1. kitaplarini basan cagaloglu'ndaki hakikat ne$riyat tarafindan yazdigi kuran meali elmalili hamdi'ninkisini almak icin girenlere diger her kitabi gibi aktif pazarlama yontemleri ile verilmektedir. kitaplari ucuzdur ve ufak olanlarinin ustundeki yazilar dikkat cekicidir. bu yayinevi cali$anlari tarafindan "evliya" (veli degil?:) olarak kabul edilmektedir ve cok muhim, caglar otesi bir insandan bahsedermi$ gibi takinilan uslup cok a$inadir, hatta bayattir.
    islam ilmihali de vardir bu amcanin. ilmihalinde ebu hanife'den aktararak yabanci ulkelerde (dar-ul harp diyip cemberi daraltalim da gidip bahreyn v.s. anla$ilmasin) parayi banka faizine yatirmanin bir kusuru olmadigini soyler. din adina bahsedersek iyi niyetli biri olabilir, ama ben chris corchiani'yi tercih ediyorum.
    bir de ismi ömer öngüt'tur, bir yamuk olmasin.
  2. muhterem müellif 1927 senesinde yugoslavya’nın yenipazar şehrinde dünyaya gelmişlerdir.

    babaları muharrem efendi, anneleri çelebiye hanım’dır. resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimizin neslinden olan medine-i münevvere’li şeyh ahmed -kuddise sırruh- hazretlerinin torunudurlar.

    şeyh ahmed efendi -kuddise sırruh- hazretleri bir sebeple geçici olarak yugoslavya’nın yenipazar şehrine geldiğinde vefat etmiş, çocukları ise orada kalmışlar, daha sonra torunları medine-i münevvere’ye değil de 1936 yılında türkiye’ye gelerek düzce’ye yerleşmişlerdir.

    müellifimiz, şeyh muhammed es’ad erbilî -kuddise sırruh- hazretlerinin hulefasından şeyh halil fevzi -kuddise sirruh- hazretlerinin hizmetlerinde olmakla kemal bulmuşlar, 1950 senesinde ahirete intikallerinden sonra ise irşada başlamışlardır.

    okur-yazar olmaktan başka herhangi bir zahirî tahsilleri bulunmamaktadır. mânen yetişmeleri hususunda şöyle buyurmaktadırlar:

    “tarikat-ı aliyye’ye alındığımızda şeyh muhammed es’ad efendi -kuddise sırruh- hazretlerimize karşı sonsuz bir muhabbet uyandı. alındığımızın haftasında tecelli ettiler ve bir daha da bırakmadılar. geceleri hep onlar meşgul olurlardı. gündüzleri ise zaten efendi hazretlerinin huzur-u saadetlerinde idik. bu suretle her iki pîrin himmet ve tasarruflarında bulunduk. bugün dahi her ikisinin himmetleriyle yürüyoruz. ve gelenleri de onlara havale ediyoruz.”

    sohbetleri esnasında bir sual veya rüyâdan mevzu açılmakta; bazen de vakte, zamana, hâle ve istidada göre kendileri mevzu açmaktadırlar

    son derece fasih, az ve öz, içten ve derinden, açık ve külfetsiz söz söylerler; herkesin seviyesine inerek, herkesin rahat anlayabileceği sadelikte konuşurlar. kendilerine has apayrı bir sohbet üslupları vardır.

    gelenlerle engin bir hoşgörü içerisinde ayrı ayrı ilgilenir, dertlerini dinler, sıkıntılarını giderir, dünyevî ve uhrevî meselelerde yol gösterirler.

    gaye ve hedefleri; allah ve resul’ünu sevdirmeye, allah ve resul’ünde birleştirmeye, nûr-i muhammedî’nin yayılmasına, kalpleri hakk’tan gayrı her şeyden kurtarmaya ve arındırmaya çalışmaktır.

    en büyük iltifatları mahviyet ve istikamettir. sohbetlerin büyük bir bölümü mahviyetten geçmektedir. müşâhede mahviyeti içinde nice esrar ve hikmetlerin kapısını açmışlardır.

    sohbetlerinde rüyâlar da ayrıca bir hususiyet arzetmektedir. anlatılan rüyâlardaki rumuzlara verdikleri cevaplar, her türlü takdirin üstündedir. soran da dinleyen de alacağını alır, yoluna koyulur.

    kuran-ı kerim’in ifâdesiyle “edğâsu ahlâm = karmakarışık rüyalar”a bile kalpleri mutmain eden cevaplar ve öğütler vermektedirler. bu vesile ile nice ulvî işaretler, kudsi hakikatler, rabbânî sırlar ortaya çıkmaktadır.



