• dün pür neşe eve giderken yolda gördüm. ben görmeden önce bir küçük bir kız görmüştü, annesine gösterdi. annesi şöyle bir göz attı ölü kediye, hemen başını çevirdi, durup bakmadı, belki kızını acı gerçekten korumak, belki açıklama yapmaktan kurtulmak için, belki de içi elvermediğinden... kız biraz daha çekiştirdi annesini, annesi de onu. kilisenin duvarına sokuldum iyice, anne-kız rahat geçebilsinler diye. onlar geçip gidince ben gittim, az önce küçük kızın durduğu yere.

    ölü kedi yerde yatıyordu, pis değildi, yaralı değildi, ağzından ve gözlerinden damlayan bir sıvı, minik başının altında minicik bir göl oluşturmuştu. sıcak yaz gününde, serin kilise duvarının dibine yayılmış bir kediden farkı yoktu, ama o kedi ölmüştü. pis değildi, yaralı değildi, yaşlı değildi. durup dururken ölmüş gibiydi. orada durdum kaldım, ben kediye baktım, kedi bana bakmadı. baktıysa da ben görmedim. ama insanlar baktı bana, kediye bakmadılar, bana baktılar, sanki kaldırımda dikilen biri, ölü bir kediden daha ilginçmiş gibi.

    sonra ben yoluma devam ettim, kediyi kaldırımdan çekmeye cesaret edemedim, ama aklıma takıldı, " kediler ölünce nereye gidiyorlar " diye düşündüm...

    bugün bir arkadaşım da bana dedi ki, " bu dünyada nasılsa öbür dünyada da öyledir herhalde... "
  • yol alırken karşınıza çıkar, yol kenarlarında görülür, dikkatsiz bir sürücü, onun acelesi ya da sadece hız tutkusu olabilir sebebi. sebebi bilinmez kedi cesetlerinin. belki de intihar etmişlerdir, böyle düşünürüm bazen. bağırsakları deşilmiştir, öylece dururlar. ölü kedileri de çöpçülerin topladığını düşünürüm sabaha karşı çöp arabası sesini duyduğumda bazı geceler. ve dizeler:
    "yol kenarlarında kedi ölüleri aramayı bıraktığında gözlerim/eve dönüyor olacağım."
  • ankara'da, eskişehir yolu üzerinde, konutkent yakınlarında bol miktarda, ezile ezile orkid ultra inceliğine dönüşerek yolla bütünleşmiş versiyonları bulunur. yanına gidip incelediğinizde çizgi filmlerde görüp de gerçek hayatta olmaz dediğiniz şeylerin aslında olabileceğine dair somut kanıtlar elde edersiniz.

    ayrıca (bkz: slyvester'in üzerine piyano düşmesi)
  • az önce gördügüm kedi
    elimde öldü
    servisten inmiştim. yolda kıpırdayan kediyi gördüm
    elime aldım veterinere götüreyim diye
    ama 10 adım dayandı
    can çekişmesi hala gözümün önünde
    vucudunun agırlıgı hala kollarımda
    belki toy ve deneyimsiz korkak ve heyecanlı oldugumdan
    ellerim titriyor hala. ellerimde öldü. cansız agırlıgı gogsume oturan bir kabus gibi ve daha ne kadar kusabilirim unutmak için bilmiyorum
    yolda hızlı gitmeyin
    o frene abanmayın kediler ezilmesin. ezilmişini görmek sırf kötü yapıyor sanırdım ama titreye titreye ölü kedi olmasını görmek ne fena şeymiş herşeyimi aldı bir anda
  • otoyollarda bazen bir şey ilişir insanın gözüne. klasik şöminenin yanındaki ayı postunun 20-30 santim boyunda hali gibi bir şey... sonra ezilmiş, iyice dümdüz olmuş bir kedi olduğu anlaşılır. zihinde kalan bir anlık görüntünün ayrıntıları hatırlanır. tamamen tekir mi, yoksa beyazlı mı? üzüntü, sanki maddi varlık kazanmış, ama anlamını kaybetmiştir. televizyondaki savaş görüntülerini seyretmek gibi bir şey. hissizleştikçe hayatın anlamı da azalıyor galiba.
  • garajıma girerken gördüm bunlardan bitane...

    ilk başta yatıyor sandım, arabayla çok yaklaşmama rağmen hareket etmiyordu....ufak birşeydi. dürttüm, fakat hareketsiz yatıyordu hala. anladım orada öldüğünü.

