şükela:  tümü | bugün
  • her ölüm haberi, hayatı sorgulamak için insanlara sunulan bir fırsattır. bir nevi, dur tabelası. trafik ışığı. gittiğin yolda etrafına bakabilecek zamanı sana veren bir çeşit mola. nerede durduğunu, nereye gittiğini sadece önüne bakarak bilemeyeceğinin ilanı. arkana dönüp bayır aşağı indiğin yolun tam tepesine bakabilmek için bir sessizlik. ölüm haberini aldığımız insanı hiç tanımasak bile, o insanla kurduğumuz en gerçek empati anı aynı zamanda.

    bazen bir telefon mesajı olarak, bazen sabah işe geldiğinizde arkadaşlarınızın günlük konuşmaları arasında, bazen yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızın size açtığı telefonla, bazen de tesadüfen. ölüm haberini alma anları arasında tesadüf, tam manasıyla tokattır ölen bir zamanlar fazlasıyla önemsediğiniz bir kişi ise eğer. artık görüşmüyorsunuzdur, aranızda bir farenin katedebileceği bir mesafe kadar olsa da evleriniz, artık tamamen iki ayrı şişenin içinde duran iki ayrı damıtılmış deniz suyu gibi yaşıyorsunuzdur. ancak şişelerden birinin kırılıp, içindekinin buhar olduğunu öğrendiğiniz anda, ne yapmışsanız, ne yaşamışsanız, o denizi, o kuyuyu, o anları tekrar yaşarsınız. karanlığın içinden çekip çıkardığınız, tekrar geri gelmeyeceği hayattaki en büyük kesinlikle iliştirilmiş bir çeşit durum raporudur. hissettiğiniz acı, sızı, kıymık batması, kayıp düşme artık adına ne derseniz deyin, bir çeşit silikleşme anıdır. o anda silikleşirsiniz. bedeniniz parmağınız kadardır bir an için de olsa. üzerinize basıp geçebilecek devlerin yaşadığı bir ülkede karşıdan karşıya geçiyormuşsunuz gibi hissedersiniz bir an için. değer ve kıymet, hesabı yapılamayan şeylerdir. çünkü eğer onlar varsa, tüm hesaplar kesildiği anda zaten önünüze konurlar ve siz sadece bakakalırsınız.

    hayatın en gerçek anı, ölüm anıdır. bir ölüm haberi, o anın küçük bir hatırlatmasıdır. hissedilen acının boyutu, sizin ölüme ne kadar hazır olduğunuzla, ölenin içinizde ne kadar süre yaşadığıyla, varlığınızın gücüyle orantılıdır.
  • bugun aldigim haber. eski bir arkadasimin annesiydi olen. genc ve guzel bir kadinmis.yanlis tedavi sonucu hastaligi ilerlemis.ve ben, arkadasimin yaninda olamadim, olmayi cok isterdim ama... neleri dert ediyorum, kafama taktigim cogu seyin onemsiz ve basit oldugunu anliyorum...
  • zamansızca gelendir. bir dakika önce kahkahalarla gülen bünyeyi" cenaze namazı şu saatte, şurada" cümlesiyle düşüncelere sevkedebilir, bazı şeyleri sorgulatır.durgunlaştırır, ağlatır. aslında her ölüm erken ve aynı oranda vakitsizce değil midir ki haberi de öyle olmasın.
  • beklenmedik bir şekilde verildiğinde insanı uzun süre şaşkın bırakan. inanmak-inanmamak, inkar etmek-kabullenmek, üzülmek hislerini bir arada yaşatan habermiş.

