şükela:  tümü | bugün
  • elia kazan ın sendikalardaki çürümeyi konu alan 1954 yapımı filmi. kazan'ın 50 lerdeki komunist avında arkadaşlarını ispilediği için kendini aklama gereği duymuş, ve politik bir açıklama olarak bu filmi yapmıştır. filmin tek başarısız yönü de yönetmeni aklama misyonunu pek yerine getirememiş olması olsa gerek. olsundur, hollywood da filme bayılmış, oscarları dayamıştır. marlon brandoda en iyi performanslarından birini göstermiş ve "contender speech" (taksi sahnesi) ile tarihe geçmiştir.
  • marlon brando her zamanki full karizma mere intelligence karakterini bir kere daha başarıyla hayata geçirmiş, yer yüzündeki tüm kadınların yüreğini hoplatmış, biraz da politik içerikli filmi ile her zamanki anti kahraman tiplemelerine anti kahramanlık katmıştır. bu film bize marlon brando'nun peygamber karizması sahibi biri olduğunu ve tüm gençlik dönemi filmlerininin çok izlenesi olduğunu kanıtlar.
  • 12 angry men'deki en kizgin amcanin kotu kalpli patronu oynadigi guzel bir sinema eseri. sadece me$hur "contender speech" sahnesine dair 20 dakikalik bir mini bir belgesel vardir vardir dvdsinde.*. divxlenmesi $arttir.
  • marlon brandonun serseri replikleriyle takdirimi kazandığı film. bu filmin bir benzerini türkler de çekmişti, sanırım cüneyt arkın oynuyordu.
  • 1954 yılında elia kazanın yönettiği , başrollerde marlon brando , karl malden, lee j. cobb vardır. başrolü frank sinatraya vermek istemiştir yapımcılar ilkin. kazan senaryoyu yazması için arthur millera yaklaşmaya çalışmıştır , fakat miller kazanın kendisini devlete ispiyonladığını düşünerek bunu reddetmiştir. türkiyede adam gibi vcd/dvd si mevcut değildir. en son bundan bir kaç yıl önce trtde vermişlerdi. terry malloy un kardeşiyle yaptığı konuşma sizi düşündürür , hüzünlendirir.marlon brando tabiki harikalar yaratır bu sahnede.

    t.m. ; you dont understand. i coulda had class. i coulda been a contender. i coulda been somebody charley, instead of a bum, which is what i am, lets face it. im a bum. it was you, charley.
  • tüm film boyunca* ve özellikle harley üzerindeki meşhur fotoğrafıyla karizma konusunda söylenecek pek bir söz bırakmamış marlon brando* nun başrolü eva marie saint* le paylaştığı film, brando nun saint e, "i didn't say i don't love you, i said i want you to get out." kelimelerini sarfettiği sahneyle de akıllarda ve kalplerde yer etmiştir.
  • zincirlerinden başka kaybedecek birşeyi kalmayan bir adamın hikayesidir.
  • sanirim bu aralar turkiye'yi ya da turkiye'de olma fikrini ozledigimden dolayi bu filmi cuneyt arkin'in basrol oynadigi bir filme ya da filmlere benzettim durdum.
    marlon brando'nun karizmasi ve oyunculugu tartisilmaz, ama yine de onu cikartip senaryoyu hic degistirmeden bize uygulayinca;

    ---bir nevi spoiler--
    fakir ve guzel kiz hulya'nin abisi fabrika sahibinin adamlari tarafindan oldurulmustur. kemal de bu isin bir parcasidir, dusunmeden hayatini akisina birakmistir. hulya abisinin katillerini bulmaya and icmistir, ona destek kasabanin genc kaymakamindan gelir, olaylarin uzerine giderler. kemal hulya'ya vurulmustur bir kere, icinde oldurdugu iyi kemal ortaya cikmistir, kokusmus sisteme karsi cikmaya karar verir, mahkemeye gider. kemal'in abisi faruk patrondan gelen tehditlere dayanamaz, ve kemal'i ikna etmeye calisir, aksi takdirde her seyin kotu olacagindan bahseder. kemal ise iclenmistir, elleri paltosunun cebinde uzaklara bakar " anlamiyorsun abi. guzel bir hayatim olabilirdi. sevdigim kadin ve iki cocuk her aksam sicak yemekle beni ufak evimizde bekleyebilirdi. oysa simdi sistemin bir parcasi oldum, nalet olsun." ........

