şükela:  tümü | bugün
  • hayalet ıslığı'nın 2 numaralı şarkısı:

    ---

    neyin peşindesin, bu mabet hangi mabet?
    ailecek bi kovboy filmi izlemek be saadet
    bak bu şehrin şakaları, beni bi gün gebertcek
    halıda araba gezdiren çocuklar boyuna gülecek
    günahı boynuma, arada sana da giydirmişsem
    pek de kale alma ölüler konuşamaz ki zaten
    o gün o küllerin yanında, dikildi kaybeden
    -seninle iftihar ediyorum, böyle yangın görmedim ben-
    kumarbazla ahbap kundakçıyla sırdaş
    onların bi kini var ki taş üstünde taş komaz
    sermet erkin'in o eski smokiniyle
    yollarından onlar geçtiğinde aklın varsa gülme
    çünkü hepsinin bileklerinde tek bi öfke
    merasim eşliğinde şarkı doldu ceplere
    dakikalarca dinlenildi ali tekintüre
    evinde patlayınca lamba benden haber bekle

    neyin emaresi bu perdeler, bu küller
    kim bilir kimin sesiyle tezgahımda kan biler
    adı bilinmeyen bi taşradan efsaneler
    onlar döndüğünde yıkılacaktır 200 evler

    kaçın la geliyo sahibi, değnek elde
    yine mi kaldın arkalarda söyle mümkün mertebe
    işte var bi lanet o evin arka bahçesinde
    estetik basenle kanımı çektiler gene
    sana demiştim, sen ölmeden belirttim
    oysa dakikasında simsiyah vapurlar izledim
    15'inde suç, 20'sinde banker
    -seninle iftihar ediyorum, böyle vurgun görmedim ben-
    tam teşekkül, bi rüzgar evine girsin
    az buz hainlik değil, değil etinden parça kestiğin
    koca bi yaz boyunca montun okulun askısında
    sana değil ben hala şaşıyorum bu kalyona
    bana inanma, cebimde şarkılar var
    bi kaç dakika sonra, patlar elbet lambalar
    sade sen değil, gülüyor sermet erkin
    sövmeyecektim ancak diyim, davetiyeni sikmeyim

    neyin emaresi bu perdeler, bu küller
    kim bilir kimin sesiyle tezgahımda kan biler
    adı bilinmeyen bi taşradan efsaneler
    onlar döndüğünde yıkılacaktır 200 evler

    ---

    c/p değil alınteri, bir hatam varsa mesaj atarsanız sevinirim.
  • ölüler konuşamaz 1

    ölüler konuşamaz. bu yüzdendir ki ölmek bu dünyaya gösterilmiş en büyük tepkidir. korkuyla yoğrulmuş bir hayatın, antik yunan tragedyalarıyla uzaktan yakından alakası olmayan, en basit haliyle ucuz ve kalitesiz acılarıyla bitirdiğinde aslında bu dünyadaki süreni, geriye bakıp bakmamanın, iyi yaşayıp yaşamadığının çok bir önemi kalmıyor. zira ölüler konuşamadığı gibi hissedemez de. ölüler bilemez hiçbir şeyi. kırık bir camın yere saçılmış yüzlerce parçası gibi bu dünyaya savrulmuş onca insanın her gün peşinden koştuğu, didindiği, uğraştığı, yaşlandığı işlerin sadece anlamsız olduğunu söylemek çok eskimiş bir ifade olsa da, tıpkı yıllanan şaraplar veya 18 yıllık pahalı viskiler gibi, eskiliği onu değersiz yapmıyor, ayağa düşmüş olması ise yanlış yapmıyor. bu sözü, doğru kelime mi bilemiyorum ama, yetersiz yapan şey devamını getirmemesi. bu yeryüzünde yaptığımız her şeyde bir anlam, bir arka plan, bir önkoşul yok zaten. karnını doyurmak isteyen bir aslan neden ceylan avladığını biliyor, hayatta kalmak istediği için. ama neden hayatta kalmak istediğini bilmiyor o gür yelesiyle bir afrika savannasında bir oraya bir buraya av peşinde koşan yaratık. peki devamı nedir, nasıl getirilmeli bu sözün devamı, ne yazıp çizmeliyiz ki bu söz bir yere varsın? bunun cevabını ancak ölüler verebilir çünkü hayatta kalmak denen şeyi yapmayan tek varlıklar onlar. ne demek bu? bir savaşta olmanın, elinizdeki dev silahlar ve belinizden sarkan tabancanızla düşmana koşmanın sizi savaşı anlayan biri yapmadığı gibi hayatta olmanız da sizi hayatı anlayan biri yapamaz. fakat ne zaman ki o savaş meydanından uzaklaşır, uzaklardaki bir tepeden her şeyi izlersiniz, işte o zaman siz savaşı daha iyi algılarsınız. bir şeyin içindeyken onu anlamanız zordur. zira bu yüzden ölüler hayatı en iyi anlamış kişilerdir. fakat hepinizin aklında dev bir gerçek var, biliyorum. ne demiştik? ölüler hiçbir şey bilemez. ölüler konuşamaz.
  • ölüler konuşamaz 2

