şükela:  tümü | bugün
  • kıvırcık saçlı, sarhoş ve miyop bakışlı.
    hava üç derece, dar bir sokak. yalova’nın eski sokaklarından, ismet acar caddesi’nin hemen aşağı tarafında kalan mahrem avlusuyla hürriyet çıkmazı. cadde çok gürültülü ve kalabalık, yeni bir dükkan açılıyor, insanlar alışveriş yapıyor. bugün pazar. avlunun içinde genç insanlar bekliyor. renkli çorapları, uzun parkaları ve üzgün yüzleriyle. kimse bağırmıyor, bilinen bir tarihsel olayın ağıdını dinler gibi hepimiz düşünceli ve üzgünüz, feryatsız cenaze evi. gençler kenara çekiliyor, ağır ağır ilerliyor cenaze arabası. evin önünde duruyor ve sessizlik tam üç kere hep bir ağızdan bozuluyor: helal olsun, helal olsun, helal olsun. helal olsun sana onur hepimizden çok yaşadığın için, cesaretin için.
    ikindi namazını bekliyoruz. kanat sesleri ve martı çığlıkları. merkez camiinin avlusunda bir tabut daha var. o tabutun insanları genç değil ve sohbet ediyorlar. bir çocuk annesinin eteğini çekiştiriyor bağırarak, başka telaşları var. biz öyle değiliz onur, biz sessiziz ve sessizce ağlıyoruz, feryatsız. üç kez daha helal olsun ve yine kanat sesleri.
    sana geliyoruz, yol sırasında sessizliğimizi bozuyoruz, bazılarımız birbirini uzun zamandır görmemiş, eksik olanlarımızı soruyoruz, yarım yamalak gülüşler sallanıyor ağzımızın kenarında, eski bir anı canlanıyor birbirimize onu anlatıyoruz. herkes sanki biraz esrik. hepimiz kendimizden farklı duruyoruz fakat biraz benziyoruz da kendimize. ölüm insanı değiştiriyor.
    denizi ve binaları gören bir tepe. hemen ileriden koyun keleklerinin sesi geliyor, aşağıda bir halı saha var, gençlerin bağrışları duyuluyor uzaktan. gri bulutlar başımızın üzerinde uzanıyor, güneşin ısıtmayan ışıkları süzülüyor bulutların arasından. burası çok kalabalık onur. sesler geliyor, tahta sesleri, kış güneşi yavaşça kayboluyor. insan böyle zamanlarda bir mucize ilahi bir işaret bekliyor. çamurlu toprağın üzerinde karşılaştığımız tek mucize senin yaşamış olman ve seni tanımış olmak. iki adım ötede bir ibrik duruyor. plastik bir tarafı çamurlu toprağa batmış, oldukça hüzünlü görünüyor. ibriği görüyoruz, seni göremiyoruz onur. toprak ve kürek sesleri, çocuklar artık bağırmıyor maç bitmiş olmalı ya da kürek seslerinden başka bir şey duymuyoruz. hepimiz kendi yöntemlerimizce dua ediyoruz. bazılarımız sana çok kızıyoruz, bazılarımız acılarının dindiğini düşünüyoruz. tek kişilik mütevazi azınlıklarımız da mevcut. hepimizden çok yaşadığını, bu hayatı sevdiğini, mücadele ettiğini, hafızan için yeni bir dilin kelimelerini ezberlediğini, yaşarken acı çekmediğini görenlerimiz var onur. sakin gülüşünle, hafif sarhoş ve miyop bakışlarınla, parmağına taktığın kocaman yüzüklerle, insanı dostça kucaklayan karşılamalarınla, bakıldığında sevimli bir duygu hissettiren kıvırcık saçlarınla hatırlanacaksın. seni tanımak bir şanstı onur akar ve cesaretini kıskanmamak elde değildi.
  • ah be oğlum, daha sana kolye yaptıracaktım...
  • gülüşünü özleyeceğiz en çok, hoşçakal. gittiğin yer gülüşün kadar güzel olsun.
  • ben şimdi bütün bu olanları sana nasıl anlatacağım. galatasaray'ın kadıköy'de yendiğini, insanların ölümden nasıl korktuğunu, dükkanı ve kendini ayakta tutmanın ne zor olduğunu, kalbimin bunca kırılmışlığını, seni ne çok sevip ne çok özlediğimi... seni iki sene içinde nasıl bulup kaybettiğimi. hâlâ bazı geceler içimdeki sana yetişememenin o derin pişmanlığının beni sessiz sessiz ağlattığını nasıl anlatayım şimdi. hayatı ve ölümü bir sen böyle anlamıştın, bir sen hakkından geliyordun içimdeki hüznün. bir kere rüyamda görsem yetecek ama sesini bile duyamıyorum.