    hala tam olarak ne hissettiğimi bilmemekle birlikte, canımın çok yandığını hissediyorum. ölümden daha gerçek bir şey yokmuş hayatta.
  • bak yemin ediyorum şu her şey dahil tam pansiyon gezegende, tüm inancını inançsızlık dahil yitirmiş halimle, hep bir üveyik yavrusuydu bakışların. o, zaman eğrisini siktiğim anlamsız bedeni oluşturan atomların moleküllerin amino asitlerin, o seni çekirdeğinde demir oluşturan yıldızların yarattığı demire karbon katarak çelikleştiren aklın ürünüyle vurdu ya o bedende ne işi vardı bilmiyorum yaşamın.
  • "ölüm haberleri, devam eden ve edecek olan zamanın, ölene, bir gazete sütunundan son olarak gönderdiği bir nevi selam değil midir?" -abdülhak şinasi hisar*
  • eskiden çok kızardım sürekli yapılan ölüm haberlerine, “gazetecilik bu mu?” diye. ama yeni yeni farkediyorum aslında kötü bir şey değil. her ne kadar toplumca duyarsızlaşsak da ölüme, bir o kadar hayatımızın kıymetini anlıyoruz. hepimiz bir inkarın içindeyiz ve bu haberler bizi üçüncü adıma hazırlıyor. su götürmez gerçek.
    her ne kadar din adı altında oluşturulmuş bir düzenin dişlisi olsak da bu haberler en büyük çomaktır dişlilerin arasına sokulan, düzeni yavaş yavaş bozan.
    ben bir bireyim. kimsenin kurallarına göre kısıtlı hayatımı heba etmek zorunda değilim. kimse değil. bu haberler bunu anlatıyor.
    yarın okul çıkışı arkadaşınız kollarınızda can verirken iki kendini bilmezin silahından çıkan kurşunla bunu hissedersiniz. o kişi siz de olabilirsiniz. annesi, babasıyla yeni kavga etmiş kızgın bir kız çocuğu. şu an soğuk bedeni. en yakın arkadaşının kolları arasında beyni darmadağan.
    cam silen bir ev hanımı olabilirsiniz, ayağı kayıp aşağı düşen. kaburgası kırılmış, iç organlarını yarmış. iç kanamadan ölen.
    memur bir baba olabilirsiniz, iş çıkışı evine giden elinde sıcacık ekmek en büyük oğluna hiç “seni seviyorum” diyememiş bir baba. müdürlerinin altında ezildiği gibi, son süratle hiç bir yere yetişmeye çalışmayan arabanın altında ezilen.
    siz yeni bir anne olabilirsiniz, çocuğunun kırkı çıkmadan kanser olduğunu öğrenen. çocuğu büyüdükçe kendi küçülen. ufacık kalmış canaız bedeni soğuk toprağa girdikten sonra arkasından el sallayacak çocuğu, güle güle anne diyecek. annesinin nereye gittiğini bilmeden. cevap bekleyecek, annesinin gitmeden onu öpmesini bekleyecek. tıpkı yakınlarının yıllarca birlikte oturup kaçınılmaz ölümünü beklediği gibi. bir doktorun ihmali yüzünden. yitip giden bir hayat olacaksınız.
    ülkesini savunan bir asker olabilirsiniz. meçhul asker. ölen binlerce, milyonlarca kişiden biri. belki dağda belki savaş meydanında. adını kimse hatırlamayacak ama sana “şehit” diyecekler. annen kendini daha iyi hissetsin, ölümün bir anlam kazansın diye “şehitler cennete gider” diyecekler.
    iran-ırak savaşında verilen plastik “cennetin anahtarı” gibi.
    ufacık bir çocuk olabilirsin. bir kız çocuğu. yolunu kaybetmiş, korkmuş, annesinin kokusunu özlemiş. acıyacak, kanayacak ve yakılıp bir yol kenarına atılacak. olası bir hayat elindenden alınacak.
    işte bu haberler. seni üzecek. şansın varken nefes almayı öğretecek haberlerdir.
  • idrakı zor, düştüğü yerde derine doğru bir çukur haline gelecek olan yarayı getiren haber.

    yemyeşil yanıp söner bir cep telefonunun üzerinde bu havadis. önceleri ondan gelen mesajları silmeye kıyamazken, şimdi ailesinin kapatmaya kıyamadığı telefonundan ölüm sms ini okur, sonra yine okur, anlayamazsın. pikseller bölünür, bölünür, uzaya dağılan atomlar haline gelir. onun bu dünyadan ayrılışını kavrayamazsın. telefon elinden düşer, ışıklar gizli bir el tarafından söndürülür, dışarıda okul zilleri ve simitçi sesleri birbirine karışırken, onun sesini bir daha duyamayacak olmayı bir türlü kabul edemezsin.

    sonra? sonrası,teselli etmeye çalışan bir takım akrabalar, sonrası cenaze evinde dedikodu yapabilen insanlar, sonrası kusturmayan bir mide bulantısı.

    kaybolur mu bir insan, sevinçleri ve hüznüyle? taksim'de buluşup okul anılarını bir kez daha gülerek anlatamadan hem de. nereye gider o sevinçler, muhtemel hikayeler?
  • haber kanalı spam'i. haber mi yok? bas ölüm haberini. 6 küsür milyar insan var, illa ki birileri ölüyor, ölecek. bunların bazıları çok ilginç ölümler olacak ve allah mobese kameralarından razı olsun.
  • hastalık vb şekilde bi rahatsızlık olmadan genç bir insan için aniden alındığı an insanın tüm benliği ile inkar ettiği, hadi canım yok ya ölmemiştir uydurma bence dediği haber. o an saniyeler dakikalar yıllar hep yalan olur zaman kavramı yoktur artık.

    gözyaşları yola çıkar ama akmamak için çaba gösterir sanki. haberin doğru olup olmadığı hakkında tüm iletişim araçlarını kullanırken istediğim tek şey bu haberin doğru olmamasıydı. kanıt istemiyordum aslında yalan olsun dedim kötü bir şakaya bile razıydım.

    işte bu haber gerçeklerden kaçarken takıldığın bir taş misali acıtır canını. kırar ağzını burnunu verir dişlerini eline... sorgulaya sorgulaya artık uzun zamandır sorgulamamayı seçtiğin hayat için duyulmamış küfürleri savururken bir yandan ölenin yaşı ailesi yakınları hayalleri ve artık gelmeyecek olan gelecek günleri sinema şeridi gibi geçer ince bir sızı içinde.

    beni bu kadar inciten haber anasını babasını ailesini yakmaz mı? yananı söndürmek için zaman yeterli gelir mi? zaman dediğin farazi şeyin içine ne koysan alıyor; ama geri vermiyorsa manası var mı?

    ruhun şad olsun güzel kardeşim.