    ölüler konuşamaz. bu yüzdendir ki dev bir kaktüsün binlerce dikenini andıran bunca insansı ve delici acı yeryüzümüzde bu kadar yer bulurken, yer altında huzurlu bir geleceğe emin adımlarla ilerleyen cesetleri çürümüş ölüler, kafalarına yerleşmiş huzuru, biz yaşayan sefil ve zavallı yaratıklara anlatamazlar. ölümü biraz da kurtarıcı olarak düşünmek gerekiyor çünkü nasıl ki tüm gökkubbe atlas'ın sırtına bindirilmiş ve altında ezilmiş de, yıkılsa da taşımaya zorlanmıştır, işte hayat da bizim sırtlarımızda böyle bir ağırlıktır. fakat yanlış anlamamak gerek, burada acılı bir hayatın ölümle bitmiş sonuna güzelleme yok, aksine hayata, hayatın ta kendisine karşı bir iğneleme var. bu hayat hiçbir şeydir. bu bahsettiğim dikenli acılar, aldığımız zevkler, sorguladığımız şeyler, umutlar, şevkler, tutkular ve tutsaklıklar hiçbir şeydir. buna rağmen, insan şimdide yaşayan bir varlıktır ve aslında bizim o göğün altınsa ezilmemizin nedeni de budur. 'şimdi' denen şey insana çok önemli gelir, biraz da öyledir ama bu kadar anlam yüklenmesi gittikçe daha da zararlı bir hal alıyor. bu acılar ve keyifler 'şimdi'de önemli, fakat 'şimdi' dediğimiz şey bitecek. hem de beklediğinizden yakın bir vakitte bitecek! keyifleriniz de bitecek, acılarınız da. acıların bol olduğu bir hayatı yaşıyorsanız, ki muhtemelen öylesiniz ve hatta kesinlikle öylesiniz ki bu satırları şevkle okuma hevesine sahipsiniz, benim size ölümü bir kurtarıcı olarak görün dememi lütfen bir intihar vaazı olarak algılamayın. aksine, yaşayın! yaşayın! yaşadığınız her şeyin zamanla hiçbir şeye dönüşüşünü, mutsuzluğunuzun ve mutluluğunuzun zamanla bir hiçe dönüştüğünü izleyin ve görün. altında ezildiğimiz göklerin aslında ağırlığı olmadığını görün. ve göreceksiniz de zaten, ölüm gelip sizi bu dünyadan aldığında her şeyi çok net göreceksiniz umarım ve anlayacaksınız. anlayacaksınız hiçbir şeyle her şeyin ne kadar da benzediğini. ölülere sormak isterseniz eğer bu yazılanlar doğru mu, her şeyi anladınız mı gerçekten diye; en az benim kadar iyi biliyorsunuz ki baylar ve bayanlar, ölüler konuşamaz.
  • ölüler konuşamaz 3

    ölüler konuşamaz. bu yüzdendir anlatacakları çok şey olsun veya olmasın, onlardan hiçbir şey duyamayız. aslında, ölüleri bilmem ama, insanların da birbirlerine söyleyecekleri pek fazla bir şey yoktur. bunu bir arkadaşım bir kitabın arkasında okuyup bana söylemişti sanırım. onu yazan kişi tam olarak ne düşünerek yazdı bilmesem de, benzer bir kanım da şudur: insanların birbirlerine anlattıkları şeyler genelde kendileri içindir, ya kendilerine hatırlatmak için, ya sanki başka birinden duymuş gibi olmak için, yüzleşmek için, ya da karşılığında bir şey almak için. gerçekten birbirimize söyleyecek bir şeyimiz yok, bir zamanlar vardıysa da artık yok. hepsini bitirdik, kitaplarca, kütüphanelerce, şehirlerce yazdık; yazmadıklarımızı da konuştuk, yüzyıllarca konuştuk ve binlerce yıl daha konuşacağız. her gün ağzımızdan celallenmiş bir şelale gibi dökülen yüzlerce kelimenin ardında bir şey görmek bazen o kadar zor ki, o kadar yorucu ki, tüketici ki... birisinin anlattığı bir şeyleri dinlemek bile bazen hafif bir bulutmuş gibi hissettiriyor insana, sanki söyledikleri her şey o bulutun içinden geçip masmavi göklerde kayboluyor, güneşe doğru ilerleyip en nihayetinde eriyip bitiyor o kelimeler, cümleler, sorular, mecazlar, kahkahalar, gülüşler. aman allah'ım, lütfen bu gürültüyü durdurun!* dendiği gibi aslında, söylenecek bir şey kalmadı, belki yazacak bir şey de kalmadı. tüm bu okuduklarınızı daha önce birisi söyledi, yazdı ve başkaları dinleyip de okudu. tükete tükete bitirdik, sanki ağızlarımız ve kalemlerimiz eski, çok güçlü, zalim ve hırslı emperyalist bir imparatorlukmuş da; söylenmesi gereken şeyler geri kalmış bir kıtaymış gibi, gözümüz dönmüş misali her şeyi söyleyip sömürdük. biraz sessizlik! biraz sessizlik! herkes bir günlüğüne sussa, herkes bir günlüğüne birbirimizle konuşmamızın bize ne yaptığını anlasa hiç kimse bir daha konuşmayacaktır. nereden mi biliyorum? ölülere sorun, hiçbir şey duymamak nasıl bir şey, sessizlik nasıl bir şey. ama durun, siz de biliyorsunuz, ölüler konuşamaz.