şükela:  tümü | bugün
1486 entry daha
  • insanın kendi çocuğunun da bir gün öleceğini bilip, bu fikir karşısında çıldırmamasının yanında çok sıradan kalan; en büyük kabulleniş.
  • eskiden insanlar dinî inançlarıyla bu fikrin üstesinden gelirdi. şimdi ise bu gerçeği kimse hatırlamıyor, düşünmek istemiyor. aklına gelince de ölümün bize çok uzak bir zaman sonra uğrayacağına dair temelsiz bir inançla aklından def ediyor. çevremizde bir çok ölen insana karşın ölümün bizi yakalamayacağını düşünüyoruz. ayrıca tüketim ve kapitalist toplumda bu tür gerçeklikleri düşünmeye zaman ve zihin yetmiyor. her daim zevk, koşuşturmaca ve stresle sonsuz yaşayacakmışız hissine kapılıyoruz. bunun içindir ki mezarlıklar bile şehir dışlarında artık. ölümü hatırlatacak her şeyi gözümüzün önünden uzaklaştırdık.
  • bedenle ruhun iki ayrı şey olmadığını kendilerinden gizleyen birtakım anlamlandırma tarzları geliştirirler. ruhun varlığı, bedenin ölümünden bağımsız şekilde bir sonsuzluğun sürdürücüsü olarak kuşkuya yer bırakmayacak şekilde benimsenir. tanrı inancını reddedenlerde bile ruh varsayımı gizli veya açık barınmaya devam edebilir. insanlar ruhun ölümsüzlüğüne yönelik inanışın farklı kılıklarda sürekli yeniden üretildiği bir süreç içinde varlıklarını sürdürürler. beden bir et parçasından ibaret kalır, çürüse ve ölse de ortada dehşete düşecek bir şey bulunmaz. bedenin çürümesini unutmak için pek çok yönteme başvurulabilir, zaten her can ölümü tadacaktır değil mi? bedenin ölümü bir son olarak alınmadığından bu ifadedeki 'tatmak' gibi deneyime özgü bir fiil dil evreninde yerini alır. insan, bedeni sona geldiğinde dahi yapan, eden, kuran, değiştiren bir fail olarak varsayar kendini. bedenin nihayetine dair her şey kabullenilmiştir, yeter ki ruh yaşasın. buna inancı sarsılmamalıdır. öyle ki bu tür bir boşluk, 'ruh hastalığı'na yol açabilir.

    ama büyük bir sorun bu varsayımların, inançların yarattığı huzuru kaçırmaya devam etmektedir. ya ruh bedenden ayrı değilse?
  • "sadece,canım isteyince ölmek elimde olduğu için yaşıyorum: intihar fikri olmasa, kendimi çoktan öldürmüş olurdum."
    *

    ya da tersi ölüm çıldırmamızı engelliyordur, ölüm olduğu için yaşıyoruzdur...
  • esas ilginç olan ölüm fikrinin insanları çıldırtıyor olmasıdır. bir türlü ölümünde hayatın bir parçası olduğunu anlayamadınız. ölüm bir felaket değildir, yeni bir tecrübe ve yeni bir hayat demektir. hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayanlar onunla günün birinde tanışacaklar. sıradan olup hayatın bir parçası olan ölümden korkmamak gerekir.
  • belli bir seviyede cildirtiyor.

    bu cildirmanin sonucu icin (bkz: din)

    daha ajite bir bicimde reaksiyon gosterilmemesinin sebebi ise herkesin olecek olmasinin verdigi esitlik duygusu.

    yoksa sen olsen de, a,b,c kisileri hic olmeyecek olsa o zaman gorurdun gercek cildirmayi.
  • sanırım bunun belli bir zaman ölçeği ile kesinlik kazanmamış oluşu bu çıldırmaya mani oluyor. bunun en güzel örneği de bence ın time (zamana karşı) isimli film. söyleyin bakalım herkese hangi gün ve saatte öleceğini asıl görün o zaman çıldırmak neymiş. ölüm tarihi yaklaşanlar nasıl çıldırtıyor muş diğerlerini bakalım.