şükela:  tümü | bugün
  • muthis anime..
    neden mi?

    --- spoiler ---

    ilkokul yıllarına goturdu beni.. erkeklerin kızların eteklerini acıp kactıgı..
    ilk cocuk asklarına goturdu: -yan sınıftaki mehmet seni seviyormus.. ve gulusmeler. butun sınıfın ayaga kalkıp dalga gecmeleri..

    sonra aile ve tutumunun cocuk uzerindeki etkileri.. yanlıs sevmelerin, yanlıs yaklasımların cocugu ne kadar mutsuz hissetirebilecegi vardı..

    ve cocukların mukemmel hayal gucu. yalan soylerken kimsenin bir sey anlamayacagından emin olusları:
    -anne matematik sınavından once resim dersimiz vardı. hoca kagıda boya surmemizi ve sonra ufleyerek ona sekil vermemizi istedi. uflemekten basım cok agrıdı, o yuzden zayıf aldım.
    soyledigine o kadar inanıyor ki cimcime senin de inanasın geliyor sırf kalbi kırılmasın diye.

    -matematikte basarılı olanların buyuyunce cok mutlu oldugunu duydum. ben matematikte asla basarılı olmadım..
    esas kızın insanın icini burkan bir mahcup, asırı edepli ve huzunbaz yani var..

    sonra buyuk sehir. tokyo ve yalnızlık..
    buyuk sehirde tek basına bir kadın: -benim kız arkadaslarımın cogu bekar. tokyo da normal bir sey bu.
    yalnızlıgından rahatsızsın ama ozgur kızlıgına da toz kondurmaz, kendini benzerlerinle aklama "ihtiyacı" hep duyarsın..

    ve derken kasaba/köy hayatı. artık dogaya baktıgımda "ne guzel demek" yerine "bu doganın bir kısmı ciftcilerin emeginin eseri. doga onlara cok iyi baktıgı icin ciftciler de ona cok iyi bakıyor.." diye dusunmeyi akıl edecegim.. nasıl guleryuzlu herkes. nasıl icten. bizim koyler de boyle midir acep? doga guzelligi olsun buyuler mi misal karadenize gitsek? insanlar yardımsever ve icten midir oralarda da? biz burada plaza fareleri olarak hayatımızı surdururken ve köylülere burun kıvırırken o koylulerin bazıları gercekten mutlu ve huzurlu olabilir mi? kafamda deli sorular. ahah.

    ve yıllar sonra seni bulan aşk. koye yolculugun icsel yolculuga donusumu ve en dogal halinle, kendini anlatırken en buyuk ictenlikle kendini anlatan ve seni takdir eden bir adam..
    --- spoiler ---

    iste tum bu sebeplerle muthis anime.
  • 1991'den isao takahata'nin elinden cikma bi studio ghibli urunu.. 27 yasinda buyuk sehirde ofis hayati yasiyan bi kadinin, eskiden beri ozlem duydugu sekilde bi sure icin sehir disina cikip tarlalarda calismak, kir havasi solumak icin yola cikmasi ve ilerleyen birkac gundeki olaylari anlatan hos bir anime.. baslarinda cok sikici gozukmesine ragmen bi sure sabredince guzellesmeye basliyor, sonra bi bakiyorsunuz 2 saat gecmis.. film boyunca surekli ana karakterin 10-11 yaslarina donusler var, film biterken ve yazilar gecerkenki iki zamanin birlesimiyle yarattiklari efekt ise muhtesem olmus.. yetiskinler icin anime denen sey bu olsa gerek, zira 20-25 yaslarina gelmeden cok bisey ifade edecegini sanmiyorum insana.. yalniz zamaniniz olunca, uykunuz olmadiginda izleyin; frekansiniz tutarsa begeneceginize eminim..

