*

şükela:  tümü | bugün
  • atatürkün fikirlerini ilkelerini benimseyerek her türk gencinin ayrı bir atatürk olması durumu hatta daha ileri durumlarda en el atatürk** diye bağıran insanların ortaya çıkması ve atatürkün sonsuza kadar yaşatılması misyonu
  • okurken kitap ayracı olarak göz yaşlarımızı kullandıgımız kitaptır.
  • (bkz: hitler in psikopatolojisi) hesaabı bi yalandan piskolojik tahlil kitabı daha. (bence esas sorun saykiklerin anne imgesini çok ciddiye almaları.)
  • mustafa kemal atatürk'ü anlamak için okunması gereken baş eserdir. mustafa kemal'i etkileyen aile, çevre gibi etkenleri mükemmel irdeleyen, onun insan yönünün nasıl şekillendiğini anlatan çok kaliteli bir kitaptır.
  • dr. vamik volkan'ın tarihci norman itzkowitz ile beraber 1984 yılında chicago universtiy press'ten cıkan kitabı. turkiye'de ya yasaklı oldugundan ya da basımına cesaret edilmedigi icin ilk oldukca gec basılmıs bir kitap sanırım.

    atatürk'u insan tarafları, kurtulus savaşı oncesi enver pasa ve ittihatcılarla verdigi mucadele ve son yıllarında cankaya'daki yalnızlıgı ile anlatan bir kitap.

    kitapta bizlere okullarda cizilen ataturk portresinden cok farklı bir insan var ve bu insan ataturk fetisistlerini kızdıracak bir karakter.

    açıkcası ben kitabın psikanalitik ataturk cozumlenmesini oldukca yavan buldum ama kitap verdigi bilgiler acısından oldukca ilginc.

    tek hoslanmadıgım seyse yazarların ellerinde herhangi bir veri bulunmamasına ragmen ve hangi amaca hizmet ettigini anlamadıgım bicimde ataturk'un evlat edindigi kız cocuklardan birkacı ile cinsel bir yakınlasma icine girmis olabileceginden bahsetmeleri. bu belki ataturk putlastırılmadan once konusulan bir seydi ama bu calısmaya neden boyle bir spekulasyonun kondugunu pek anlayamadım...
  • psikolog figen nas saglam' in bu kitapla ilgili yazisini asagidaki linkten okuyabilirsiniz. kufretmesinler diye copy paste yapmadim:

    http://www.psikiyatrivehayat.com/ataturk.htm
  • bir lider olarak atatürk'ün nasıl bir psikolojik backgroundunun olduğunun görülmesi açısından okunması elzem ve nadir bulunan bir kitaptır. ancak kitabın bazı yerleri çok az da olsa objektiflikten uzaklaşmakta ve gereksiz bir yağcılığa saplanmaktadır. altın zaten değerli vamık hocam...
  • arkadaşım, psikolojik bir kitap olduğunu söylediği için yoğun psikolojik tahliller beklediğim bir kitaptı ama hiç de öyle değil.

    bir roman akıcılığında atatürk biyogrofisi bu.

    atatürk'ün bazı davranışlarının arka boyutundaki psikolojik analizler zaman zaman dipnotlarda belirtilmiş. ama yoğun, teknik açıklamalar değiller bunlar.

    kitap, öncelikle osmanlı'nın son dönemlerindeki vaziyetini anlatıyor. askeri, siyasi açıdan osmanlı'nın son dönemlerini değerlendirerek atatürk'ün osmanlı arka planını gösteriyor.

    işte daha bu ilk sayfalarda nerdeyse kitabı elimden bırakıp, daha fazla okumayarak arkadaşıma iade edecektim.

    bütün kitap bu şekilde bir ders kitabı içeriğiyle giderse işimiz var, diye.

    ben çünkü kitapları genelde yolda okuyan insanım. ben bu kitabı otobüslerde, vapurlarda nasıl okuyup anlayayım.

    bir yandan böyle düşünüyorum, bir yandan da başka okuyacak kitabım yok. çantamda duruyor bu.

    bir gün yine istanbul'un bitmek tükenmek bilmeyen trafiğinde otobüste mahsur kalmışım. neyse ki oturuyorum ve bu yüzden nispeten konforlu bir mahsuriyet halindeyim.

    zaman geçsin diye el mecbur, kitabı çıkardım çantadan. okumaya devam ettim.

    ay sonra bu beni bir sardı, bir sardı.

    ayy, dedim. ben az kalsın bu kitabı geri verecektim. hiiiiii.

    sonra okudum, bitti.

