şükela:  tümü | bugün
  • ön türkçe - türkiye türkçesi, azerice, çuvasça gibi ayni kokten gelen dillerin geldigi kök dil, proto türkçe
    (bkz: turki diller)
  • antalya uçağından iniyorum, olympos eteklerinde beycik köyü yakınlarında bir ekolojik yaşam projesine göz atmak üzere garajdan köye giden dolmuşlara biniyorum. dolmuş tıklım tıkış ötesi, koltukların aralarında koridorda plastik taburelerde üst üste elli kişi filan yolculuk ediyoruz. ben arkada erkek egemen bir nüfusun içine tıkılınca, bağyanları koruyalım cemiyeti üyesi dolmuş şöförü benimle önde oturan bir adamı yer değiştirttiriyor, orta yaşlı, çok tipik türk görünümlü, boynunda renkli bir poşu olan bir kadının yanına oturuyorum. finike'nin filan yerlisi sanırım diye düşünüyorum, selamlaşıyoruz. sadece dikkatimi elindeki çok güzel siyah kemik bir baston çekiyor, bir kadına bir bastona bakıyorum, bağdaşıklık sıfır. o sırada annem arıyor, ben de vıdı vıdı anlatıyorum, şimdi yoldayım da şuradaki sapaktan beni alacaklar da merak etme vıdı .. kadın "ah annelik ne zordur" diye söze giriyor. ben de "evet uzakta olmak zor" diyorum. ama biz her gün iki üç allah ne verdiyse izmir-istanbul arası böyle 15 yıldır, izmir'den istanbul'a geldiğim günden beri konuşuyoruz diyorum o da evet benim de kızım uzakta biz de çok sık konuşuyoruz diyor. kızı kanada'daymış. a ne güzel diyorum. ama pahalı olmuyor mu? yok diyor paris'te özel bir tarifeden konuşuyorum, ben pariste yaşıyorum. ya öyle mi diyorum, içimden de fransa'da yaşayan türk işçileri geçiriyorum, yazık gurbet ele gitmişler ekmek parası için filan.

    ne iş yapıyorsunuz siz paris'te diyorum. kadın "sorbonne'da sosyolog'um" diyor. "proto türkçe çalışması için yörüklerle çalışmaya gelmiş. dağlara çıkacaklar, bir nevi reserach projesi. siz ne işle mesgulsunuz diyor, ben de anlatıyorum işte bizans işte ikonografi meryem filan.. işte o dakika kadın başlıyor konuşmaya;

    bir gün grekce orjinal bir metin okurken, bakmış ki neredeyse sözlüğe hiç bakmıyor. allah alah nasıl oluyor bu diye düşünmüş, kelimeleri anlam olarak değil de ses olarak okumaya başladığında farketmiş ki grekçe aslında türkçe. yani her birimiz bir başka moda girip grekçeyi duymaya çalışarak okusak, anlayacağızmış ki aslında bizim bu dili öğrenmemiz üç gün filan. kadın bir örnekler veriyor, dudağım uçukluyor, proto türkçeciymiş işte kendisi. ineceğim sapak yaklaşıyor, kafamda habire grekçe kelime eviriyorum çeviriyorum ı ıhh akıl düzenim türkçe çınlamıyor. ulen üç günde öğrenilen grekçe ne hayatlar kurtarırdı diye kafayı yemek üzere daha çok öğrenmek istiyorum, yaz yavrum sen benim telefonumu diyor kadın, onu yazın arayayım, hem konu üzerinde çalışıcaz, hem de meryem'i kutsal hristiyanlığın anası mertebesinden pagan ruha ait olduğu yere teslim edicez beraber. vay be dağ yolunda bile şanslıyım demek ki.

    neyse hikayenin sonucu; ön türkçe teorisiyle daha yakından tanışınca anladım ki bence bu kafayı yemiş bir araştırma alanı.

    bir de alakasız şu var;

    şimdi biz gelecek nesillere bundan diyelim ki bin yıl sonraya bir metin bir şey bir yazı mazı bırakmak istiyoruz. aklımıza ne geliyor ne yazıcaz ya çizelim, çizerek anlatalım. merhaba uzaylı biz dostuz cinsinden çiziktiriyoruz, ne kadar da ileri bir medeniyet olduğumuzu çize çize anlatıyoruz. oh ne de güzel çizdik, resim uluslararası bir dildir, semboller de zamanın ötesinde kullanımlardır, oh be geleceğe bu günü yansıttık ne güzel.

