şükela:  tümü | bugün
  • ya da seref kulturu. ozunde cok iyi biri, ama kotu huylari var. kizini topraga diri diri de gomdurtur, namusu icin kafaya da siktirtir. once dagitalim, sonra toplayalim hadi madem.

    onur, bir kisinin kendisinin ve baskalarinin gozundeki degeri olarak tanimlaniyor, yani bir icsel -icsellestirdigimiz onurumuz, bir de dissal- yani bizim disimizdakilerin bize atfettigi degerle baglantili olan onurumuz soz konusu. 1960'larda peristiany, icsel onuru olusturan ogeleri dogruluk/durustluk *, erdem *, oz saygi/ oz degerlendirme *, onur duygusu/hissi *, ya da kisinin kendi gozundeki degeri olarak siralamis. tum bu ogelerin varolus nedeni suna yakinsiyor: tum bu ogeler, kulturel olarak kabul goren onur koduna baglilik saglayip icsellestirmemize, ve bu nedenle de onursuz davranmamak ugruna onurlu davranisa yonelip hatta bu yonde davranislarimizi surekli gozlemledigimiz bir sorumluluga sebep oluyor. bir baska deyisle de, boyle bir icsel ozellige sahip olmak, kisinin oz degerini belirlerken, ayni zamanda ahlak duygusunun da temellerini olusturuyor. kisaca onur duygusu, onur kulturlerinde varolan tum degerleri kapsayan, dahasi sosyal duzenin temelini de olusturan bir buyuk (amerikalilarin deyimiyle overarching) kavram olarak kabul ediliyor.

    peki kim bu onur kulturleri? sosyal psikolojiye ve dahi akdeniz antropolojisine gore, kabaca akdeniz kulturleri; guney ispanya, yunanistan, kibris, turkiye, misir, cezayir, vb. tum bu akdeniz kulturlerindeki inanc sistemleri, normlar, gelenekler, ve bunlarla ilgili tum sosyal pratiklerde onur kavraminin buyuk etkisi var.

    buradan sonra, yola eseklerle devam edicez diye umuyorum.
  • bu kulturlerde yasayan koftehorlar icin sizin ulke cok guzel, yine gelecek ben diyenlerin bilmedigi sey, un, sohret, intiba, forst end evir impresin etkisidir. reputation da denen ve nam'inin yurumesini saglayan sey, sosyal guven'dir, ve dissal onurun da tek ogesidir.

    bir kisinin mevcut onur kodlarina ne kadar uygun degerlere sahip oldugu ve bunu davranislarina/ yasayisina ne denli yansittigi, kisinin $anini, sohretini belirler. bu kadar ciddi bir onem atfedilince de, normal olarak birebirde kisinin oz guveniyle, oz degeriyle ve ahlak duygusuyla baglantilanir san- sohret. pitt-rivers abinin deyimiyle, "onur sadece kendimiz icin degildir dadaslar, yemeyelim birbirimizi. onur bir kisinin kendi gozundeki degeridir eyvallah ama toplum gozundeki degeridir de, ve bunu onaylatmadan rahat edemez, bu yasayis sekli ve degerlere bagliliginin taninmasini ister, bu konudaki muhtesemliginin (ki vallahi boyle anlatiyor) toplum tarafindan taninmasini ister ki, gurur duymaya hakki olsun". bu amca tipik ingiliz. onur denen bok basa bela kavrama donusse de "bizim gibi" toplumlarda, aslinda "insan haysiyeti icin yasar, onurlu bir yasam icin mucadele eder" mottosunu hice saymistir, ondan diyorum. sosyal antropolog olmasina ragmen kisisel degerlerine uzaksadigi icin yazi tarzina yansimis olabilir, gunahi boynuna. oturup da tanidigim insanlarin dedikodusuna mesai harcayacagima, koy ortaya julian'i yakalim. akademik dedikodu gibisi var mi yaa?
  • bu onur kulturlerinin ozellikleri individualism ve collectivism'le de baglantili. ee bir zahmet diye biyik alti gulumsesem de, zamaninda ne heyecanlandirmisti beni bu kavramlar be? yil 2001, ben o zaman elli bes kiloyum. daha fazlasin diyen olursa, gerekirse onurumu kurtarmak icin adam oldurebilirim, bu benim en dogal onur kulturu uyesi hakkim. simdi bu individualism- collectivism neymis bir bakin, devam edelim. ki bunun yeni modeli var, balanced integration differentiation model ilgiliyseniz o da guzel olur.
  • bir tanedir, canimdir. bu seride daha neler yok ki? next episodes:

