şükela:  tümü | bugün
  • edebi eserlerin beyaz perdeye aktarılmasına karşıyım fakat bu eser eksikleri olmasına rağmen beyaz perdeye gayet başarılı bir şekilde yansıtılmış. bana göre kitabı okumaktansa filmini izlemek daha zevkli. bu görüşüm sadece bu eser için geçerlidir. yukarıda bahsettiğim gibi edebi eserlerin beyaz perdeye yansıtılması doğru değildir ve okunmasında fayda vardır.
  • kadıköy tiyatro festivali kapsamında izlediğim beni tatmin etmeyen oyun. oyunculukları çok abartılı buldum. kesinlikle filmi çok daha iyi.
  • oyunu; film ve kitaptan bağımsız değerlendirmek oldukça zor. bu yüzden eleştirirken o dezavantaja rağmen sahneye konulduğunu unutmamak lazım ki ben de biraz önyargılı gidenlerdenim. buna rağmen oldukça keyifli aktı gitti.

    geçiş müzikleri çok güzeldi. genç oyuncuların heyecanı da görülmeye değerdi. can gürzap tüm karizması, mis gibi ses tonu ile kendini çok da göz önünde tutmaya çalışmadan, olağanca rahatlığıyla sahnedeydi. işini iyi yapıyor olduğunun farkında olan insan özgüveni bambaşka bir şey. bunu görebileceğimiz çok az insan var bu ülkede. kıymetlerini bilmek gerek.

    oyunda; kitapta ve filmde yer alan bazı kısımlar yok. bunları azıcık gözünüz arıyor.
  • izlediğim en güzel filmlerden birinin oyunudur ve oyun boyunca filmin her bir karesini ezbere bildiğimi göstermiştir. bu nedenle sahnelemesi bence riskli bir oyundur.
  • önce kitabını okuduğunuz eserlerin filmlerini beğenmezsiniz ya hani...
    aslında bunun temel sebebi, bizim zihnimizde kendi deneyimlerimizden bir hayaller tablosu oluşturup onu resmetmemizdendir.
    işte; ölü ozanlar derneği, kitabını önce okuduğum halde filmini hiç yadırgamayıp olmuş bu dediğim nadir eserlerdendir. oyununu da merak ediyorum.

    herkesin, en geç üniversiteli zamanlarında okuması ve sonra izlemesi gereken eserdir.
  • dün gece bursa akkm'de sahnelenen oyun.

    ne kitabını okumuş ne de filmini izlemiş biri olarak söylemeliyim ki beni derinden etkiledi. iki yerde ağladım: biri intihar sahnesi, diğeri de finaldi.

    anı yaşa! iradeni sisteme ve ailene bu kadar kaptırmışken, nasıl kendin olup anı yaşayacaksan... tek hissettiğin esaret. başkalarının belirlediği normlar şekillendirecek senin hayatını. hiç sana uymayan bir kalıba sokarak canını yakıyorlar. sıkışmışlık ve boğuluyormuş hissi... neil ve diğerleri gibi... her biri birer çaylak ama kendini bulup anı yaşayabilmek için yaşama meydan okuyan cesur neil, artık ölü ozanlar derneği'nin bir üyesi.

    can gürzap... karizmasıyla zamana meydan okuyor. bakışlarıyla oynuyor. keating, yaşama dair mesajını şiir yoluyla yaymaya çalışan tutkulu bir misyoner. can gürzap da bu mesajın bizlere ulaşmasını sağlamak için bedenini keating'e sunan bir konak. karakterin ruhuyla o kadar bütünleşmiş, onu öylesine anlamış ve hak vermiş.

    oyunla ilgili eksik bulduğum tek şey, keating ve öğrencilerin arasındaki etkileşimin az oluşu. onlara ilham verecek, hayata bakışlarını değiştirecek kadar zaman geçirmediler sanki. bunu orjinalini bilmeyen biri olarak yazıyorum. sahnede daha fazla keating (can gürzap) görseydik, daha iyi olurdu.

    ve bendeniz, her nefesle ölüme biraz daha yaklaşırken, sahnede izlenmesi gereken aktörler listemde birini daha check ettim. listem kabarık ve zaman daralıyor. tik tak!
  • yıllar sonra tekrardan izlediğim ve bana yaşadığım bir anımı hatırlatan filmdir. anlatayım efendim.