    sonra herifler bin yıl sonra bu çiziktirdiklerimizi buluyorlar, vay be diyorlar bu bir dil galiba. habire çözmeye uğraşıyorlar, yazıya geçmiş miyiz geçmemiş miyiz nedir tartışıyorlar. o sırada durun ya bu adamlar uçmuş bir medeniyette yaşıyorlardı, küresel ısınma öncesi dünyayı yok etmeden baya da fena olmayan kaynaklara sahiplerdi iki çizgi ile çözülecek bir medeniyet değildi ki bunlar diyecek biri yok tabi.

    bizim mısırlılara, eski medeniyetlere yaptığımız muamele yani bir nevi. teori teoridir, bu yaz olympos'ta, kaş'ta mavi'nin önünde ben de bu teoriyi derinleştirmek istiyorum mesela. proto turkce olayi kadar ucuk bile degil sanirim.
  • sınıflama ilk türkçe-en eski türkçe-ana türkçe (ki bu safha da ana çuvaşca ayrılır)-eski türkçe-orta türkçe-eski anadolu türkçesi- türkiye türkçesi'dir.
  • "damat frued" arkadaşımızın sınıflamayı yanlış verdiği türkçe çağıdır. doğrusu:

    1. altay çağı: "ana altayca" olarak geçen bu dil çağında, henüz türkçe bir dil değildir. moğolca, türkçe, mançu-tunguz dil birliği vardır. m.ö.9000'lerden başlamaktadır. hiç bir yazılı belgesi yoktur, tek kaynağı bu diller arasındaki ortak sözcüklerdir. dolayısıyla bu çağ kesin kaynaklara dayanmadığı için "altay kuramı"nın bir neticesidir. dilbilimcilerin düşüncelerine göre bu dillerin ortak olduğu bir dönem olmalıdır. kabul görülen görüş bu yöndedir.

    2. en eski türkçe çağı (proto-türkçe): türkçenin, ana altaycadan ayrılıp "türkçe" olduğu dönemdir. m.ö. 5000-m.ö. 4000'lerden başlamaktadır. türkçenin herhangi bir lehçesi bulunmamaktadır. ayrıca bu dönemde türkçe ile sümerce arasında kelime alış-verişleri yaşanmıştır.

    3. ilk türkçe çağı: m.ö. 1000'li yıllardan başlamaktadır. türk lehçelerinin oluşmaya başladığı dönemdir; "eski doğu türkçesi" ile "eski batı türkçesi" olarak türkçenin iki lehçesi bulunmaktadır. doğu türkçesine "şaz türkçesi", batı türkçesine "lir türkçesi" denilir. eski batı türkçesi: onogur (on-ok), saragur, katrigur, bulgarlar ve avarların diliydi. eski doğu türkçesi: hun, göktürk, uygur, karahanlı, harezm, çağatay, oğuz. (tarihsel bir sıralamadır). bu çağın önemli bir özelliği ise türkçenin yazılı hale gelmiş olmasıdır. iskit dönemine ait altın elbiseli adam'ın mezarında bulunan gümüş bir kase ortaya çıkmış, bu kasede türkçe yazılar bulunmuştur.