    adından da anlaşılacağı üzere bir atatürk biyogrofisi bu.

    hepimiz biliyoruz, atatürk 1881 yılında doğdu, 1938 yılında öldü. annesi zübeyde hanım, babası ali rıza bey.

    bu temel bilginin yanısıra hani okul sıralarında atatürk hakkında okuduğunuz, duyduğunuz bilgiler vardır ya.

    işte tarlada karga kovalaması, birdirbir oynarken eğilmeyi kabul etmemesi, ona matematik öğretmenin kemal adını koyması, askerlere "ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum" demesi, "merminiz yoksa süngünüz var" diyerek yılmış askerlere cesaret vermesi, "ordular, ilk hedefiniz akdeniz, ileri!" emri, bir maskeli baloya yeniçeri kostümüyle gitmesi, yunan bayrağını yerden alması...

    okuldaki tarih derslerinden insanın aklında kalan böyle bölük pörçük anektodlar var ya.

    işte onların hepsinin şahane bir nizam içerisinde kolajlandığını düşünün.

    bir de bunlar fotoğraflarla desteklenseydi, tadından yenmezdi.

    fotoğraf demişken, atatürk bütün fotoğraflarında son derece fotojenik malumunuz. çünkü kendisi, çekilen fotoğraflarını inceler, çirkin çıktığı fotoğrafları imha ettirirmiş.

    bir ilginç özelliği de -ilk defa bu kitapta öğrendim- atatürk şiir yazarmış. ama pek mahir değilmiş bu konuda. hatta bir hocası "şiir yazma demiyorum, hobi olarak gene yaz" bile demiş. daha doğrusu onun şiire olan ilgisi, askerliğini olumsuz etkiler diye düşünüp hocası onu şiirden uzaklaştırmış. bugüne kadar hiçbir şiirinin bulunmamasını da kitap yazarları, bu şiirlerini de imha etmiş olabileceğine bağlıyorlar.

    kitap atatürk'ün "yaşamı ve iç dünyası" alt başlığını taşıyor. iç dünyası için de psikolojiye girmek lazım.
    psikolojik analiz bağlamında aklımda kitapta sık sık geçen "abartılı öz kavramı", "abartılı özimge", "kederli anne", "ülküleştirilmiş baba"... gibi kavramlar kaldı.

    kederli anne tanımı şuradan geliyor:

    mustafa, zübeyde hanım'ın dördüncü çocuğu. ilk üç çocuğu ölmüş. sonra mustafa doğmuş. ama zübeyde hanım'ın sütü ona yetmemiş. süt anne emzirmiş mustafa'yı. bu da onda kendi kendine yetebilme yeteneği kazandırmış.
    burada mustafa'nın annesini yetersiz görmesi gibi bir çıkarımda bulunulmuş.

    ali rıza bey, mustafa 7 yaşındayken ölmüş.
    mustafa 13 yaşındayken annesi yeniden evlenmiş.
    mustafa bu evliliği kabul etmemiş.
    zübeyde hanım, kocasına mustafa'ya iyi davranması, ona saygı duyması yönünde telkinlerde bulunmuş. üvey babası tarafından saygı gören mustafa'nın da tavrı değişmiş.

    burada atatürk'ün böyle bir huyunun olduğunu görüyorum.
    eleştirelere pek tahammül edemiyor. akıllı, becerikli insanları seviyor. öyle olmayanları yanından uzaklaştırıyor. sevmiyor onları. ama kendisine iltifat edildiğinde, sevmediği bir insan bile olsa, biraz yumuşuyor.

    liderlerin, iyi de olsalar kötü de, dalkavuklara ihtiyacı olduğunu sonucunu çıkarıyorum ben buradan. ya da ihtiyacı olmak demeyelim de, hoşlarına gidiyor. belki de yüksek egolarını tatmin ettiği için.
    atatürk'ün yüksek bir egosu olduğu muhakkak.
    bunun kitaptaki açıklaması "kendisini ortalama insanların ilgi ve kaygılarının üzerinde görüyordu." şeklinde. sf 68

    daha aslında yaz yaz bitmez, dünya kadar not aldım kitabı okurken. artık onlar da aklımın bir köşesinde bulunsun. bir dost meclisinde yeri gelir anlatırım.

    kitabı tavsiye de ederim.

    çok düzgün ve akıcı bir şekilde, adeta atatürk'e o sıralarda eşlik ediyormuşsun, o anların içindeymişsin gibi hissettiriyor kitap.

    bu nedenle benim için psikolojik bir biyografiden ziyade roman tandansı vardı.

    http://www.birazkitap.blogspot.com/…ataturk_19.html