şükela:  tümü | bugün
  • her şeyin kendisiyle hayat bulmuş olduğu bir varlık fikrinin içimizde doğduğunu böyle bir varlığın zorunlu olarak var olması gerektiğine kanıt olarak göstermek.
    (bkz: ontolojik)
    (bkz: düşünüyorum öyleyse varım)
  • orta çağda st. anselmus ve yeni çağda descartes tarafından geliştirilmiştir.
    (bkz: ontolojik)
  • tanrının varlığına ontolojik kanıt getirip işin içinden sıyrılmaya yol açmış, ancak bunu yaparken sanatsal, bilimsel vesaire yaratıcılığı insanın ellerinden alıp üst varlığa vermiş, götünü açıkta, ellerini boş bırakmış hadise.
    "aklımda tanrı imajı var, bu kadar mükemmel bir imaj benim aklımda kendiliğinden ortaya çıkamaz. öyleyse tanrı var."
    sayfalar, kitaplar dolusu metnin anafikri, buyur burdan yak.
  • (bkz: varlıkbilim)
    (bkz: ontoloji)
  • ontolojik kanita en esasli itirazi yapan kant olmu$tur. tabii ontolojik kanitin ele$tirilmesini zorunlu olarak ateizm tellalligi diye alamayiz. hatta bizzat "aquinas bunu ele$tirmi$ ve onemli gormedigini belirtmi$tir" ki bunu zaten kant'tan bildigimiz icin mukerrer oldugum iddia edilebilir. topu kendisine atip aradan sivi$acagim yazar icin ise (bkz: aydin topaloglu)
  • ontolojik/varlıkbilgisel kuram. "on" eski yunancada varlık anlamında. tanrı'nın var olmasını, yetkin ve kusursuz olması ile açıklamaya çalışan teist bir kuramdır. tabii ki çok tartışılan ve çürütülmeye de çalışılan bir kuram aynı zamanda.

    ilk ispatlamaya çalıştığı tanrının varlığıdır. kuram şöyle: tanrı en yetkin varlıktır. varolmayan bişey yetkin olamaz, bu bir çelişki olur, dolayısıyla tanrı varolmak zorundadır.

    argümanı ilk kullanan st. anselm. sonra descartes tanrının varlığının ispatı için bu argümanı kullanmış. demiş ki:

    bir mükemmel varlık düşünüyorum: sonsuz, herşeyi bilen, herşeye gücü yeten, herşeyin yaratıcısı. / tamam da, bu fikir aklıma nereden geldi? ben, sonlu, sınırlı bir varlığım, böyle bişeyi nasıl düşünebilirim ki? / hmmmm, bu fikir benim zavallı, sınırlı birikimimden gelmiş olamaz. demek ki bu benim ruhuma, "tabiat-üstü" bir kuvvet tarafından gönerilmiştir, çünkü, fizik kanunlarına göre sınırlı bir şey, sınırsız bir şey üretemez. o halde, "tabiat-üstü" bir kuvvet var.

    argümanın zayıf noktası kant tarafından gösterilmiş: varolmak bir özellik değildir.

    ontolojik argümanlar, doğruluğu apaçık sayılan ilkelerden ya da tanımlardan yola çıkan argümanlar grubuna girer. evrenin genel özelliklerini, doğa olaylarını, dini ya da mistik deneyimleri kanıt olarak kullanan argüman grubuna dahil değillerdir genel olarak. ontolojik argümana göre yetkinlik varlığı içerir, varolmayan bişey yetkin olamaz, o zaman, madem tanrı tanımı gereği tam olarak yetkindir, o zaman tanrı vardır, tartışılacak bişey kalmaz.

    evren, mevcut şeylerin tümüdür. sadece dünya, gezegenler, galaksiler, uzay değil,mevcut olmuş, halen mevcut olan, mevcut olacak herşeydir. böyle anlaşılan bir evren için bir "sebep" gerekmez. ama aristo dahil herkes sebep aramıştır iyi kötü bunun için. bulamayan herkesin vardığı sonuç tabiat üstü bir kuvvet olduğu için de dini felsefelerin haklılık iddialarının temelinde bu yatar. ontolojik argüman da tabiat üstü argümanların başında gelir.

    cogito, ergo sum argümanıyla aynı yoldan gider ontolojik argüman. varlığın önceliği esastır. karşısına çıkan argümanlarda da bilincin önceliği esastır: bir düşünce zihinde var diye gerçekten de bu düşünceye karşılık gelen şeyin bulunması gerekmez. zihin yanılgıya düşebilir bir müessesedir.

