şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • kaçınılmaz son tek gerçek ,

    hepimiz , tüm sevdikleriniz sevecekleriniz ölecek .

    o yüzden yaşarken biraz daha anlamlı severek, tadarak yaşamalı buradaki hayatı .
  • kendimi uzun bir suredir alistirdigim mutlak son.

    sevdiklerim vefat ettiginde anilarini hatirlayip ozledigim icin cok uzulecegim.

    ben olurken neler olabilir onlara alistirdim kendimi. en iyisi bi anda bilincimin kapanarak gerceklesecegi olum. o zaman beynimin aninda ve direkt buyuk bir hasar almasi gerekiyor.

    digeri biraz daha kotu olani umarim olmaz. bilincimin acik oldugu bi sure gerceklesecek olan olum. ama ne olursa olsun son aci cekisim olacagi icin artik dayanacagim. napalim.

    olum anindaki yalnizlik hissini olmeden once kabullenmenizi ve o son duygunuzun korku olmamasini dilerim.
  • "bir kelimenin ağırlığı da varmış, onu anladım."

    pencere, mehmet zülfü yarcel
  • eyy ölüm!
    var mı senden daha yabancı bana
    var mı senden daha yakını bana
    hem çok uzaksın hem bir nefes kadar yakınımsın
    söyle eyy ölüm dostum musun yoksa bir el misin bana
  • so that when the moment comes
    i can say i did it all with love

    monument
  • bir şeylerin bitmesi gerekir ve biter.
  • bir son mudur yoksa bir başlangıç mıdır muallak olan olay.

    çoğu insan ölümden korkar. ben hiç korkmadım. küçüklüğümden bu yana sevdiğim kim varsa "senden önce öleceğim" dedim. sonra çocuklarım oldu, kaygı sebebi oldu ölüm. korkusuzluk yerini "ben ölürsem onlara ne olur" korkusuna bıraktı.
  • ben ölümden korkmam, ölümü severim...
    ölümü sevdikçe uzar ömür, korkaklara ölüm...

    (bkz: hoca baba amca ben)
  • bir sonraki kuşakların var olabilmesi için en gerekli olgu.
    aksi halde, insan varlığı;
    "insan ölümsüz bir canlıydı ve en güçlüleri hepsini öldürdü"
    şeklinde tanımlanacaktı.
  • ölüm ben de hep huzuru çağrıştırmıştır, dışardaki bol hareketli “düzen” denilen “çarpık düzensizliği” bir türlü sevemedim. genel geçer ilgi ve heves uyandıran ne varsa arka planını öğrendiğimde zevk duygum bitiverdi. görkemli tarihi bir binaya bakıyorsun, sonra bunun bu ihtişamı için bilmem kaç yüzyıl içinde verilen kurbanları ve sömürülenleri gözünün önüne getiriyorsun, o büyü bir anda yokoluyor. bayıldığın harika bir aktör var, sahnede büyük ödülü kaldırıyor, sonra onun oraya gelmek için yüzlerce meslektaşını yamyam gibi yemiş olduğunu öğreniyorsun, hayranlık duygun yokoluyor. çok güzel, harika, ihtişamlı dediğin, sana ilham veren birçok şeyin arkasındaki gerçek hayal kırıklığını gitgide derinleştiriyor. güzel insanlara ihtiyaç duyuyorsun ve bu “düzen” de onların katliama maruz kaldığını ve sayılarının gitgide azaldığını öğreniyorsun. güzel bir insan olduğunu farkediyorsun, bu türe ait olmanın “varolmak” için büyük bir risk teşkil ettiğini öğreniyorsun. üstelik en yakın kan bağın olan annen baban bile katliamcıların yandaşı, kendi güzel çocuğunu asla sevemiyor, diğerlerine benzeyen çocuklara yakınlık duyuyor. yalnızsın ve hayatta kalmak zorundasın. peki en asgari düzeyde bir dostunun, sevgilinin, ana babanın olmadığı bir ortamda yaşam arzusunu nasıl bulacaksın? doğanın döngüsünde hareketli bir bütünlük verilmiş organik ve inorganik maddelerin birleşimi varyasyonlardan birisin, bu bütünlüğü heran tutmaya çalışmak, parçalanmasını önlemek çok ağır bir yük değil mi? hayatım boyunca ölümü seyrettim, çocukluğumda mezarlıkları huzur bulma yerleri olarak belirledim, ölülerle konuştum. şimdi yaşlanmış, hayatında ölmemiş hiçbir zevkin kalmadığı mezarlıkta yaşayan bir gencim. hepsinin cenazesini tek başıma kaldırdım, hepsinin yasını doyasıya ve yapayalnız tuttum. artık büyük bir sessizlik hakim kafamda, şimdi dışardaki sesleri daha iyi duyabiliyorum. rüzgarın yarattığı ağaçlardan gelen hışırtı sesleri, cıvıltı olduğunu düşünmediğim kuş gürültüleri, büyük kuşlardan kaçan küçük sincaplar var penceremin önünde. bir de aşağıda oyun oynayan bir çocuk grubu. yaşadığımı hissediyorum! bana ait hiçbir planım yok. kimseyle ilgilenmiyorum. sistemin bana verdiği görevleri orta halli yerine getiriyorum. yas sonrası gelen iç huzurum, zorunlu olarak girdiğim ortamlarda göze batıyor. işsiz kalayım, param olmasın, köpek gibi onların peşinde dolanayım istiyorlar mesela, bunun için o kadar işin arasında bir de çaba gösteriyorlar. güzel olup bunu satmamak da epey bir rahatsız ediyor, ezberlerini bozuyor, kendilerini kötü hissediyorlar ve buna tahammülleri yok. ölüm! seninle çok iyi dost olabilirim. lütfen buraları ziyarete geldiğinde beni es geçme ;)

    not: alıntıdır, kaynağı ben de saklı!

hesabın var mı? giriş yap