    animasyon olarak hem biraz eskiligi babinda hem takahata'nin tarzi babinda cok parlak gozukmeyebilir, ancak bazi arkaplanlar oldukca basarili.. bunun yaninda zaten hotaru no haka'dan da bildigimiz uzere bu eleman duygulari anlatmak icin muhtesem goruntulere ihtiyac duymuyor.. muzikleri de baya guzel, hatta diger animelerde hic duyulmayan tarzda, o acidan insanin hemen dikkatini cekiyor (japon folk muzikleri + macar folk muzikleri (english patient'ta da vardi sanirsam marta sebestyen) vs.)..
  • orta yaşlara merdiven dayamış, yalnız bir kadının gözlerinden ele alıyoruz her şeyi. çocukluk sırasında kaçan fırsatlar, yaşanamamış aşklar, gidilememiş, gidilse bile doya doya tadı çıkarılamamış tatiller, doruk noktasına varılamamış duygular... bu kadar iç çatışmaya bir de dış baskıları ekliyoruz. tek başına yaşamanın ve çalışmanın zorlukları, geçmiş özlemi, farklı bir hayata sahip olanların hayatlarının cazibesi, aile ve arkadaşların baskıları... sınra bütün bu düşünceleri geride bırakıp 10 günlük bir tatile çıkıyoruz. her şeyden uzaklaşıyoruz. ve bu tatil boyunca kaçmış olduğunu düşündüğümüz bütün fırsatları yakalıyoruz. aşık oluyoruz, rahat oluyoruz, geçmişimizle yüzleşiyoruz, ciddi kararlar verme evresinden sıyrılıyoruz. bütün bunların sonuçları ise kalıcı oluyor. ve size aslında hiçbir şey için geç olmadığı mesajını veriyor. hotaru no haka ile izleyenleri hüngür hüngür ağlatan isao takahata bu sefer de insan ruhunun en derinlerine işliyor ve herkesin kendisinden bir parça bulabileceği duygulara sesleniyor.
  • birçok kişinin en sevdiği anime listesinde bile yer almaz, pek bilinmez bu şahane film. bizimkinden epey farklı olan (edit: ataerkil olması dışında) japon kültürüne rağmen, nostalji adına çok çekici bir havası vardır. eğer o ruh haline sahipseniz sizi alır götürür, yabancısı bile olsanız 60'ların ve 80'lerin japonyasına. sonra kendi anılarınızdan da birşeyler bulursunuz. miyazaki'nin fantastik filmleri taşlarla bezenmiş süslü bir müzik kutusu ise, bu film 20 yıl sonra tavanarasında bulduğunuz toz pas içindeki üç tekerlekli bisikletinizdir.
    filmde o kadar sevimli ayrıntılar vardır ki : cıvıl cıvıl çocuk seslerinin geldiği ağaçlar içindeki okul binası, en sevdiğin çocuk programı biterken ekrandan hızla akıp giden yazılarla birlikte bitiş müziği. müzik demişken film boyunca dinletilen doğu avrupa şarkıları (macar, roman) için bile arada bir açıp izlediğim olur.
    sonuç olarak benim için açık ara en iyi animedir.
  • marta sebestyen'in sesini duyduğum anda aynen animelerdeki gibi mutluluktan bir buluttan ötekine hoplatan film olmuştur benim için. çok güzeldir; çok naif bir filmdir. tam da şu soğuk günlerde evde oturup izlenesi.

    filmden diğer bazı müzikler ise şöyle:

    frunzulita lemn adus cântec de nunta
    malka moma dvori mete
    teremtés
    dilmano dilbero

    kaynak: vikipedi
  • studio ghibli'nin sadece hayao miyazaki filmlerinden ibaret olmadığını hatırlatan bir başyapıt.
  • türkçeye "dün gibi" olarak çevrilmiştir. japonların da ataerkil bir toplum olmasından olsa gerek bize çok yakındır, seyredilirken hiç bir sahne yadırganmaz hatta: "tıpkı bizim gibi", diyesi gelir insanın.
    baş kahramanımızın şehirden biraz uzaklaşmak istemesiyle başlamış görünse de hikaye aslında hep başkahramanımız taeko'nun içindedir. bu gezi bir kaçış arkasına gizlenmiş olsa da aslında bir öze dönüştür.
    taeko'nun çiftlikte yaşadığı olaylarla geçmişe dönüşü aslında hep olmak istediği ve şu an olduğu noktayı sorgulamasındandır.
    ayrıca duygular öyle güzel verilmiştir ki sırf o mimikler usta oyunculara taş çıkartıcak niteliktedir.
    seyredildikten sonra da yürekte sıcacık bir iz bırakır.
  • isao takahata ustanın, hayao miyazaki ustadan fikirler alarak yaptıgı film.
    yine suya sabuna dokunan konular.
    insanın içinde gizli bir yerleri bulup gıdıklayan ayrıntılar, replikler, karakterler, müzikler, sadelik, zeka , incelik, ustalık...
    miyazaki nin parmagını dokundugu, studio ghibli nin ürettigi hersey gibi yine insanı hem heycanlandıran hem yumuşatan, iyiye dogru değiştiren başyapıtlardan biri.

    ayrıca bu isimlerle de bilinmekteymiş:

    memories of teardrops
    memories of yesterday
    only yesterday
  • isao takahata'nın tipik moral bozucu filmlerindendir yine.inanılmaz güzeldir.izlerken kendinizden şeyler bulursunuz,gözleriniz dolar.lakin filmde yine hayao miyazaki esintileri görürsünüz.o da normaldir biraz.studio ghibli ve yapımcı hayao miyazaki adları geçerken animede.
  • japonya'nin kirsal kesim kulturu ve tarimla ilgili sorunlari hakkinda fikir sahibi olabileceginiz anime.