    "tabiat-üstü" temelini savunan felsefelerin çoğu bunun aklen ispat edilmesinin mümkün olmadığını düşünür, öne sürer, olduğu gibi kabulü konusunda israrlıdır. insanın bu inanca ihtiyacı olduğunu savunur. ihtiyacına ters davranması istenmemelidir insandan. tabiatına aykırı bişey yaparsa kendini tahrip eder der.

    başka bazı felsefeler, "tabiat-üstü"nün varlığının aklen ispat edilebileceğini iddia eder. varlığın önceliğine göre böyle bir ispat imkansızdır. bugüne kadar, "tabiat-üstü"nü akla dayanarak ispatlayacağını öne süren argümanların hepsi çürütülmüş diye biliyorum ben ama bildiğim yanıldığıma yetmez, söyliim.

    karşı görüşler ontolojik argumanı çürütmeye çalışırken der ki (bunlar "tanrı yok" demez, sadece argümanın zayıf yönünü ortaya çıkarmak amaçlıdırlar) tanrıyı tam yetkin diye tanımlayarak bundan onun var olduğu sonucunu çıkartmak, bulmak istediğimiz şeyi önceden arayacağımız yere saklamaya benzer, saçma olur.

    tabii bunlar uzun mevzular, felsefi tartışmalar. ama özetle ontolojik kuram mantıksal olarak kusursuz olmakla beraber bilimsel değildir, ortaya en baştan konan şey, bi önyargı, bi kalıptır. argümanın kendisi sağlam ve mantıklıdır ama temeli zaten önyargı ya da bilimsel olmayan bir kalıptan oluşur.

    karşı argümanlar, mantıklı ispatlar peşinde koşan argümanlardır. tekrar belirtmekte fayda var belki: bu argümanların "karşı" argüman olması, "tanrı yoktur" iddiasından değil, tartışmanın çıkış noktasının ve yürütülme mantığının farkından gelir.
  • çıkmazı öncüllerinde saklı, çalışılması mantık açısından keyifli argüman.

    konuşmaya başlamışken bu argümanın değişik versiyonları üzerinde çalışmış, versiyonlarını yaratmış bir iki isim daha zikredelim

    (bkz: gödel)
    (bkz: plantinga)

    şaşırtıcı biçimde
    (bkz: spinoza) (etik'te)

    oppenheimer ve zalta'nın konu ile ilgili çalışmaları da internette bulunabilen kapsamlı çalışmalardan.
  • tanri degil, "tanri" hakkinda bir kanit. daha acik bir sekilde dile getirmek gerekirse:

    (1) tanri, hayal edilebilen her seyden daha ustundur.

    tanri'yi, "hayal edilebilecek her seyden daha ustun" seklinde hayal ediyor, tasarliyor ve boyle tanimliyoruz. bu ilk onermeyi gordugumde, "ustunluk iliskisi nasil tanimlaniyor?" diye sormustum. cok doyurucu olmasa dam cevap ikinci onermeden geldi:

    (2) gercekte var olan bir sey, sadece zihnimizde var olan bir seyden daha ustundur.

    tamam, makul. her seyi karsilastirmak, mesela bir kalem ile bir kitabi, yahut ahmet ile mehmet'i karsilastirmak konusunda yetersiz olsa da, gercekten var olmanin, sadece zihinde var olmaktan ustun oldugunu dile getiriyor.

    (3) tanri, sadece zihinde var olamaz. cunku, eger sadece zihinde var olsaydi, "hem gercekte hem de zihinde var olan tanri", o'ndan daha ustun olur ve bu da bizi celiskiye goturur. o halde, tanri, gercekten var olmalidir.

    burada, pur mantiktan ziyade, dilin bulanikligini goruyorum ben. "tanri, sadece zihinde var olamaz" yerine "tasarlayabilecegimiz en yuce sey olarak, 'tanri', sadece zihinde var olamaz" ifadesini kullanirsak, daha acik oluruz. dikkat etmek gerekiyor ki, hala zihnin sinirlari icindeyiz. iki adet kavrami, tasarimi karsilastiriyoruz: "her seyden daha ustun olan ve sadece zihinlerde var olan" ile "her seyden daha ustun olan ve hem zihinlerde, hem de gercekte var olan." ikinci onerme geregi, ilk tasarimin celiskili, ikinci tasariminsa celiskisiz oldugu sonucuna ulasiyoruz; ve fakat daha fazlasina degil. tasarimin varlik ve yokluk hakkinda olmasi, cumleleri ve boylece kafamizi bulandiriyor sadece, o kadar. yoksa, tasarima karsilik gelen bir seyin gercekte var oldugunu ispatladigimiz filan yok yani.

    neyse, anselmus haci, iyi deneme!