şükela:  tümü | bugün
  • birçok sevişme yöntemi varken neden erkekler misyoner pozisyonu tercih ederler? işin ilginç kısmı kadınlar neden bunu kabullenmişlerdir? erkek üste çıkar ve işini görür, kendini tatmin eder ve hakimiyetini yatakta sağlamış olur. hepsi bu kadar.
    bu erkekler için anlaşılabilir bir şeydir. ama ya kadınlar neden bunu kabullenmişlerdir? işin ilginç olan tarafı bu değil mi? kybele'nin panteondaki yerini zeus'a bıraktığından beri yani yaklaşık olarak 5000 yıl belki de daha uzun bir süreden beri insan olarak kaybettiklerini düşünürsek aslında bu bahsettigim konu daha da anlaşılabilir. uygarlığın ilk oluşturulduğu dönemde kadın erkekten üstün bir konumdaydı. baş tanrıdan değil baş tanrıçadan bahsedilirdi. çünkü kadın doğuran, can veren bir yaratıktır. adet kanı bile özellikle geçmiş binyıllardaki gibi utanılacak bir şey değil tam aksine doğurganlığın, üretimin bir sembolüdüydü ve ekim zamanında bereket getirsin diye tarlalara saçılırdı. baş tanrıça kybele bol göğüslü olarak tasvir edilmiştir hep. çünkü kadın memesi süt verir. yani insanoğlunu besler. hatta doğumda bile erkeğin rolü uzun süre anlaşılamamış, üremeyi bile kadının tek başına yaptığı düşünülmüştür.
    tarım devriminden sonra her şey değişmiştir. toprağı ekerken ve hasadı toplarken güce gereksinim duyulunca erkek bu alandaki hakimiyetini yaşamın tüm alanına yaymaya başlamıştır. evin ve kabilenin reisi olmuştur; ana tanrıçanın yerini tanrı almıştır hatta "allah baba" kavramı oluşmuştur insan zihninde.
    kadın da bu değişim esnasında farkında olmadan toplumdaki yerini kaybetmeye başlamış ve yaşam alanı ev ile sınırlanmıştır. artık onun görevi evini temizlemek, çocuklarını büyütmek ve kocasını tatmin etmekten ibaret olmuştur. zaman içinde bunu o kadar kabullenmiştir ki başka türlüsünü düşünemez olmuştur .
    hal böyle olunca da yatakta bile erkeğin istediği olmuştur. o hep üsttedir ve kadın karşısında hakim durumdadır.
    bu durum erkeğin genlerine binlerce yıl öyle işlenmiştir ki onun davranışlarında bile kendisini görmekteyiz. açıkça iddia ediyorum ki hayatı boyunca misyoner pozisyonda sevişmiş bir erkekten ne beklenebilir ki? ki ben bunu bir erkek olarak söylüyorum. kendini diğer cinsten üstün gören bir cinsin üyesi insanlığa ne kadar katkıda bulunabilir. çok aşırı bir iddia olmakla beraber erkeğin kesinlikle egemen olduğu yüzyıllara bakılınca çok uzun bir zaman dilimini kapsamış olmasına rağmen gelişmenin çok yavaş olduğu dönemler değil midir bu çağlar? üstüne üstlük dinlerin de erkek hakimiyetini vurgulayan yapısı, ki bunda cehenneme gitme korkusu en büyük etkendir, duraganlaşmayı daha da etkilemiştir.
    kadın toplumdaki yerini erkeğe yaklaştırdığı ölçüde daha yaşanabilir bir dünyaya kavuşmamız işten bile değil.
  • seviştik de ömür boyusu kaldı. misyoneri kaldı.
  • ben hep yürüyerek seviştiğim için beni etkilemeyen eylemdir.
  • kitapçıda ayak üstü neolitik dinler tarihiyle feminist felsefe kitaplarının arka kapak tanıtım yazılarını okuyup üstüne sosyolojik seksüalite makalesi yazmaya kalkışınca ortaya çıkan bulamaç.
  • misyoner pozisyonunu, parfüm seçimi yaparken arada koklanan kahve şeklinde görebiliriz. bir geçiş halidir. öncesinde ne varsa değerini azaltmaz, sonrasında gelecek olana hazırlar.

    geçişler esnasında bi uğranır. güzeldir. uğrayınız.
  • (bkz: ben hep 50 liralık seviştiğimden beni etkilemeyen olay)