şükela:  tümü | bugün soru sor
  • beykent üniversitesi rektör yardımcısı ve iibf dekanı.
  • 1995 yılında bir sempozyuma sunduğu bilimsel bildiride söylediklerinin 24 aralık günü yaptığı açıklamada, bu görüşlerinin arkasında duran, gelişmelerin kendisini haklı çıkardığını ima etmiş bulunan tutarlı kişilik:

    ‘‘türkiye cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğunun ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum.’’

    ‘islam dünyasında bugün gerçekten bir enerji birikmiştir. buna engel oluşlar devam ettiği müddetçe islami hareketlerin bir patlama yapacağını söyleyebiliriz. eğer önü açılmayacak olursa yeni dünya düzeni de türkiye'deki islami gelişmeler karşısındaki bürokratik mekanizma gibi aynı sonuçlarla karşı karşıya kalacaktır.’’

    türkiye yine şu sorularla karşı karşıyadır:
    - şeriat isteyen uç sağcı görüşün demokrasi içerisinde görüşlerini açıkça savunması özgür olmalı mı?
    - bunun türkiye cumhuriyetinin rejimiyle çeliştiği durumda eylemin niteliği nasıl yorumlanacaktır?
  • kendisine yazılan mektuba cevap vermek yerine dilekçe sahibini, isminin gizli tutulması isteğine rağmen, görevden aldıran kişidir.

    sayın prof. dr. ömer dinçer’e açık mektup

    (kamu reformunu açıkça destekleyen ve ülkemizin geleceği için önemseyen biri olarak; kişiliği, düşünceleri ve sorgulamasıyla farklı bir bürokrat tipi çizen şahsınıza saygılarımla)

    ben bir üniversite’de çalışan kamu görevlisiyim. başbakanlığın 42 sayılı genelgesi nedeniyle atanamadığım göreve mahkeme kararıyla atanmış bulunmaktayım. bu genelge birkaç arkadaşla birlikte göreve atanmamızı 8 ay gibi bir süre geciktirmiş, maddi ve manevi bir sürü zarara yol açmıştır. konu bu değil ama, inanın rücu edileceğini bilsem sorumluları (başbakanlık bürokratları) hakkında tazminat davası açarım. asıl derdim tüm kamu kurumlarını bağlayan, bürokrasi, torpil ve kırtasiyeciliği arttıran bu haksız uygulamanın kaldırılması ve mağduriyetlere yol açmasının önlenmesi.

    başbakanlığın 19.7.2003 tarihinde resmi gazete’de yayımlanan 42 sayılı genelgesi, tüm personel atamalarını ikinci bir talimata kadar durdurmuş, ancak kamu hizmetlerinin aksatılmaması gerekçesiyle, ivedi ve zorunlu hallerde yapılacak atamalar için başbakanlıktan izin alınacağını bildirilmişti. genelgenin yayımından bu yana kurum içi unvan değişiklikleri dahil olmak üzere her türlü unvan ve yer değiştirme için kurumlar bakan imzasıyla başbakanlıktan izin talebinde bulunmaktadırlar. kamu yönetimi reformunun mimarı şahsınızda, basında, her tv programında, her yerde şikayette bulunduğunu gözlediğimiz bu uygulamayı kaldırmak yerine habire atama izni taleplerine imza atmaktadır. bu ne perhiz...

    şimdi daha iyi anlaşılması için örnekle açıklayalım. örneğin, siz afyon dinar belediyesinde daktilograf olarak çalışıyorsunuz. ama kayseri develi belediyesine geçeceksiniz. her iki belediye’de ihtiyaç nedeniyle uygun görüyor bunu. ama önce içişleri bakanlığı’na yazılacak bu. sonra kallavi bir siyasi torpil bulup içişleri bakanını veya etkili yöneticisini aratacaksınız ki onlar da izin için başbakanlığa yazsın. sonra daha da büyük bir siyasi-bürokratik torpil bulup başbakanlık’ta etkin bir bürokrat ya da siyasetçiyi devreye sokacaksınız ki başbakanlık’tan izin yazınız olumlu çıksın. başbakanlık’tan izin aldıktan sonra aynı torpil mekanizmasını işlemlerin hızla yapılması ve engellenmemesi için bu defa ters yönde çalıştıracaksınız ki işiniz sağlam olsun. bu arada, birileri bu işin siyasi ve bürokratik rantını yesin, siz boynunuzu büküp ağzınızı eğmenizle ve cepten harcadığınız tlf, hediye, yol masraflarınızla baş başa kalın.

    yetmedi mi, kırıkkale üniversitesinde bilgisayar işletmenisiniz, veri hazırlama kadrosuna geçeceksiniz her türlü şartı taşıyorsunuz. ama olmaz. genelge var. önce torpili bulun rektörü razı edin başbakanlığa izn almak için yazmaya, sonra yapacağınız şey biraz önce anlattığımız torpil sürecini işletmeye. eh kısmetse olur. gören de müsteşar olacaksınız zanneder.

