüşünüz, ilk bulduğunuz omuza yaslanıp hayatınızda daha önce hiç ağlamadığınız kadar içten ağladığınız o an gelir aklınıza, içiniz daha da çok ezilir, ışıkları söndürür ve yatağa girersiniz, uyuyamazsınız, o günden sonra gecelerce uyuyamadığınız gibi.
  • olumden baskasi yalan sozunun dogrulugunu cok aci bir sekilde bastan anlamaktir.
  • dünyanın en çaresiz hissidir, her şey onarılır, bu onarılmaz.
  • (bkz: çaresizlik)
  • beyhudedir
  • acıtır
  • hayat, olup bitenlerden habersiz akip giderken, hayata giden butun yollarin tikanmasidir. oyle nefessiz kalinir ki geride kalani olume yaklastirip ona* sempati duymasina neden olur..
    fazlasi kisiyi elbet aradaki mesafeyi kapatacak bir yol bulmasini saglar.. oyle de boyle de..
  • yasayanlardan ümit kesildiginde gerceklesmesi daha kolay olan durum.
  • en imkansız özlem..
    dokunulmaz, paylaşılamaz..
    alışılmaz, yok sayılamaz..
    bitmez, azalmaz..
    hep kalan tek özlem..
    nefes nefes yaşanır.. yanı sıra beklenir..