    muhterem müellifin, insana yaratılış gayesini öğreten, yaratan’ını tanıtan, ebedî saâdet ve selâmete yönelten, düşündüren, gönül üzerine, mâneviyat üzerine, iman, islâm, ilim-irfan, ahlâk-fazilet, aşk-şevk üzerine söylenen sözlerle dolu, bilhassa erbâb-ı sülûkün çok istifade edeceği eserlerinde islâm hakikatleri, iman letâfetleri, tasavvuf sırları âyet-i kerime ve hadis-i şerif’lerin ışığında selis bir üslupla anlatılmaktadır.

    daha geniş kitlelerin istifade edebilmesi için bu eserlerin neşri yanında, bölümleri de kitapçıklar halinde yayınlanmaktadır.



    tasavvuf; esrar odasının ilâhi sırlarına insanı mazhar eden bir yoldur, ilim-irfan mektebidir.

    her zamanda olduğu gibi bugün de tasavvuf aynen mevcuttur. asliyetinden hiç bir şey kaybetmemiştir. ve bu yol kıyamete kadar bâkidir. bilhassa tarikat-ı nakşibendiyye’de kıyamete kadar pir eksik olmayacaktır. o has oda; odadan odaya, halkadan halkaya geçmiş ve hiç bozulmamıştır. hazret-i allah dilediğinin devrini kapatır, dilediğinin devrini açar.

    “aşk ehli gitti, muhabbet şehri boş kaldı deme,
    cihan şems-i tebrizî güneşi ile dolu isteklisi nerede!...”

    hazret-i allah zâhirî ilimlerin öğrenilmesi için yeryüzünden âlimleri eksik etmediği gibi, bâtınî ilimleri öğretmek için de tasavvuf ehlini eksik etmemiştir.

    cenâb-ı hakk’ın lütuf ve ihsanı, sadece ilk devirlerde bulunan müslümanlara mahsus değildir. her devirde ilâhî ahkâma tâbi olan bütün müslümanların bu gibi ilâhî inâyetlerden istifade edecekleri açık bir gerçektir.

    hiç şüphe yok ki bu efdâl ümmet içinde, yağmurun toprağa düşmesi ile ölü toprağın nebat fışkırttığı gibi; hakk’ın izni ile ölmüş kalpleri diriltenler de mevcuttur. bütün engel ve güçlüklere rağmen, yalnız allah için mücâhede ve mücâdele etmektedirler.

    dini, bütün tazeliği ile ayakta tutan onlardır. her devirde etraf ve muhitlerine nur saçmışlar, insan yetiştirmişler, yol gösterici eserler vermişlerdir. emin adımlarla gayelerine doğru ağır ağır ilerlemektedirler. hazret-i allah’ı tercih edenler bunlardır. hazret-i allah’ın da tercih ettiği bunlardır.

    onlar ki; kendi mutluluklarını, mutsuz ve umutsuz insanlara umut, huzur ve teselli aşılamakta aramış ve bulmuşlar, mum gibi kendilerini eriterek etraflarını aydınlatmışlardır.

    “ümmetim yağmur gibidir. evvelkiler mi daha hayırlıdır, yoksa sonrakiler mi daha hayırlıdır bilinmez.” (tirmizi)

    evvelkilerden murad asr-ı saadet’tir. bir defa geldi, bir daha da gelmeyecek. sonra gelenler, saadet asrındaki müslümanlara çok benzedikleri için resul-i ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz onlara teşbih buyurmuştur. dilerse, dilediği zamanlarda asr-ı saadet gibi devir yaşatıyor hazret-i allah.

    dilerse bütün kâinatın aradığını bir noktada toplar.

    bir hadis-i şerif’te de şöyle buyuruluyor:

    “ümmetimden bir taife kıyamet kopuncaya kadar hakk yolunda muzaffer olmakta devam edecek, muhalefette bulunanlar onlara zarar veremeyecektir.” (buharî)

    bilindiği gibi hakikat, güneş gibi daima zâhir ise de; dünya muhabbeti ve aşırı meşguliyetler sebebi ile, kalp üzerine baskı yapan perdeler insanı hakikatten uzaklaştırıyor, müşâhededen ayırıyor.

    hâtem-ül enbiyâ -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz’den sonra vahiy kesilmiş, ilham kapısı ise açık kalmıştır. din kıyamete kadar bâkidir. bu devrin karanlık günlerinde bile islâm’ın nuru gönüllerde parıldamaktadır. insanların yeni bir dine ihtiyaçları yoktur. fakat zamanla vesveselere dalıp, arzu ve heveslerine kapıldıkları için; hakikatı hatırlatmaya, ruhları kuvvetlendirmeye ihtiyaçları vardır.



    ashab-ı kiram -radiyallahu anhüm- resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz’in sohbetlerinde yetiştiler. sohbetten aldıkları feyiz ve bereket sebebiyle onlara sahabî denilmiştir. onları medine’de yetiştiren medrese cenâb-ı fahr-i kâinat -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimizin mescidi idi.

