şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: irvin yalom)
  • ölümden sonra yaşam inancina sahip olanlarda olmayan bir anksiyete.

    (bkz: sonsuz hiclik)
  • bir nedeni de narsizm olan anksiyetedir.
    "nasil olur da benim gibi ulvi, kusursuz bir varligin sonu gelebilir, ben nasil olur da olurum" sorusu hasil edebilir bu endiseli hali.
    oysa kisi kendisini gercekci bicimde bir karincadan farksiz, bir agactan farksiz, bir cirkinden eksikten, yahut bir kusurludan, diger insanlardan farksiz kurgulasaydi var olmayacak anksiyetedir.
  • basit tanımıyla ölüm kaygısı. mutlak olan sonun geleceğinin önceden farkına varılması. ölüm anksiyetesi ; ölümle yüzleşme sonucu oluşan içimizdeki karışıklıktır. derecesi hayatı tatmin derecesi ile ters orantılıdır. insanın hayat tatmini ne kadar az ise ölüm anksiyetesi o kadar fazla olur. anksiyete - kaygı - biraz yaşama telaşıdır biraz da yaşama gereksizliği düşüncesidir. napıyorum demektir, ne olacak sormaktır. ya düşündürür ya da düşünmekten kaçmaya iter insanı. ve iki seçenek de başka uçlara, başka yaşamlara götürür insanı. biri yaşamı zenginleştirecek potansiyel taşırken diğeri de yaşamdan daha da uzaklaştırabilir insanı.
    peki ölümü sıradanlaştırır mı ? biraz ama bu sıradanlaştırmadan çok kabul niteliğindedir. ölüm kabul edildiğinde yaşamın değeri insanın ellerine bırakılır. tüm sorumluluk, tüm yük artık bilinçli insanın kollarına çıkmıştır. ve eylemleri ile ölüme karşı duruşu ortaya çıkar.

    bu kaygının varlığının kesinkes kanıtlanmış mıdır ? hayır. özellikle freud bu görüşü kabul etmemiş ve eleştirmiştir. freud'a göre insan deneyimlemediği şeyi düşünemez veya ondan korkamaz. insanın ölümle ilgili kişisel deneyiminin mevcut olmadığını ve aynı zamanda insanın var olmayışımızı düşünmesinin mümkün olmadığı belirtmiş ve eleştirilerini dile getirmiştir.

    freud'ın yadsınamayacak yorumu sonrasında aklıma gelen ilk soru şu oldu ; ölümü hiç görmeyen bir insan ölüm kaygısı yaşar mı ? kanaatim yaşamaz yönünde ve bu yüzden ölüm anksiyetesinin insanın içinde uyandırılmayı bekleyen bir korku olmaktan çok dünyanın saçma sapan düzeninin içinde kendini unutmuş olan insanların, bir nevi kendini hatırlayışı olarak görüyorum. bu hatırlayışı ölümle bağdaştırmalarının tek sebebi nihai son olması. ayrıca öyle bir hale geldik ki yaşamımızda doğal olan tek şey ölüm. gerisi milyonlarca etken içinden çıkan milyonlarca şey. bu yüzden insanın kendini hatırlayışının ölüm ile açıklanması bana oldukça mantıklı geliyor.

    insanın kendine uyanışı gerçekten bir korku, bir kaygı mıdır ? burası cahillik erdem midir kapısının açıldığı yer oluyor galiba. ben sadece herkesin yaşamını kendi eline almasında yardım etmek isteyen bir yazarım.
  • kişisel gözlemlerime göre, hayatını bir yerde donduran, akışın dışında kalmak için direnen insanlarda daha çok ortaya çıkıyor.
    insan içeride, ilerlemek için bir seçim yapmaya direnip hayat içinde 'hareketsiz' kalırken, onu itekleyen içgüdülerini de dış dünyayı da susturmaya, bastırmaya çalışıyor. ikisi de susunca derin bir sessizlik hali, ölüm sessizliği.
    içeride, hayatın bir noktasında donmuş, sanki bir savaşın ortasında küçük bir dolaba sığınmış gibi, orada öylece dururken, dışarıda zaman ve hayat akıyor. çocuklar büyüyor, insanlar ölüyor. kıpırdamadan bekleyen tek kişi içeride.
    ruh hayattayken bir yere kapanıp ölüm sessizliğine bürünürse, korku ve ölümün ayak sesinden başka ne duyabilir ki?
    bakışlar ölüme dönük olsa da, bakan gözün derdi yaşamakla... bu yüzden hayat anksiyetesi demek daha doğru olur belki.
  • eskiden her an ölümü hissederdim. geceleri korku ile uyandığımı hatırlarım. zamanla geçti, ölümlü olduğumu bu kadar korkunun hayatı gerçekleştirememekten kaynaklandığını fark ettim. ne zaman ki hayatımı değiştirmeye başladım ( yeni şeyler öğrenmek, yalnız kalıp kendini dinlemek) işte o zaman ölüm daha az aklıma gelmeye başladı. hayatı değiştirip ama önce kendin değişip suyun akışına bırakınca kendini anksiyete azalıyor. arada sadece yokluyor o kadar.

    ancak hala sevdiklerimin özellikle annem ve babamın bir gün öleceği fikrini kabul edemedim. bazen onlar konuşurken seslerini duymayıp sadece izliyorum. sanki sesiz film izler gibi. hüzünleniyorum yapmak isteyip de yapamadıkları ne çok şey vardı belki, küçük şeylerle mutlu olmaya alışmak nasıl bir olgunluk ve birbirlerini nasıl hala bu kadar seviyorlar. sonra aklıma onlarsız bir hayat geliyor, kötü oluyorum. dayanacağımı da sanmıyorum. ne onların çekeceği acılara ( allah korusun ) ne de onlarsız olmaya.

    allah, evren, enerji vs uzun ama çok uzun ve mutlu bir hayat versin. gerçekten hakkediyorsunuz. sizi seviyorum.

    özellikle uzak kalıp sizi gördüğümde tekrar tekrar hissediyorum.
  • (bkz: panik atak)