şükela:  tümü | bugün
  • artık özenti başlıklar göremeyecek olmaktır.
  • bir daha ölmeyecek olmak.
  • --- kamu spotu ---

    ölüm bir kurtuluş yolu değildir. çok yaşayın.

    --- kamu spotu ---

    yoktur.
  • kötü bir dünya, kötü bir ülke ya da kötü bir yaşantı diyelim, sizi şu soruya götürüyor: her şey iyi olduğunda neye yarayacak? en mutlu an neye benzeyecek? yitiyor madem her şey, öyleyse mutluluk da olmasın. keder bayağı manasızlaştırıyor yaşantıyı. hatta, kimdi söyleyen, kimdi o sözü dillendiren? yazarı unuttuk bari sözünü hatırlayalım. şöyle bir şeydi herhalde: bir şey çok isteniyor ve o an olmuyorsa, ilerde olmasının bir kıymeti yok, o an istenmişti, ilerde bir gün olmasa da olur, olursa da anlamı olmaz, gibi. derleyebilmişimdir umarım. zaten baştan aşağı salladım. yani şöyle söyleyeyim, olmayacak düğünümde takı takmaya gelmeyi özleyen siz kardeşlerime: keder anlatır aslında yaşamı. demek isterim ki - diyeyim madem - kederdir bizi bulduran, kendimizi bildiren, anlatan bizi bize, müteahhite ihtiyaç duymayan, varlığı kendi kendine inşa ettiren. acıdan doğuyor bence yaşam. buna inanırsanız iyi edersiniz. bu demek değil tabiî, varlıklarımızı sisteme dövdürelim, örselettirelim etimizi kemiğimizi. elbette direnmek de gerekiyor. ama işte, yaşamın o kahrolası gerçekliği haraca bağlayıp duracak bizi. uyumaya mı yaşıyoruz, yaşamak için mi uyuyoruz? bana basit gelirdi böyle bir soru. yorgunluğu üzerimizden atmak, yarına dinç olabilmek için uyuduğumuzu düşünürdüm. sanırım artık kararsız, bir o kadar da uykunun hakikatinden yanayım. biyolojik gereksinimlerden bağımsız, insan ölmeye meyilli daima. uykuyu seviyor olmak, kendini ona teslim etmek, ben yorgunum ondan uyudum demek ile geçiştirilemez. burada derin bir hakikat var. hem, insanın dinç kalmaya meyilli yanında daha çok insafsızlık var, acı var, ızdırap var, tahakküm var. uyuyan ne yapıyor peki? sadece uyuyor. uyusun. neyse, bu ara sessizliğe karşı savaş açan insanlar dikkatimi çekiyor. bir şeyden kaçar gibiler. izliyorum ben de, o esnada kendi kendime paragraflar mırıldanıyorum: yalnız ve sessiz kalmaktan ödü patlayan insanlık - bir kısmı - , yağmurun da bastırmasıyla alışveriş merkezine doluştu. insanlığın diğer kısmı ise, kimi dışarıda, kimi evinde ya da işyerinde - belki de alışveriş merkezinde bir işletmede - yaşıyordu işte öylece. herkesin yaşamak için gerekçeleri, uydurmaları vardı. ölene dek oyalanalım da, ne olursa olsun. gürültü saçıyordu alışveriş merkezi, sessizliğe düşman bir gürültü. şen şakraklığı vaaz eden müziklerin ardı arkası kesilmiyordu. güleçti herkes, öyle olmak zorunluymuş gibi. "gülmeye gelmedik mi dünyaya?" isimli bir kadın, "psikologum bana hep pozitif ol dedi" yüzlü başka bir kadınla gülmenin sınırını zorluyor. hah hah haaaa, nasıl da üstesinden geliyoruz hayatın ha? daima gülücükler saçarak, hayata çalımımı basıyorum, anlaşılmayan bir şey var mı? hah hah ha! garson ayakların yürüyor, işte sana bir kahkaha konusu daha, olur yani istenirse. her dükkânın müziği kendine, demek isterdi insan, ama burada öyle değil. müzikler yarış hâlinde. ve insanlar, sessizliğe karşı gürültüyü seçmiş durumda. gürültüyü tutuyorlar, ortasından, ucundan. bir an bırakacak olsalar, kendileriyle baş başa kalacaklar diye ödleri patlıyor. sessizlikte kötü şeyler vardı, annelerin "düşünme öyle şeyler" dediği, kötü fikirler. en son, jenny'nin teyzesi ölmüştü, bir filmde. yok bir de jenny ölsün, daha neler? babamın maddi durumu iyi diyorum, işler tıkırında anlayacağın, farkında mısın, ölüm efendi, hayırdır ne oluyoruz? öyle işte. yedinci mühür'de *, antonius block "her şeyin bir hiç olduğunu bilen, ölüm karşısında yaşayamaz" dediğinde, azrailimsi ölüm, "çoğu insan ne ölümü ne de yaşamın hiçliğini düşünür" der, bunun üzerine block, "ama bir gün o hakikatle yüzleşecekler" der, işte ben de bir nevi blocklaşıyorum, elim var, hareket ettirebiliyorum, kanım damarlarımda akıyor, güneş tepemde parlıyor falan. henüz küçükken, yani doğal olarak küçüklükten başlarken yaşama, "düşünme öyle şeyler" deyip dururlardı bana, hatırlıyorum. öğütleri ters tepti anlayacağınız, hep "öyle şeyler" düşünüyorum. orada bir "öyle" varsa, ona kayıtsız kalmam mümkün değildir zaten. kayıtsız kalsam da, değişen bir şey olmayacak. kavurucu çölde kar bulmuşuz, onunla anıtlar inşa etmeye çalışıyoruz, bir süre oyalar işte. uğraşlar dünyası.
  • ölmek
  • iyi-kötü, zengin-fakir vs ayırt etmeden herkese gelecek olması.
  • toprağa çıplak ayakla basmanın bile ne kadar çok faydası var, gömülmeyi siz düşünün.