    bir örnek daha, adana’da bayındırlık il müdürlüğünde çalışıyorsunuz, memleketiniz manisa’ya gitmek istiyorsunuz. sağlık bakanlığının uygun boş kadrosu var. ama olmaz öyle hemen. önce sağlam bir torpille gideceğiniz kurum sizi isteyecek çalıştığınız kurumdan, çalıştığınız kurumda iyi bir torpil bulup muvafakat alacaksınız, sonra gideceğiniz kurumda tekrar torpille izin için başbakanlığa yazdıracaksınız. sonra daha da büyük bir siyasi-bürokratik torpil bulup başbakanlık’ta etkin bir bürokrat ya da siyasetçiyi devreye sokacaksınız ki başbakanlık’tan izin yazınız olumlu çıksın. başbakanlık’tan izin aldıktan sonra aynı torpil mekanizmasını işlemlerin hızla yapılması ve engellenmemesi için bu defa ters yönde çalıştıracaksınız ki işiniz sağlam olsun.

    işte, mahalli idarelerin güçlendirilmesinden, bürokrasinin azaltılmasından bahsedilen bir ortamda, bu söylemin sahiplerinin tutumu. ya bu düşünceleri dillendirenler samimi değil, ya işlerine böyle geliyor, ya da onlar da bürokratik kuşatma altında söylediklerine ters işlemler yapıyorlar.

    sayın ömer dinçer; kısacası bu genelgenin bir an önce kaldırılması, bu torpil ağının engellenmesi ve çalışanların mağduriyetlerinin önlenmesi gerekmektedir. artık açıktan atamalar bütçe kanunuyla 40.000 olarak sınırlandırılmış, bu sayı başbakan oluruyla kurumlara dağıtılmış ve tüm kadrolar için kpss sonuçlarına göre atama yapılması zorunluluğu mevzuatla getirilmiş bulunmaktadır.

    kısacası, dillendirdiğiniz kamu yönetimi reformu anlayışıyla genelgeyle yapılan bu tür düzenlemeler uyuşmamakta, inandığımız samimiyetinize gölge düşürmektedir. bu nedenle bunun gereğini yapmak size düşer.

    adımı, görevimi, kurumumu spekülasyona yol açmamak ve kurumumu etkilemek adına gizli tutuyorum. sorun şahsımın değil herkesin sorunu. dilerseniz tarafınıza açıklamakta sakınca görmem.

    saygılarımla
    http://www.memurlar.net/…pno=78&pintspeciallinkno=0
  • ayrıca ‘‘türkiye'deki islami hareketlerin toplumsal bir değişimi sağlayabilmeleri için’’ ilk koşul olarak ‘‘nasıl bir devlet ve toplum istediklerini tanımlamalarını’’ öneren kişidir.

    ayrıca buyurmuşlar ki:
    ‘‘ikincisi, türkiye'de kültürel öncelikli islami hareketler ile siyasi öncelikli islami hareketlerin karşılıklı ilişki ve etkileşimlerinin yeniden tanzim edilmesidir. eğer bu iki hareket bütünleşmiş bir halde devam ettirilebilirse, türkiye'de islam'ın hiçbir ülkede görülmemiş bir şekilde sağlam bir temel üzerinde gelecek vaat ettiğini söyleyebiliriz.’’

    ‘‘islam dünyasında bugün gerçekten bir enerji birikmiştir. buna engel oluşlar devam ettiği müddetçe islami hareketlerin bir patlama yapacağını söyleyebiliriz. eğer önü açılmayacak olursa yeni dünya düzeni de türkiye'deki islami gelişmeler karşısındaki bürokratik mekanizma gibi aynı sonuçlarla karşı karşıya kalacaktır.’’

    son paragrafı üç kere okuyun bakalım ne çıkacak...
  • zat-ı alilerinin "yine bunu aslında ilkeler açısından gözönüne aldığımız takdirde türkiye’de cumhuriyet ilkesinin yerini katılımcı bir yönetime devretmesi gerektiği ve nihayet laiklik ilkesinin yerinin islam’la bütünleşmesinin gerekli olduğu kanaatini taşıyorum. böylece türkiye cumhuriyeti’nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı daha adem-i merkezi, daha müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum." gibi cümlelerle inciler saçtığı çalışmasının tam metni için (bkz: dünya ve türkiye gündeminde islam).
  • şu günlerde intihal suçu yök tarafından iyice irdelenen ve profesorluk unvanının elinden alınacağı soylenen kişi.
  • yok - hukumet duellosunda yok'un hukumete kar$i cevabi.
  • ben ulkemi adeta pazarlamakla mukellefim diyen başbakanın müntahil müsteşarı.
  • devleti holding, halkı müşteri gören kamu yönetimi reformu' nun arkasındaki kilit isimlerden...
  • (bkz: tamer koçel)