    1999 yılında kütahya'da bir yatılı okulda lise eğitimine başladım. bir nevi welton lisesi gibi katı kurallara sahip bir okuldu. lise 2. sınıfta ingilizce derslerimize ali çankırılı gelmeye başladı. oğlu kütahya'da üniversite kazanınca taşınmış oraya ve bizim lisesin de ingilizce öğretmeni ihtiyacı olunca kaderin güzel bir cilvesi ile hocamız oldu. farklı tarzı vardı. sınavları kitap, defter açık yapardı. anadolu lisesi okuyordum ama ingilizcem ingiltere'ye yeni göç etmiş pakistanlıdan daha kötüydü. kopya onun için yanındaki arkadaşının kağıdından bilgi çalmaktı. kitap ve defteri açık yapardı ki; araştırma yönümüz güçlü olsun. kendisi 12 kitap yazmış uzman bir pedagogtu. yani bizim yaşımızdaki gençlere nasıl davranılacağını iyi bilirdi. ve bu ali hocanın bir de huyu vardı. derslerde film izletmek. haftada 8 saat ingilizce dersimizin 4 saati film izlemek ile geçerdi. işte bize izlettiği ilk film ölü ozanlar derneği idi. bir başka huyu da öğrencilerine kendi kütüphanesini açması oldu. yüzlerce kitap getirirdi. biz istediğimizi seçer ve okurduk. bitince götürür yenisini alırdık. işte bu uygulama hayatımın dönüm noktası oldu. bana bir gün bir kitap verdi. o zamanlar ben şiiri sadece ibrahim sadri'nin kasetlerinden bilirdim. murat başaran'ın sevmek ölmekle başlar kitabını vermişti. ilgimi çeken bir ismi vardı.

    ben kitabı okudum ve içimde birden yazmak gibi bir his oluştu. lise 2. sınıf yani 16 yaşında. ilk yazdıklarımı görmüştü bir tesadüf eseri. okumak istedi ama ben çekindim. todd anderson'un ilk şiirini okuması gibi. okudu ve yazmam gerektiğini söyledi. benim şiir yazma maceram bu şekilde başlamış oldu. ardından bize izlettiği film good will hunting oldu. onda da çok şey öğrendik. filmi öyle izletmezdi. önemli bir sahnede durdurur ve fikirlerimizi sorardı. filmi derinlemesine izlemeyi öğrendik onunla. ardından diğer filmler. dram tarzı olan ve imdb yüksek puanlı filmlerin çoğunu izletti bize. sadede gelelim.

    ali hoca benim hayatımda john keating gibidir. yaşadığımız günü yakalama konusunda bir çok tavsiyelerde bulundu. ve aradan geçen yıllara rağmen halen görüşürüz kendisi ile. bir bakıma hayatıma dokundu. hayallerimin olması gerektiğini ve onların peşinden gitmem gerektiğini hatırlattı hep. en zor kararlarımın öncesinde onu arardım. ve bana hep "carpe diem" derdi. ormanda yol ikiye ayrıldığı zaman sen hep en az kullanılmış olandan git derdi. hocamı çok özledim. filmi izledikten sonra o günleri tekrar yaşadım. ailem de neil'in ailesi gibiydi. mesela ben edebiyat ile ilgili bir bölüm okumak istedim izin vermediler. çok mücadele ettim ama intihar etmeye de bir tarafım yemedi.
  • mutlaka izlenilmesi gereken filmdir, öğretmenliğe dair önemli ayrıntılar vardır. düzene boyun eğmek zorunda kalan bizlere edebiyatın nasıl soluk aldırdığı da vurgulanmıştır.
  • dünya tarihinin en sıkıcı filmlerinden biridir.
    orta okul'da izletmişti türkçe öğretmenimiz.
    lan yemin ederim ders işlemeyi tercih ederdim.