şükela:  tümü | bugün
  • " eger tüm insanligin, farkli düsünen tek bir kisiyi susturmasini hakli buluyorsaniz, gün gelip o tek kisinin iktidari ele gecirdiginde tüm insanligi susturmasina karsi cikma hakkiniz da olmaz..." ( on liberty, chapter ii, p.23 of the robson edition of john stuart mill a selection of his works)
    benim kaynagim: 24 eylül cuma, radikal, "üniversitenin asli islevi ifade özgürlügüdür"
  • konuşma ve davranma özgürlüğü hakkında da, " bütün toplum eksi(-) 1 kişi bile bir fikre karşı ise, geri kalan topluluğun o sesi susturması yanlış olur, çünkü o kalabalık hatalı, 1 kişi de doğru düşünüyor olabilir, böylelikle diğer kalabalığı susturacak materyali bile bulunabilir." demiştir john stuart mill
  • birinci kismi, giris niteligindedir ama butun onemli fikirler listelenmistir. mesela kanuni duzenlemelerin disinda, etik-ahlaki-geleneksel degerlerin de azinliklara ve muhaliflere empoze edilmesinin tehlikesinden bahsedilmistir. yani kisisel sadece kanun onunde ezilmemeli, ayni zamanda cogunlugun degerlerine de teslim olmak zorunda olmamalidirlar. aksi halde cogunlugu, (aslinda pluralityi) ele geciren degerler sistemi, buyuyen cig gibi diger herseyi yutacaktir. burada mill'in goruslerinin en temeline variyoruz, yani zihnin ozgurlugune. zaten ifade ozgurlugunden de once, tabularla, sartlandirilmalarla sinirlanmamis ozgur dusunebilme yetisinin ustune basar.

    bir baska fikir de, toplumun (sadece devletin degil, yani cogunlugun devlet araciligiyla da, gelenekler ve degerler araciligiyla da) salt kisiyi ilgilendiren ve baskalarina ciddi ve direkt bir yansimasi olmayan konularda, o kisiye en ufak sekilde dahi karismamasi gerektigidir. bu mudahalenin, sozde, o kisinin iyiligi icin olmasi hicbirseyi degistirmez. yani ornegin, genc bir insanin intihar ozgurlugu olmali (kucuk cocuguna bakmakla yukumlu bir anne ise o kadar ozgur degil). goruldugu gibi esas olan, kisinin digerlerine verdigi zarardir, akli melekeleri yerinde ise bedeni ve zihni uzerindeki hicbir hakkinda hicbir yolla etki edilemez.

    buyrun, ilk kisimdan, sevdigim bolumlerin alintilari:

    chapter 1:
    --------

    the notion, that the people have no need to limit their power over themselves, might seem axiomatic, when popular government was a thing only dreamed about, or read of as having existed at some distant period of the past. neither was that notion necessarily disturbed by such temporary aberrations as those of the french revolution... the ‘people’ who exercise the power, are not always the same people with those over whom it is exercised, and the ‘self-government’ spoken of, is not the government of each by himself, but of each by all the rest. the will of the people, moreover, practically means, the will of the most numerous or the most active part of the people... the limitation, therefore, of the power of government over individuals, loses none of its importance when the holders of power are regularly accountable to the community..‘the tyranny of the majority’ is now generally included among the evils against which society requires to be on its guard.

    there needs protection also against the tyranny of the prevailing opinion and feeling; against the tendency of society to impose, by other means than civil penalties, its own ideas and practices as rules of conduct on those who dissent from them [burasi cok onemliydi iste]

    [those in advance of society] have occupied themselves rather in inquiring what things society ought to like or dislike, than in questioning whether its likings or dislikings should be a law to individuals. they preferred endeavouring to alter the feelings of mankind on the particular points on which they were themselves heretical, rather than make common cause in defence of freedom, with heretics generally

    the great writers to whom the world owes what religious liberty it possesses, have mostly asserted freedom of conscience as an indefeasible right, and denied absolutely that a human being is accountable to others for his religious belief. yet so natural to mankind is intolerance in whatever they really care about, that religious freedom has hardly anywhere been practically realized, except where religious indifference, which dislikes to have its peace disturbed by theological quarrels, has added its weight to the scale. in the minds of almost all religious persons, even in the most tolerant countries, the duty of toleration is admitted with tacit reserves.