    bir taraftan islâmiyeti yaymaya ve güçlendirmeye çalışırken, diğer taraftan da müslümanlara dinlerini en ince noktasına varıncaya kadar öğretiyor, maddî-manevi her türlü müşküllerini hallediyordu.

    ashab-ı kiram -radiyallahu anhüm- ondaki fesahat ve belâgatın hayranı idiler. sanki başlarında kuşlar varmışçasına, huzur ve huşu içinde dinlerlerdi.

    sohbetin verdiği kemâlât ile, peygamberler hariç bütün insanlardan üstün oldular.

    tasavvuf yolunda da sâlike merhaleler aştıran, onu terakki ettiren en mühim âmil mürşidin sohbetidir.

    onların sohbeti yakınlık makamından doğar ve âlî makamlardan süzülerek gelir. kalplerinin üzerinde perde yoktur. allah yolunda köprü mesabesindedirler. sohbet ve nazarları feyz kaynağıdır, kalp hastalıklarına şifadır. söylediklerini görerek, bilerek ve yaşayarak söylemişlerdir.

    tereddütlü kalplerin itminan bulması, gizli şeylerin öğrenilmesi ancak muhabbet ve sohbet ile mümkündür. mutmain olmayan bir kalp yürü demekle yürümez.

    muhabbet ve sohbet ile kazanılan feyiz ve bereketin, vecd ve istiğrakın bir çok şeyle elde edilemeyeceği, ilâhî tecellilerin doğmasına sebep olduğu erbabınca malumdur.

    rabbimiz bu taifenin neşesine ve neşvesine ererek yaşamaya muvaffak buyursun
  3. ömer öngüt = hatem-ül veli = hatem-ül evliya
  4. hakikat dergisinin imtiyaz sahibidir.

    dergide yazılanlara bakınca insan sadece ömer öngüt ve kendisine inanan insanların müslüman olduğunu düşünebilir. nurcular için "narcı", necmettin erbakan için "refah dinini icad eden adam", yaşar nuri öztürk için "kafir" filan derler. kimse müslüman değildir bu adama göre. onlarca kitabı, yüzlerce makalesi, risalesi, broşürü vardır. hakikat dergisinin arka kapağında her ay külliyatının tanıtımı yapılır. meydan larus gibi dizili ciltler dolusu ıvız zıvır bilgiyi din diye islam diye yutturmaya çalışır.

    anlamadığım şey şu: bir insan müslümandır eyvallah, dinini tanıtmak, korumak istiyordur başım üstüne... ama böyle cennete, cehenneme bilet keser gibi, herkesi si tekfir ederek müslümanlık mı olur? bir de tabii para verip bu adamın dergilerini, kitaplarını alan insanlar var.

    "uzak durmak gerek" deyip çıplak uyarıcı durumuna düşmek istemem. kimsenin imanına karışılmaz ama maalesef bu adam başka herkesin imanına karışmaktadır. bir de derginin kapağına bir cümle yazmış ki kalkan gibi: "kur'an'dan bir harf çıkartan ya da değiştiren kafirdir". böyle yazınca da otomatikman her eleştirene "sen kur'an'ı değiştirmek istiyorsun galiba" diye çıkışması muhtemel.

    zaten dergisinde her ay kapak konusunu yazan bir adam var. ismail yavuz mu, adem yavuz mu ne, o adam paso böyle şeyler yazıyor. ahalinin dinini, imanını kur'an ışığında deşiyor, eşeliyor.

    ama şunu da söylemek istiyor insan: merak etme ömer hoca, müslümanlar dinlerini de kitaplarını da savunuyor. hiç birimiz laf söyletmiyoruz dinimize. derdimiz bu değil. dinimize saldırıların hükmü de yok nazarımızda. derdimiz, müsümanlar neden aç, neden garib, neden teröristleşiyor... bunlar derdimiz. bunları yaz hoca. milleti tekfir etmekten mühimdir bunlar.
  5. hakkında sabah'tan ercan sarıkaya'nın bir haber yaptığı, 5.000 kadar müridi olduğu tahmin edilen şeyh. haberden bir alıntı:
    "türkiye her gün, yeni bir 'organ bağışıyla kurtulan hayat' hikayesine tanıklık ededursun, adapazarı'nda yaşayan 81 yaşındaki ömer öngüt, 'insanlığın yaradılışı ve organ nakli' kitabında organ bağışı yapan ve yapılmasına vesile olanlara kin kusuyor. 'hakikat vakfı' lideri ömer öngüt, son dönemde özellikle kapkaççıların trenden atarak öldürdükleri üniversite öğrencisi ahmet hakan canıdemir'in organlarının bağışlanmasıyla gündeme gelen ve hız kazanan organ bağışı konusunda, akıllara durgunluk veren iddialarda bulunuyor. okuma yazma bilmediği için yazılarını müritlerine yazdıran, adapazarı'ndaki dergahında fetvalar veren ve organ bağışı yapanların cehennemde diri diri yanacaklarını ifade eden öngüt, organ bağışını teşvik eden diyanet işleri başkanlığı görevlileri ve profesörlerini ise 'katil' ilan ediyor."
  6. "...ve organ bağışı yapanların cehennemde diri diri yanacaklarını ifade eden öngüt" bu; gazete/ci/nin bir hatası değil de ömer öngüt'ün ifadesiyse; kendisine başarılarının devamını diliyorum.
    (bkz: cehennem)
    (bkz: diri)
    (bkz: ölü)
  7. yazdığı kitaplar müritleri tarafından, pazar sabahları eyüp sultan camiinden çıkan cemaatin yüzüne yüzüne sokulmak suretiyle, "yazıyor, yazıyor, narcıların gerçek yüzünü yazıyor, kafirleri anlatıyor" denerek satılmaya çalışılan adam.

