şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: sallanmamak)
    (bkz: umursanmamak)
    (bkz: siklenmemek)
  • her insanın mutlaka hayatında en az bir kere, içinde bir yerlerde hissetiğine inandığım duygu/his/düşünce.
  • "aman siktir et gitsin" en iyi yontemdir insanin hayatindan bu duyguyu cikarmak icin. yani en iyi savunma taarruzdur.
  • heves kaçırır. hemen hemen her şeye karşı.
  • beklenti ile gelen, hayal kırıklığı ile gidendir. en iyisi hiç beklentiyi yaratmamaya odaklanmaktır. beklenti yoksa, umut ve önemsenme gibi insanı çoğu zaman boş yere süründüren duygular da kontrolü ele geçirmezler.
  • hızlıca yazılmış özensiz bir mesaj ile hissedersin bazen bunu. şunun gibi mesela:

    "mıtlu yıllar"
  • hissettirmenin hissetmekten daha çok acı verdiği his.*

    üşengeçlik, dağınıklık, isteksizlik ve düzensiz uyku saatleri hayatınızın bir parçası ise, bunlara eklememeniz gereken bir özellik kalıyor: bütün bunları haklı görmek.

    beş yıl boyunca birlikte olduğunuz kişi bu sürenin yarısından fazlasını sizi üstü kapalı uyararak geçirmek zorunda kalmamalı. sonra her şey değişiyor, aldığınız iltifatlar bile.

    mesela, çok sevdiğiniz bir film ve o filmin çok sevdiğiniz baş karakteri hakkında konuşurken şöyle bir diyalogla karşılaşabiliyorsunuz:

    -o filmdeki adama çok benziyorsun.
    -gerçekten mi? ne bakımdan?
    -o da senin gibi insanların önem verdiği şeyleri hiçe sayan ve hiçbir şeye değer vermeyen bir idiot.

    canım sevgilim!

    aslında, sözlüğün güzide tabiri ile "eski sevgilim" demem gerekirdi. fakat o ayrılık kararı hiçbir zaman yürürlüğe giremedi. mülga da değil. insanın içinde hep bir umut olur: "değişeceğim."

    sonra ne oldu peki?

    haftalar sonra ilk kez buluşacağımız gün (düne tekabül ediyor) uyuyakaldığım için buluşmaya gidemedim!

    canım kendim!

    akşam saatlerinde buldum onu tabii. yanımda, ilgisini çekecek ve işe yarar bir rüşvet olacağını düşündüğüm bir kitap da vardı. "sende kalsın." dedi, gitti.

    eve dönerken gözüm dalmış, fark ettim, kitabın üzerindeki yazıya bakıyordum: paris kasveti.

    hakikaten, önemsenmemekten kötü olan şey, birine önemsenmediğini hissettirmek. daha da kötüsü ise, onun bu hissinde haklı olma ihtimalinin varlığı.

    ve tabii: (bkz: sözlüğü günlük olarak kullanmak)
  • kişi önemsenmediğinde pek önemli olmayan, önemsendiğinde ise özgüven eksikliliğinin doruğunu yaşatacak bir durum...
  • sadece seni önemsememekle kalsa o kadar değil de, önemsemeyen artık başkasını önemsiyorsa çok koyan bi durumdur.
  • elden çıkartmak için etiket fiyatı yarıya düşürülen ürün muamelesi görmektir. manavın satılmayacağını bildiği çürük malları sandığa doldurup dükkanın öne koyması misali. isteyen olursa oradan alır, kimse almazsa da atılır. ne fark eder? artık bir getirisi olamayacağı için ne olacağı önemli değil.