    the only purpose for which power can be rightfully exercised over any member of a civilized community, against his will, is to prevent harm to others. his own good, either physical or moral, is not a sufficient warrant...in the part which merely concerns himself, his independence is, of right, absolute. over himself, over his own body and mind, the individual is sovereign.

    despotism is a legitimate mode of government in dealing with barbarians, provided the end be their improvement, and the means justified by actually effecting that end. but as soon as mankind have attained the capacity of being guided to their own improvement by conviction or persuasion (a period long since reached in all nations with whom we need here concern ourselves), compulsion, either in the direct form or in that of pains and penalties for non-compliance, is no longer admissible as a means to their own good, and justifiable only for the security of others.

    to make any one answerable for doing evil to others, is the rule; to make him answerable for not preventing evil, is, comparatively speaking, the exception. yet there are many cases clear enough and grave enough to justify that exception.

    absolute freedom of opinion and sentiment on all subjects, practical or speculative, scientific, moral, or theological. the liberty of expressing and publishing opinions may seem to fall under a different principle, since it belongs to that part of the conduct of an individual which concerns other people; but, being almost of as much importance as the liberty of thought itself, and resting in great part on the same reasons, is practically inseparable from it.

    ancient philosophers countenanced, the regulation of every part of private conduct by public authority, on the ground that the state had a deep interest in the whole bodily and mental discipline of every one of its citizens, a mode of thinking which may have been admissible in small republics surrounded by powerful enemies, in constant peril of being subverted by foreign attack or internal commotion, and to which even a short interval of relaxed energy and self-command might so easily be fatal, that they could not afford to wait for the salutary permanent effects of freedom. in the modern world, the greater size of political communities, and above all, the separation between the spiritual and temporal authority (which placed the direction of men's consciences in other hands than those which controlled their worldly affairs), prevented so great an interference by law in the details of private life; but the engines of moral repression have been wielded more strenuously against divergence from the reigning opinion in self-regarding, than even in social matters; religion, the most powerful of the elements which have entered into the formation of moral feeling, having almost always been governed either by the ambition of a hierarchy, seeking control over every department of human conduct
  • john stuart mill'in klasik haline gelmiş olan kitabı.

    açıkçası, kavram bazında bakarsak hiç bir düşünürün ulaşamadığı bir başarıya varmıştır, john stuart mill. özgürlük nedir?, sorusunu sorduğunuz insanların yüzde 90'ı, mill'in tanımından yola çıkar.
    "başkalarını mutluluklarından yoksun bırakmaya veya onların mutlu olma çabalarına engel olmaya kalkışmadığımız sürece, kendi iyiliğimizi kendi bildiğimiz yolda aramaktır özgürlük"
    "eğer biri hariç, bütün insanlar aynı düşüncede olsalar, nasıl bu karşıt düşüncedeki kimsenin diğerlerini susturma hakkı yoksa, tüm insanlarında o kişiyi susturma hakkı yoktur"

    bunun yanı sıra "özgürlükten vazgeçme özgürlüğü olabilir mi?", "özgürlüğün sınırları nedir?" "özgürlüğün sınırlarını kim belirleyecektir" "toplumun yararı karşısında özgürlükten kısmen vazgeçilmesinin gerekliliği" gibi konularıda ele almakta.
    elbette kitabı yazıldığı döneme göre değerlendirmek gerek. mill çağında "muhalif bir kimlikte" görülmekteydi.(kadınlara oy hakkını savunması vs.) ancak günümüzden baktığımızda katı batıcılık ve "tüm dünyaya yukardan bakan ingiliz anlayışı"ndan pek kurtulamadığını görmekteyiz. mill'in düşünceleri, tüm dünyayı kapsayan özgürlükten çok, ingiliz toplumunu kapsayan özgürlük kıvamında biraz.