    4. eski türkçe çağı: m.s. 600ler ile 1000'li yıllar arasıdır. bu dönemde türkçe yazıtlar bulunmuş, yazının yaygınlığı konusunda fikirler vermiştir. iskitlere ait kurganlarda yapılan çalışmalara kadar orhun-yenisey yazıtlarının türklerin ilk yazılı belgeleri sanılmaktaydı. bu dönemde eski doğu ve eski batı türkçeleri kendi aralarında lehçelere ayrılmaya başlamıştır. yine bu dönemde türkler yerleşik hayata geçerek kağıt ve matbaayı kullanmışlardır. ilk türkçe kitaplar bu dönemde ortaya çıkmıştır. ilk türkçe kitap ise 930 yıllarında göktürkçe harflerle yazılmış 114 sayfa bir fal kitabı olan "ırk bitig"dir. ırk bitig, göktürk harfleriyle yazılmış olmasına karşın 2.göktürk devletinin yıkılmasından sonraki uygurlar döneminde yazılmıştır, bu yüzden lehçesi göktürkçe değil, uygurcadır. anlamayanlar için bir daha yazayım: yazılar göktürkçe, metin uygurca; yani osmanlıca gibi düşünün; harfler arapça, metin türkçe. (bunun üzerinde durmamın nedeni bu hatanın sıkça yapılmasından dolayı). yine bu döneme bir çok türkçe kitap bulunmaktadır. bu kitaplar ekseriyetle mani dinini anlatan kitaplardır. uygurlar batıdaki topluluklara kağıdı ve matbaayı öğretmişlerdir. uygurların bu üstün medeniyeti kendilerinden yüzyıllar sonra da etki etmiştir. tarihsel sırasıyla karahanlı, harezm(gazne), moğollar (cengizhan), çağatay (timur) medeniyetlerinin oluşmasında katkı sağlayacaktır. öyle ki türkler müslüman olduktan çok sonraları bile uygur harflerini kullanmaya devam edeceklerdir. cengiz han ve sonraki dönemlerde mali ve devlet işlerinde uygurlar yer almaktaydı, bu yüzden uygur yazı dili yaygın olarak kullanılmaktaydı. cengiz hangillerden olan timur döneminde resmi işlerde uygur harfleri kullanılmaktaydı. uygurların ne kadar büyük bir medeniyet geliştirdiklerinin kanıtıdır. yine timurlar dönemine ait bazı eserler uygurca yazılmıştır. bunlardan biri karahanlı dönemine ait kutadgu bilig eserinin 1439 yılında yazılmış herat nüshasıdır.

    5. orta türkçe çağı: 11. yüzyıldan 15. yüzyıl arasıdır. türklerin bir bölümünün müslümanlığı benimseyerek batıya doğru seferler yaptığı çağdır. türkler bu dönemde farklı coğrafyaları etkisi altına alarak çeşitli lehçeler ortaya çıkarmıştır. bu dönemde yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi uygur alfabesinin ve medeniyetlerinin etkisi sürmektedir. bunun yanında islamın etkisiyle de mimari, edebi eserler yaygınlık kazanmıştır. verilen eserler daha çok felsefi ve islami eksendedir. bu dönemde ilk türkçe sözlük (türk ansiklopedisi) olan divan-ı lügatit türk yazılmıştır. ilk türkçe siyasetname olan kutadgu bilig adlı felsefi eser yazılmıştır. yine bu dönemde ilk türkçe kuran tercümeleri (karahanlı dönemi) yazılmıştır. bu dönemde türkçe onlarca kuran tercümesi bulunmuştur, en bilineni ingiltere'deki "rylands nüshası"dır. ilk islami felsefi eserlerde ortaya çıkmıştır, türkler uygur döneminde hali hazırla felsefe ile ilgilendikleri için bu felsefi düşünceler islami cehette toplanmıştır. bu eserlerden en önemlileri atabetül hakayı ve divan-ı hikmet'tir. divan-ı hikmet (ahmet yesevi) bugün müslüman türklerin tümüne etki etmiş; islamın ve tasavvufun yayılmasını sağlamıştır. yine bu dönemle ilgili bir ekleme daha yapmakta fayda var: bu dönemin ikinci yarısında, orta asya'daki türkler farklı lehçeleri kullanıyor olsalar da tamamı yazı dili olarak çağataycayı benimsemişlerdir. hindistan'ı fetheden babür şah, ali şir nevai, sekkaki türkçe eserler veren önemli edebiyatçılardandır. yine bu dönemde oğuz grubunda eserler veren edebiyatçılar bulunmaktadır yunus emre, nesimi gibi.

    6. yeni türkçe çağı: 16. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar oluşan gelişmelerin yaşandığı dönemdir. orta asya'da çağatay lehçesi ortak yazı dili olarak devam etmektedir. batı'da ise oğuz türkçesi, karadenizin kuzeyinde kıpçak türkçesi yer almaktadır. türkçe bu dönemde geniş kitlelerin konuştuğu dünya dili haline gelmiştir.

    7. modern türkçe çağı: 20. yüzyıldan günümüze kadar olan dönemdir. orta asya'da çağatayca etkisini kaybedip günümüz türk lehçelerinin yazı dillerini ortaya çıkartmıştır. bu dönemde dünyada konuşulan ilk 10 dil arasına girmiştir.