    - masculine feminine honor
    - honor and emotions: shame and anger in honor cultures
    - cultural salience of honor
    - characterization of honor cultures
    - meaning/ loss/ enhancement of honor
    - attitudes towards sex roles in honor cultures

    ben istiyorum ki sabah aksam bunlari yazayim, sarkazm sifir, ciddiyim. fakat yapamiyorum, cunku o kadar is biriktirdim ki, stresten gebericem. peki niye burdayim? ben bu niki bosa almadim, kacmak rahatlatiyor. nereye kadar kacicam? onu da cok uzun yapamam, oluyorum deyip hayatimda yarim is birakmadigima gore bu is boyle. yemekteyiz'de onur kulturu kostumlu bir abi vardi kendine soru sorup cevaplayan, ona dondum mu? tabii ki/ yedim mi yemegi? evet, begendim mi? hayir, niye ses cikarmadim? ugrasamam. hey gidi. kisaca stres duzeyini azaltayim, buna donucem. baslamak bitirmenin yarisi, ben bu yalanla bir omur yedim mi? afiyetle.
  • (bkz: 28 şubat 2016 ekşisözlük direnişi)
    (bkz: #59097157)

    richard nisbett i`colom cohen cultura de honour` és llibres, que viuen en zones remotes de difícil accés a la llei de la cultura susceptibles de violència i que la gent es poden reproduir fàcilment la seva riquesa, que revelen que es manifesten en la societat. per exemple, els animals més propensos a la violència que les comunitats que proporcionen el suport dels agricultors; a causa que els animals robats, la terra, i molt més fàcil que el robatori de collites i ningú va a atrapar el lladre en nom de la llei, és vostè mateix única persona que pot actuar com a mesures preventives. en aquest punt, tothom hauria de saber quant es necessita per ser imprudent; vostè hauria de ser capaç d'intimidar al medi ambient. la cua mai d'agitar, s'ha de continuar d'aquesta manera tacar la seva reputació ... dient: "vaig a trencar el cap em va dir que demà böcüg" que està accedint la feina crassness.

    font: steven pinker, el slate en blanc

    editor honorari de la dignitat: en el següent entrie estat "venut la seva ànima pel bé d'entrada (666)" sálvame de la mescla. va ser un gran honor de dos bits. hümorl britànica el diccionari deshonrosa!
  • nisbett ve cohen'ın, amerika'nın kuzey ve güney bölgelerinden bir grup insanla yaptıkları, güney bölgesindeki kişilerin tahrik olmaya, provoke edilmeye daha müsait oldukları sonucuna vardıkları, aslında irrasyonel gibi görünen davranışların o şartlar altında rasyonel göründüğünü fark ettikleri deney.

    esasında amerika'nın kuzeyi ve güneyinde yaşayan insanlar arasında, şiddete eğilim yönünden herhangi bir fark yok. tek fark, güneylilerin, kendi güvenliğini uzun yıllar boyunca kendileri sağlamak zorunda kalmış, kolluk kuvvetlerinden uzak, kendi kurallarına koymak ve uygulamak zorunda olmaları. bu da, kendini koruma güdüsünün ve olası tehlike çanlarının yetişilen çevreye, yaşam koşullarına göre nasıl değişebileceğinin göstergesidir.
  • onur kültürünü somut donelerle izah edebilmek adına, bir deney yapıyorlar amerikalı sosyal bilimciler;

    köy kökenli ve şehir kökenli bir grup üniversite öğrencisinin haysiyetleriyle oynayarak, normal halleriyle öfkeyle doldukları anları kıyaslıyorlar.

    bunun için, bar fedailiği yapan çam yarması gibi bir abiyi üniversite kütüphanesinin en dar koridoruna koyuyorlar. adamla karşılaşan öğrencilerden köy kökenli olanlar, henüz kızdırılmadıkları için, çok önceden yol veriyor ayıboğana. saygı çok önemli bir şey onlar için. sorun istemiyorlar. aynı olayda, yine henüz herhangi bir hakarete maruz kalmamış şehirli çocuklar ise, sadece 1 metre kala yol veriyorlar ve gülümsüyorlar pehlivana. kafalarında net ve kırmızı çizgiler yok gibi görünüyor.