    ayrıca kitapta, bir kavramın açıklamasına körü körüne bağlı olmamanın önemine de deyinmiş. hatta bunu yaparken zamanla ironikleşen bir örnekte vermiştir:
    mill'e göre bir düşünceye karşı olmak kabul edilebilir ancak o düşünceyi yok etmeye çalışmak zararlıdır. sonuçta zaman ilerledikçe o düşüncenin doğru olduğu ortaya çıkabilir. eğer biz geçmişte o doğru düşünceyi yok edersek, gelecekte "doğruluktan" mahrum kalırız. işte tam bu noktada bir örnek verir mill. örneğin, newton'dan önce fizik biliminin doğruları vardı. hatta deneylerce bu doğrular kanıtlanmaktaydı, oysa newton'un ortaya attığı kuramlar bilimi tepe taklak etti. artık biliyoruz ki, newton'un kuramları daha doğru. hatta bilimsel deneyler yaptıkça bunu kanıtlamak mimkün.
    kitap bu konuyu burada bitirir. modern çağın okuru ise burada hafifçe gülümser. 20. yüzyılda einstein, "mutlak doğru" olarak bilinen newton fiziğini yanlışlamıştır. günümüzde yapılan deneylerce einstein'ın kuramları kanıtlanmaktadır.
    yani bilmedende olsa mill, zamanla değişim gösteren çok güzel bir örnek vermiştir.

    (bkz: http://www.onurcoban.com/…ill-ozgurluk-uzerine.html)
  • 1985 belge yayınları baskısı

    sayfa 33

    --- spoiler ---

    eyleme koymak için bizim bir düşüncenin doğru olduğunu varsaymamızı haklı kılan esas koşul, başkalarının bizim düşüncemizin aksini söylemek ve onun yanlışlığını kanıtlamak bakımından tam özgürlüğe sahip bulunmasıdır; bundan başka bir koşul altında, insani özellikleri olan bir yaratığın elinde haklı olduğuna dair akla uygun herhangi bir güvence yoktur.

    --- spoiler ---

    sayfa 36

    --- spoiler ---

    eğer izin verilse bir önermenin kesinliğini kabul etmeyecek herhangi biri varken ve ona bu izin verilmezken herhangi bir önermeye doğrudur demek, bizim kendimizin ya da bizimle aynı görüşte olanların, doğruluğa karar verecek hakimler, hem de diğer tarafı dinlemeden karar verecek hakimler olduğumuzu sanmak olur.

    --- spoiler ---
  • feci ibretler ihtiva ediyor (evet, hala).

    "nor is it enough that he should hear the arguments of adversaries from his own teachers, presented as they state them, and accompanied by what they offer as refutations. this is not the way to do justice to the arguments, or bring them into real contact with his own mind. he must be able to hear them from persons who actually believe them; who defend them in earnest, and do their very utmost for them. he must know them in their most plausible and persuasive form; he must feel the whole force of the difficulty which the true view of the subject has to encounter and dispose of, else he will never really possess himself of the portion of truth which meets and removes that difficulty. ninety-nine in a hundred of what are called educated men are in this condition, even of those who can argue fluently for their opinions."
  • --- spoiler ---
    "korkunç olan kötülük, hakikatin parçacıkları arasındaki şiddetli çarpışmadan öte hakikatin bir yarısının sessiz sedasız ortadan kaldırılmasıdır...tek taraf dinlenmeye mecbur kalınırsa hatalar birer peşin hüküm haline dönüşmekle birlikte katılaşma sürecine girer ardından hakikat ise abartılarak hükümsüz hale gelebilir. herhangi bir düşünce susmaya mahkum edilse bile bu düşünce bizim bile kesin olarak bilebileceğimiz şeylere rağmen doğru olabilir ve bunu kabul etmemek yanılmazlık taslamaya benzer... susturulan düşünce yanlış da olsa bunda hakikatin bir kısmı bulunabilir, doğruluğu tartışılamaz olan düşünce yalnız doğru değil gerçeğin bir bütünü bile olsa o düşünceye itiraza katlanılması gerekmekte " on liberty kitabındaki en sevdiğim bölümler. bizim jakobenlere gelsin.

    --- spoiler ---
  • 1859 yılında basılan, john stuart mill'e ait olan kısa deneme. özgürlükler üzerine günümüz felsefi ve politik sistemine en güçlü etkiyi bırakan eserlerden biri.