    hemen aradım belediyeyi, kediyi kutuya koymak için kaldırdığımda başının altında kan gördüm. fiziksel bir darbe ile ölmüştü kedi.

    bilmiyorum neden veya nasıl öldü. belki de arabanın altında uyurken ben çiğnedim...ama çiğnenmişe benzemiyordu, motoru çalıştırırken uyanmış olması lazımdı en azından.

    içimi çok kemirdi bu, çok üzüldüm. koyduğum kutuda üzerini örttüm, çiçek bıraktım. kendimi bir nevi iyi hissettirmeye çalışıyordum.

    o günden beri her sabah arabanın altına bakarım kedi varmı diye.
  • sabahımın köründeydi bugün, çöp tenekesinin yanına atılmış/uzaklaştırılmış/yoklaştırılmış/tı.
    dış etkenler nedenli bir ölüm olduğu çok belliydi, kan kırmızısı kürk rengine sahip bir kedi görmemiştim daha önce ben.
    ona bakabildiğim zaman süresi en fazla 2 saniyedir sanıyorum...daha fazla değil. pek iyi değilim bu konularda, "o an"larda pek uzun kalamam.
    ama iki saniye bile yetti o fotoğrafın beynime kazınmasına. insan nedenliydi ölümü belli ki. başka hangi etken beynini çıkartabilirdi kafatasından?
    araba kullanan bir insan?
    insanın sadece kendisi olması bile yeterli, öldürme konusunda üzerimize yoktur ya hani. bu zamana bu çağa getiren bizi beynimiz ya hani. piramitin en üstündeyiz ya!
    yedik! içtik! siktik! ya hep hani... bir kedi öldürmek ne ki?
  • insan da dahil pek çok canlının ölüsünü görmüşlüğüm olmasına rağmen nedendir bilmem ölü kedi veya köpek görünce yaşım 34 olmuş dayanamam. ölü kedinin günahı yoktur diye mi, ölümü ya da bir sokakta ölüm yolculuğuna başlaması insanın günahıdır diye mi bilmem ama içimi ayrı bir sızlatır. öyle canlı bir hayvanı hareketsiz görmek ölümü suratına çarpar insanın
  • yan yana gelmeyecek iki ayrı kelimenin karşılığıdır.

    hiçbir canlının üzerinde, kedinin üzerinde durduğu kadar eğreti durmaz zira ölüm. o rigor mortis uğrayınca kediye, bir başka şeye dönüşür kedi. sıcacık bir kucaktan, buz gibi bir betona dönüşür. ıpılık akan bir sudan, taşlaşmış alçı bir figüre dönüşür. güneşte yanan bir cam parçasından, toprakla kaplı elmasa dönüşür. bunca güzellik, bunca masumiyet ölemez, ölmemelidir. bir kedi ölünce, dünyanın toplam güzelliğinden büyük bir pay götürür.

    ben isterim ki, bu dünyada bu konsantre masumiyete hiç ölüm olmasın. sokaklara akan kanlarını geri vereyim isterim, minicik ağızlarından kopup giden nefeslerini. usul uykularının renkli rüyalarını ben toplayıp biriktireyim onlar için. yiyemedikleri ciğerlerini, erişemedikleri sütlerini, bulamadıkları mamalarını ben kaçırıp getireyim onların huzuruna. sakin göğüslerinde inip kalkan huzuru ben emanet alayım. kırları, çimenleri, koşup oynanacak geniş toprakları onlara ben sunayım. acılarını, kimsesizliklerini, üşüyen patilerini, dağılmış yüzlerini ve ezilmiş kürklerini ben unutturayım. ürkmüşlüklerini, sinmişliklerini, parmaklarımın ucunda bıraksınlar. ışıkla canlanan gölgelerini ben okuyayım gözlerinde. vahşi kavgalarını ben yatıştırayım, bir kedinin dahi zararı dokunmasın bundan böyle bir kediye. yumuşacık tüylerle kaplı bir evrene bırakayım onları, her gece yüzümü saklayıp uyuduğum ipekli gerdanlarındaki gibi.

    her şeyi görmüş ve anlatamamışken, yol kenarlarında, klinik masalarında, çöp kutularında, kar yorganlarının üstünde öyle kaskatı yatmak onlara reva değil.