    -bir nevi spoiler--
  • daha evvel kitabını okumuştum. "ne kitabı hacı? yemişler seni :) yok kitabı mitabı" demeyin var. belli ki filmden sonra yazılmış. her neyse kitabı beğenmiştim. filmini bir kaç gün evvel izledim yeniden. hazır taze aklımdayken diye...

    filmin yönetmeni elia kazan*, kim bu elia kazan? kayserili, bizden biri diyeceğim ama o daha 4 yaşındayken, ailesi birinci dünya savaşından hemen önce göçmüşler abd'ye. adam azimli, yetenekli. yetiştirmiş kendisini ve süper filmler çekmiş. mesela ihtiras tramvayı, viva zapata, -benim favorim olan- cennetin doğusu vs... tabi rıhtımlar üzerinde de [on the waterfront] bu büyük, güzel filmlerden biridir ama hikayesi diğerlerinden ayrılır...

    bilenler bilir, 1950'li yılların başında mccarthy döneminde "komünist avı"diye bir olaylar silsilesi var. soğuk savaşın paranoyası ve tabi korku imparatorluğunun gazıyla sürekli anti-komünist faaliyetler var. tabi amerikan devletine yapılan en ufak eleştiriler bile komünistlikle "suçlanmaya" sebep oluyordu. işte bu dönemde sinema sektöründe de komünist avına çıkılmış, pek çok yönetmen, yapımcı, oyuncu vs... sorgulanmıştır. konunun burada bizi ilgilendiren kısmı elia kazan'ın bu sohbetlerde arkadaşlarıyla ilgili bilgiler verdiği iddiasıdır. elia*'nın pek çok arkadaşını ispiyonlandığı söylenir. yine hatırlayanlar bilecektir. bundan 10 yıl kadar evvel oscar ödül törenlerinde "yaşam boyu onur ödülü"nü aldığında salonun yarısı ayakta alkışlamış diğer yarısı ise protesto etmişti. aklımda kalan iki isim var, bunlar yaşanırken. elia'yı ayakta alkışlayanlar arasında "sağcı" ve "militarist" olmasıyla bilinen kurt russell varken, protesto edenler arasında "solcu" ve "muhalif" olarak sean pean vardı...

    şimdi diyeceksiniz "birader, mevzu rıhtımlar üzerine. ne demeye bunları yazıyorsun?" hemen yanıtlayayım. bu film elia kazan için "günah çıkarma"dır. solun "s"sinden tırsılan, "ben ekmeğime bakarım arkadaş! sağ sol boş işler bunlar" diyenlerin çoğaldığı bir dönemde sendikalaşmayla ilgili, ezilen tersane işçileriyle ilgili film yapmanın mantığı budur! ve elia kazan, bu filmle mesaj vermiştir kendince dosta düşmana! "ben kimseyi satmadım!" tabi inanan inanmış, inanmayan inanmamıştır. ama bir gerçek var; film, hakikaten de çok güzel. aradan 55 yıl geçmiş ve hala güncelliğini ve güzelliğini koruyor film. (bkz: tuzla tersanelerinde işçi ölümleri)

    marlon*, rocky balboa tipli "saf ama temiz" boksör tiplemesi olan terry malloy'u güzel canlandırmış. lee j. cobb zaten büyük oyuncu, hakkıyla oynamış kötü adamı. edie karakterini canlandıran eva marie saint ise scarlett johansson'ın 50'lerde versiyonu gibi geldi bana. scarlett*'i acayip benzettim kendisine.
  • budd schulbergin romanından yine budd schulberg tarafından senaryolaştırılmıştır.