    sonra, bu iki grup öğrenciye çeşitli saygısızlıklar yapılıyor. "naber lan lapacı" diyorlar, "şakir'e çay yok" diyorlar, "lan olum sen öss'de kaydırma mı yaptın? normalde bu okulu kazanacak kafa yok da sende" diyorlar, "sana kız vermeyiz lan biz. siye buralardan" diyorlar diyorlar diyorlar...

    ardından -nasıl başardıkları benim için hala bir muamma- bu gencoları yine aynı dar koridorda yine aynı dayının karşısına çıkarıyorlar. şehirli gençlerde hiçbir değişim olmuyor(hayret. ulan insan az terslenir. hiç mi kafan atmadı o kadar lafa?). ama köy kökenli çocuklar, daha önce 3-4 metreden verdikleri yolu bu defa vermeye yanaşmıyorlar ve adamın burnuna kadar sokuluyorlar. araştırmacının ifade edişiyle, "resmen kaşınıyorlar".

    olay bu. kavga çıkmıyor tabi lan. saçmalamayın. izbandut bizim ekipten ya. neyse... işin ilginç yanı, araştırmaya katılan çocukların alayı şehirde doğup büyümüş. sadece bir kısmı köken olarak köylü. ve kültürel kökenlerindeki değerler onları hala elinde tutuyor.

    onur kültürünün bu denli güçlü kalışının bir sebebi olarak, medeniyetten ve devletin gücünden hayli uzak yerlerde yaşayan insanların hayatta kalabilmesi ve huzurlu bir hayat yaşayabilmesi için "tersinin çok ters olduğu" izlenimini oluşturma zorunluluğu gösteriliyor. güçlü durmazsan, kuyruğu dik tutmazsan ve de tehlikeli bir adam olduğun imajını çizmeyi başaramazsan, adaletin fazlasıyla subjektif olduğu o yerlerde yaşayamazsın.

    yine aynı şekilde, başkalarına mutlak saygı göstermeyi de kafanda tutacaksın ki, kimsenin tüfeğinin namlusunun ucunda kellen yer almasın.

    al pacino'nun, kör ve emekli bir subayı oynadığı scent of a woman'da yaptığı efsanevi konuşmada söylediği gibi, "hemen herkes, doğru davranışın ne olduğunu bilir".

    onur kültürüne tabi olarak yaşamlarını sürdüren insanlar da, senin benim kadar farkında doğrunun. ancak o damar öylesine güçlü ki, doğru olanın ne olduğunu bile bile olmayacak işlere kalkışıyorlar, şereflerini koruma güdüsüyle. canı kadar sevdiği öz kızını veya kardeşini katleden, saçma sapan kan davalarına onlarca kişiyi kurban vermekten imtina etmeyen, bu uğurda gerekirse köy basıp tüm köylülerin canına kıyan insanları bu perspektiften değerlendirmek gerek. belki o zaman, bu tür olayların çözümü daha olası hale gelir?
  • genelde tarım yapılması zor, dağlık arazilerde ortaya çıkan bir anlayış. arazi yapısı sebebiyle tarım yerine hayvancılıkla geçiniyor insanlar, keçi, koyun sürülerini idare ederek. tarım toplumlarında insanların birbirine ihtiyacı ve bağımlılığı fazla. oysa hayvancılık yapanlarda durum tam tersi; sürüden sadece birkaç kişi sorumlu ve her sabah uyanırken "acaba malım çalındı mı?" endişesi oluyor. bu da kendini güçlü tutmak ve güçlü göstermek, bir anlamda kuyruğu dik tutmak gerekliliğini doğuruyor; yoksa kötü niyetli kişilere direkt yem olmak söz konusu. o yüzden hem söz hem tavırlarla agresiflik düzeyi artıyor kişilerin (ve genel olarak toplumun). "adı"na gelecek en ufak bir leke, onun sonu anlamına gelebileceği için, tek kelime için kavgalar, cinayetler ortaya çıkıyor.
  • ahlakı güvencesi altına alan bir sistemi* olmayan toplumların sahip olduğu kültürdür.

    bkz.