    misyonları ajitasyon, vizyonları angutizmdir.
  8. sabah gazetesi muhabirlerinden ercan sarikaya birilerinin tesviki ile bir kurnazlik oyununa basliyor. önce ömer öngüt"ten randevu alinarak röportaj yapma bahanesi ile gidiliyor. siradan sorularla röportaj bitiriliyor. daha sonra ömer öngüt tarafindan 10 yil önce bastirilan bir kitap konu edilmis gibi mansetten olay yapiliyor.

    tabii kitap kendilerine göre tahrif edilerek yorumlaniyor. daha sonra avukatlar konuyu tekzip için mahkemelik yapiyorlar , üst üste 2 mahkemede ömer öngüt"ü hakli bularak sabah gazetesini tekzip yazmaya mahkum ediyor.

    tekzip ama ne tekzip , adamlar röportajdan çok tekzipe itiraz ediyorlar, nerede ise tam sayfa tekzip metni , organ nakli ile ilgili sabahin çarpitmalarina karsilik nerede ise 10 yil önce yayinlanan kitabin tamamini tekzip diye yazmak zorunda kalmislar.

    isin bir baska ilginç yani da , sabah 2 mahkeme kararindan sonra tekzibe mahkum olmus ve yayinlamis , hala debeleniyor böyle tekzip olurmu diye , bal gibi olmus , hala tepiniyor, mahkeme kararini , mahkemeye sikayet etmeye çalisiyor , kendini sütten çikan ak kasik yerine koyarak.

    saniyorum allah dostlarina tuzak kuranlar kendi kurduklari tuzaklara böyle düsüyorlar. ne diyelim baska..
    ..
  9. narcilarin pek sevmedigi, gecmisini bilenler yüzünden düzce'de barinamamis, aslinda adapazarinda dergahi olan cok uzaklardan bir yerden kan bagim olan sahis.
  10. islamı sadece kendi inandığı meşrep ve cemaat olarak kabul edenler hiç sevmezler muhterem ömer öngütü. çünkü o mübarek öyle bir zamanda vazife ilemesul edilmiştir ki, efendimizin s.a.v ümmetim 72 fırkaya ayrılacak dediği ahir zamanda bu fırkaları tek tek ifşa etme görevi verilmiş olarak hizmet etmektedir islama. bundan dolayı 72 farklı tenkit bile gelmesi normal karşılanmalıdır. gelen tenkitlerin hepsi ayet ve hadis yerine polemiğe dayalı cümlelerden oluşmaktadır.

    araştırmacı ve uyanık insanlar yazılanları okur ve nasibi kadar yol alırlar, ömer öngütün askeriye ile olan ilişkisi her türk vatandaşının yaptığı askerlik görevinden öte değildir. bunu iddia eden ispatlamak zorundadır, ama o da bilirki, o fikir sadece zandan ötedir.

    ömer öngütü yakinen tanıyanlar gerçekten bilirler ki, o topluluk içersinde olanlar ne para ne makam ne de mevki ile meşgul değildirler. banka ile işleri olmaz, yediklerine kadar her şeye dikkat eder haram değil şüphelilerden dahi uzak dururlar.

    en belirgin yönleri iyiliği emrettikleri kadar da kötülükten men ederler, asla küfre rıza göstermezler, suskun kalmazlar, bunda dolayı da tenkit edilirler ama bunu sadece hakk rızası için hakktan korktukları için yaparlar..

    kısaca muhabbeti aşkı ilahinin tecelliyatını yaşatan tasavvuf ummanında bir damla olmak için yol alır boyun bükerler....hakktır onların özü hakktan gelir onların sözü.....

ömer öngüt hakkında bilgi verin